İNCİ GÜÇLÜER-Mimar
Köşe Yazarı
İNCİ GÜÇLÜER-Mimar
 

Cumhuriyet Kimsesizlerin Kimsesidir

Atatürk bu anlamlı sözü 1 Kasım 1928 günü TBMM’ni açış konuşmasında milletvekillerine hitaben kürsüde söylemişti. Bu anlamlı sözün, Cumhuriyet öncesi toplumsal hayatımız üzerine çok sert bir gerçeği barındırdığını düşünüyorum. Onun mücadelesi başından beri salt işgalci düşmanla ve emperyal Dünya ile olmamıştı. Bütün bu çetin savaşın ardından, düşmandan temizlediği toprağında başlayacağı savaş, daha büyük ve belki de daha zordu. Çünkü bu kez karşısında cehalet, parasızlık, eğitimsizlik, türlü hastalıklar ve elbette büyük ihanetler olacaktı. Ancak asla pes etmeyen karakteri gereğince, Cumhuriyetin ilanının ardından zaten uzun yıllardır yapılması elzem olan devrimler adına kararlılıkla çalışmaya başladı. Savaşı, Saray tarafından kimsesiz ve sahipsiz bırakılmış Anadolu halkı adına neredeyse tüm Dünyaya karşı yapmış ve kazanmıştı. Cumhuriyeti de yine bu kimsesiz ve yüzyıllardır ezilip sömürülmüş halk için kurmuştu. Savaş bittiğinde Anadolu insanı öyle vahim bir yıkımın ortasındaydı ki, bu cesaret, neresinden bakarsanız bakın delilik gibiydi. Nüfusun çoğunluğu sakat, aç, evsiz ve hastaydı. Üstelik eğitimsiz ve mesleksiz de bırakılmıştı. Azınlıkların ve Levantenlerin “Dükkânlarına bir Türk’ü çırak olarak bile almamak” ortak kararı dolayısıyla, yüzlerce yıldır sadece ırgatlık ve askerlik yapmışlardı. Demircilik, marangozluk, yapı ustalığı, terzilik, berberlik, ticaret ve hatta balıkçılık gibi mesleklerin hepsi tartışmasız azınlıkların hâkimiyetindeydi. İşte Cumhuriyet bu ayrıcalıklara son vermek için kurulmuştu. Artık hiç kimseye etnik kökeni, dini, dili, maddi varlığı ve bir zümreye aidiyeti dolayısıyla ayrıcalık yapılmayacaktı. Her vatandaş yasalar önünde eşit olacaktı. Cumhuriyet eşit vatandaşlık sözü verdiği kimsesizlerin güvendiği kimse olacaktı. Böylece Anadolu insanının, bir Padişahın kulu, kölesi ve bir Halifenin ümmeti olduğu yıllar geride kalacaktı. Artık eşit vatandaşlık yürürlükteydi ve Devletin güvencesindeydi. Bu sayede nihayet azınlık kavramı da sonlandırıldı. Sömürgeci ve ayrıcalıklı Levantenlerin ticari faaliyetlerine de artık izin verilmeyecekti. Yine de uzun süre direndiler, türlü entrikalarla baskı kurup, eski düzende ısrar ettiler. Fakat Atatürk’ün tavizsiz kararlılığı sayesinde hepsi olmasa bile büyük bir kısmı, artık geri dönüşün mümkün olmayacağını görerek ülkeyi terk ettiler. Kalanlar da isimlerini değiştirerek ve yerli işbirlikçiler bularak uzun süre düzeni devam ettirmeye çalıştılar. Ancak Cumhuriyet sayesinde ülkede adil bir düzen kurma ümidi doğmuştu. Artık tarafsız mahkemelerde Türk hâkimler ve avukatlar olacaktı. Vatandaş Anayasal hakkını her alanda eşit ve adaletli Devlet kurumları sayesinde kullanabilecekti. Bunun en büyük teminatı Cumhuriyetin bağımsız kurumları olacaktı. Artık Türk hekimler, Türk öğretmenler, Türk mühendisler ve her meslekte insan gücü yetiştirilebilecekti. Savaş bittiğinde nüfusun ancak %7’si okuma yazma biliyordu. Bunların çoğu da ya asker ya da ayrıcalıklı azınlıklardı. Bu sayının da sadece binde 3’ü kadındı. Fakat çok değil birkaç yıl sonra kadın hâkim ve avukatlar, hekimler, mühendisler, öğretmenler yurdun her yerinde göreve başlayacaktı. Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesi olduğu gibi aynı zamanda benzeri görülmemiş bir kadın devrimiydi. O tarihe de dek adeta yok sayılan, eve kapatılan kadınlar, ancak Cumhuriyet sayesinde birey olabilmişti.   1935 yılında, ilk görev yeri olan Kırıkkale Keskin’deki lojmanının önünde kameraya gülümseyen bu genç kadın, Cumhuriyetin ilk kadın hâkimlerinden biri Samiye Sağanak. Bu fotoğrafa bir süre önce bir sosyal medya platformunda rastladım. Dr. Mahir Polat’ın paylaştığı bu anlamlı fotoğraf, Cumhuriyetin en kuvvetli ifadesi gibi geldi bana. O yılların çetin koşullarını bundan daha iyi ne anlatabilirdi ki? Fotoğraftaki gencecik kadın, diplomasını almaktan duyduğu gurur ve adanmışlıkla, memleketin ücra bir köşesinde göreve koşmuştu. Yaşayacağı yıkık dökük evin önünde, zarafetinden ödün vermeden öyle özgüvenle oturuyordu ki, bu sağlam duruş, oradaki herkese huzur ve güven vermiş olmalı. Samiye Sağanak o tarihte Keskin’de Cumhuriyetin saygın bir temsilcisi, kimsesiz halkın kimsesi olmuştu. Fakat daha önemlisi kendisinden sonraki nesiller için büyük ilham kaynağı olmuştu. Bu fotoğrafla aynı yıl doğan Türkân Saylan da yıllar sonra benzer bir güçlü duruş gösterecekti. Sayesinde ülkede cüzam hastalığı nadir hastalıklar sınıfına girmişti. 70’li yıllar boyunca verdiği büyük mücadele olmasaydı, belki de bugün hâlâ bu adını unuttuğumuz hastalık gündemimizde olacaktı. Sayısız yerli ve yabancı mesleki ödülün yanı sıra kimsesiz ve yoksul kız çocukları için başlattığı Kardelenler Projesi unutulabilir mi? Bu çok önemli bir Cumhuriyet projesi değilse nedir? Onun sayesinde bugün her biri köyünden meslek sahibi olarak çıkmış binlerce kız çocuğu, binlerce kurtarılmış kadın var. Türkân Saylan da Samiye Sağanak da birer Cumhuriyet kadınıydı. Üstelik Cumhuriyet öncesinde kimsesiz, ezilen, görülmeyen, önemsenmeyen bir tebaa olmalarına rağmen, Cumhuriyet sayesinde kimsesizlerin kimsesi olmuşlar, Devleti temsil etmişlerdi. Cumhuriyeti en çok kadınların kutlaması gerektiğine, en çok onların sahip çıkması gerektiğine inanıyorum. Cumhuriyetimizin 103.yılını büyük bir mutlulukla kutlarım. Herkesi kutluyorum ama kadınları daha da çok kutlarım.      
Ekleme Tarihi: 28 Ekim 2026 -Çarşamba

Cumhuriyet Kimsesizlerin Kimsesidir

Atatürk bu anlamlı sözü 1 Kasım 1928 günü TBMM’ni açış konuşmasında milletvekillerine hitaben kürsüde söylemişti.

Bu anlamlı sözün, Cumhuriyet öncesi toplumsal hayatımız üzerine çok sert bir gerçeği barındırdığını düşünüyorum.

Onun mücadelesi başından beri salt işgalci düşmanla ve emperyal Dünya ile olmamıştı. Bütün bu çetin savaşın ardından, düşmandan temizlediği toprağında başlayacağı savaş, daha büyük ve belki de daha zordu. Çünkü bu kez karşısında cehalet, parasızlık, eğitimsizlik, türlü hastalıklar ve elbette büyük ihanetler olacaktı.

Ancak asla pes etmeyen karakteri gereğince, Cumhuriyetin ilanının ardından zaten uzun yıllardır yapılması elzem olan devrimler adına kararlılıkla çalışmaya başladı.

Savaşı, Saray tarafından kimsesiz ve sahipsiz bırakılmış Anadolu halkı adına neredeyse tüm Dünyaya karşı yapmış ve kazanmıştı. Cumhuriyeti de yine bu kimsesiz ve yüzyıllardır ezilip sömürülmüş halk için kurmuştu.

Savaş bittiğinde Anadolu insanı öyle vahim bir yıkımın ortasındaydı ki, bu cesaret, neresinden bakarsanız bakın delilik gibiydi. Nüfusun çoğunluğu sakat, aç, evsiz ve hastaydı. Üstelik eğitimsiz ve mesleksiz de bırakılmıştı. Azınlıkların ve Levantenlerin “Dükkânlarına bir Türk’ü çırak olarak bile almamak” ortak kararı dolayısıyla, yüzlerce yıldır sadece ırgatlık ve askerlik yapmışlardı. Demircilik, marangozluk, yapı ustalığı, terzilik, berberlik, ticaret ve hatta balıkçılık gibi mesleklerin hepsi tartışmasız azınlıkların hâkimiyetindeydi.

İşte Cumhuriyet bu ayrıcalıklara son vermek için kurulmuştu. Artık hiç kimseye etnik kökeni, dini, dili, maddi varlığı ve bir zümreye aidiyeti dolayısıyla ayrıcalık yapılmayacaktı. Her vatandaş yasalar önünde eşit olacaktı.

Cumhuriyet eşit vatandaşlık sözü verdiği kimsesizlerin güvendiği kimse olacaktı. Böylece Anadolu insanının, bir Padişahın kulu, kölesi ve bir Halifenin ümmeti olduğu yıllar geride kalacaktı.

Artık eşit vatandaşlık yürürlükteydi ve Devletin güvencesindeydi. Bu sayede nihayet azınlık kavramı da sonlandırıldı.

Sömürgeci ve ayrıcalıklı Levantenlerin ticari faaliyetlerine de artık izin verilmeyecekti. Yine de uzun süre direndiler, türlü entrikalarla baskı kurup, eski düzende ısrar ettiler. Fakat Atatürk’ün tavizsiz kararlılığı sayesinde hepsi olmasa bile büyük bir kısmı, artık geri dönüşün mümkün olmayacağını görerek ülkeyi terk ettiler. Kalanlar da isimlerini değiştirerek ve yerli işbirlikçiler bularak uzun süre düzeni devam ettirmeye çalıştılar.

Ancak Cumhuriyet sayesinde ülkede adil bir düzen kurma ümidi doğmuştu. Artık tarafsız mahkemelerde Türk hâkimler ve avukatlar olacaktı. Vatandaş Anayasal hakkını her alanda eşit ve adaletli Devlet kurumları sayesinde kullanabilecekti. Bunun en büyük teminatı Cumhuriyetin bağımsız kurumları olacaktı.

Artık Türk hekimler, Türk öğretmenler, Türk mühendisler ve her meslekte insan gücü yetiştirilebilecekti.

Savaş bittiğinde nüfusun ancak %7’si okuma yazma biliyordu. Bunların çoğu da ya asker ya da ayrıcalıklı azınlıklardı. Bu sayının da sadece binde 3’ü kadındı.

Fakat çok değil birkaç yıl sonra kadın hâkim ve avukatlar, hekimler, mühendisler, öğretmenler yurdun her yerinde göreve başlayacaktı.

Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesi olduğu gibi aynı zamanda benzeri görülmemiş bir kadın devrimiydi. O tarihe de dek adeta yok sayılan, eve kapatılan kadınlar, ancak Cumhuriyet sayesinde birey olabilmişti.

 

1935 yılında, ilk görev yeri olan Kırıkkale Keskin’deki lojmanının önünde kameraya gülümseyen bu genç kadın, Cumhuriyetin ilk kadın hâkimlerinden biri Samiye Sağanak. Bu fotoğrafa bir süre önce bir sosyal medya platformunda rastladım. Dr. Mahir Polat’ın paylaştığı bu anlamlı fotoğraf, Cumhuriyetin en kuvvetli ifadesi gibi geldi bana.

O yılların çetin koşullarını bundan daha iyi ne anlatabilirdi ki?

Fotoğraftaki gencecik kadın, diplomasını almaktan duyduğu gurur ve adanmışlıkla, memleketin ücra bir köşesinde göreve koşmuştu. Yaşayacağı yıkık dökük evin önünde, zarafetinden ödün vermeden öyle özgüvenle oturuyordu ki, bu sağlam duruş, oradaki herkese huzur ve güven vermiş olmalı. Samiye Sağanak o tarihte Keskin’de Cumhuriyetin saygın bir temsilcisi, kimsesiz halkın kimsesi olmuştu. Fakat daha önemlisi kendisinden sonraki nesiller için büyük ilham kaynağı olmuştu.

Bu fotoğrafla aynı yıl doğan Türkân Saylan da yıllar sonra benzer bir güçlü duruş gösterecekti. Sayesinde ülkede cüzam hastalığı nadir hastalıklar sınıfına girmişti. 70’li yıllar boyunca verdiği büyük mücadele olmasaydı, belki de bugün hâlâ bu adını unuttuğumuz hastalık gündemimizde olacaktı.

Sayısız yerli ve yabancı mesleki ödülün yanı sıra kimsesiz ve yoksul kız çocukları için başlattığı Kardelenler Projesi unutulabilir mi? Bu çok önemli bir Cumhuriyet projesi değilse nedir?

Onun sayesinde bugün her biri köyünden meslek sahibi olarak çıkmış binlerce kız çocuğu, binlerce kurtarılmış kadın var.

Türkân Saylan da Samiye Sağanak da birer Cumhuriyet kadınıydı. Üstelik Cumhuriyet öncesinde kimsesiz, ezilen, görülmeyen, önemsenmeyen bir tebaa olmalarına rağmen, Cumhuriyet sayesinde kimsesizlerin kimsesi olmuşlar, Devleti temsil etmişlerdi.

Cumhuriyeti en çok kadınların kutlaması gerektiğine, en çok onların sahip çıkması gerektiğine inanıyorum.

Cumhuriyetimizin 103.yılını büyük bir mutlulukla kutlarım. Herkesi kutluyorum ama kadınları daha da çok kutlarım.

 

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
İpek
(28.10.2026 18:07 - #6469)
Cumhuriyetin özünü, sunduğu fırsat eşitliğini ve özellikle kadınların toplumdaki dönüşümünü harika örneklerle özetleyen çok kıymetli bir yazı olmuş.Kaleminize sağlık
İnci Güçlüer Çok teşekkür ederim. Biz kadınlar Atatürk'e daha çok borçluyuz. Saygıyla ve minnetle anıyorum.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.