İNCİ GÜÇLÜER-Mimar
Köşe Yazarı
İNCİ GÜÇLÜER-Mimar
 

COP31 İklim Zirvesi

1992 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sözleşmesi kapsamında her yıl sözleşmede imzası bulunan farklı bir ülkede bir dizi konferans düzenleniyor. Toplantı kısaca Küresel İklim Zirvesi olarak anılıyor. Hemen her ülke, devlet ve hükümet başkanları, ilgili bakanlıklar, bilim adamları, akademisyenler, iş adamları ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile zirveye katılım gösteriyor. Bu üst düzeyde katılımda sunulan bildiriler aracılığıyla, gezegenimizin âkıbeti sorgulanıp, iklim değişikliğinin vahim sonuçlarıyla mücadelede acil eylem planları geliştiriliyor. Önceki yıllarda Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Azerbaycan ve Brezilya’da düzenlenen Küresel İklim Zirvesi bu yıl 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Türkiye’de yapılıyor. Antalya, toplantıya ev sahipliği yapmak üzere seçildi. Bu yıl 31.si düzenlenen zirvede her yıl bu en üst düzeyde verilen geniş işbirliği mesajları ve iri iri taahhütlerin bugüne dek hangisi hakkında somut bir adım atıldığı meçhul. Görünen o ki herkes sorunları görüyor. Gezegenimizin yaklaşan sonuna ilişkin farkındalığa katkı sunuyor. Gelgelelim çözümü için geliştirilen hiçbir iyicil yaklaşıma bir türlü yaklaşan çıkmıyor. Gezegenimizin bu vahim sona hızla ilerlemesinde çok büyük payı olan büyük büyük devletler, taşın altına elini koymak yerine şık kürsü konuşmaları yapmakla yetiniyor. Bu yılın belirlenen ana başlıkları şöyle; • Sıfır atık, • Temiz enerji, • Afet ve iklim krizlerine dirençli şehirler, • Gıda güvenliği, • Denizler ve okyanuslar ekosistemi/ Biyoçeşitliliği korumak • İklim dönüşümü finansmanı / Dönüşüm için kaynak oluşturmak • Yeşil sanayileşme / Temiz ve sürdürülebilir sanayi geliştirmek • Gönüllü bir gençlik yaratmak ve onların eğitimleri • İklim kaynaklı sağlık riskleri / düşük karbon üretimi, artan ısı ve kimyasallar kaynaklı hastalık, salgın ve ölümler İklim ve doğayı korumayı amaç edinen geniş çerçeveli İklim Kanunu 2025’te imzalandı ve hâlen yürürlüktedir. Buna rağmen son bir yılda Antalya’da 12bin futbol sahası kadar ormanımız yandı. Yanı sıra çok sayıda büyük ve küçükbaş hayvan ile yaban hayatı canlısı öldü. Köyler boşaltıldı. İnsan sormadan duramıyor: Yoksa Antalya’da istenen sonuç bu muydu? Çünkü bu yangınlar önlenebilirdi. En azından, yanacak ağaç kalmayana dek sürmesine izin verilmeyebilirdi. An itibariyle yangın söndürme helikopter sayımız Yunanistan’ın gerisindedir. Zirvede Sıfır Atık hedefi anlatılacak fakat ülkemiz Avrupa’dan her yıl daha fazla plastik atık ithal ediyor. 2025 verileriyle Avrupa’dan 503.000 ton plastik atık ithal edilmiş. Bu miktar 2004’ten beri tam 430 kat artmış. Türkiye Avrupa için atıkta yıldız ülke! Sıfır atık bunun neresinde şimdi? Türkiye hâlen başa çıkamadığı, yok edemediği ve ancak %9’unu dönüştürebildiği kendi 3,3 milyon ton çöpüne ek olarak bir de Avrupa’nın çöpünü neden alıyor? Anlamak mümkün değil.   Bu çöp fazlalığının yarattığı deniz kirliliği sadece denizlerimizde kıyı ve dip kirliliğine neden olmakla kalmayıp, balıklarımızın da yok olmasına neden oluyor. Son birkaç yıldır denizlerimizde görülen ve nedeni tam olarak anlaşılamayan müsilaj belâsı, yoksa bu atıkların bir sonucu mudur? Elbette bu plastik atıkla beslenen balıkları tüketen insanımız da, türlü sağlık sorunlarına maruz kalıyor. Vücuda giren bu kimyasallar, sonuçları hemen fark edilmeyen, uzun vadeli ağır sağlık sorunlarına zemin hazırlıyor. Tarım ve hayvancılık için yarattığı tehditler de ayrı bir başlık. Bu Avrupalı atıkların yarattığı kirlilikten sadece denizlerimiz değil, ormanlarımız, nehir ve göllerimiz de payını alıyor. O nehirden su içen, o meradan ot yiyen hayvan ölümleri her geçen gün artıyor. Başa çıkılamayan çöp kirliliğinin turist sayısındaki düşüşte de mutlak bir payı var. Dolayısıyla bir de turizm sektörü, bu plastik atık kirliliğinden her yıl artan bir ivmeyle düşüş eğiliminde. Üstelik bu çöpler için inşa edilen geri dönüşüm tesisleri de sorunlu. Bu tesisler ve çöp geri dönüşümü iyi yönetilemediği için sık sık yaşanan yangınlar nedeniyle havaya çöp kaynaklı nano parçacıklar karışıyor. Bu kimyasal partiküller sonra nereye yağıyor dersiniz? Elbette ki civardaki tarlalara, tarım arazilerine, bağ ve bahçelere ve hatta nehirlere… Kendi kıyılarımızı, denizlerimizi, toprağımızı, ormanımızı, deremizi korumayıp dünyaya iklim zirvesinde koruma yöntemleri anlatmak samimi değildir. Türkiye bu yıl ev sahibi ülke olduğu için Antalya’da epeydir hummalı bir hazırlık sürüyor. Şimdiden zirve için 24 milyar TL harcandığı biliniyor. İklim için harcanmayan para organizasyon için harcanmış durumda. Organizasyonun güncel bütçesine bakalım: • Geçici yapılar: 15 milyar TL • Teknik hizmet alımı: 200 milyon TL • Etkinlik alanı altyapısı ve çevre düzenlemesi: 8 milyar TL • Havaalanı ulaşım ve yolların hazırlığı: 500 milyon TL • Konaklama ihtiyaçları: 5 milyon TL Bu zirve için bölgede alelacele 65 dönümlük ekili tarla, bağ ve bahçeye acil kamulaştırma denilerek el koyuldu. Bu değerli tarım arazilerine beton döküldü. Ne için? Expo alanı ve otopark yapımı için. Bu neyin zirvesi şimdi? İklim zirvesi hazırlıkları sürerken, bir yandan Akbelen’de ormanlarımız, zeytinliklerimiz yok ediliyor. Üzerinde meyveleriyle ağaçlar ve tarladaki mahsul söküldü. O ağaçların hepsi yüzlerce yıldır oradaydı. İklim zirvesi hazırlıkları sürerken, Çayeli’nde derelerimiz, maden tehdidi altında. Siyanürle zehirlenen toprağın ve nehirlerin doğala geri dönüşü olmayacaktır. İklim zirvesi hazırlıkları sürerken, ülkenin dört bir yanında doğa ve topraklarımız şirketlerin türlü inşaat projelerine teslim ediliyor. Sular kirleniyor. Toprak zehirleniyor. Yaban hayatı ve hatta sokak hayvanları da bu nedenle yok ediliyor. Bir yanda iklim zirvesi, diğer yanda doğa katliamı! Nerede sürdürülebilirlik, hani koruma? Bu muydu acil eylem planları?   Çayeli’nin savunması Çayeli halkına, Akbelen’in savunması Akbelen halkına bırakıldığı sürece bu katliam durmaz. Yok olan vatan toprağıdır. Geleceği, sağlığı ve yeni nesilleri tehlikede olan bu ülkenin halkıdır.
Ekleme Tarihi: 08 Ekim 2026 -Perşembe

COP31 İklim Zirvesi

1992 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sözleşmesi kapsamında her yıl sözleşmede imzası bulunan farklı bir ülkede bir dizi konferans düzenleniyor. Toplantı kısaca Küresel İklim Zirvesi olarak anılıyor.
Hemen her ülke, devlet ve hükümet başkanları, ilgili bakanlıklar, bilim adamları, akademisyenler, iş adamları ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile zirveye katılım gösteriyor. Bu üst düzeyde katılımda sunulan bildiriler aracılığıyla, gezegenimizin âkıbeti sorgulanıp, iklim değişikliğinin vahim sonuçlarıyla mücadelede acil eylem planları geliştiriliyor.

Önceki yıllarda Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Azerbaycan ve Brezilya’da düzenlenen Küresel İklim Zirvesi bu yıl 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Türkiye’de yapılıyor. Antalya, toplantıya ev sahipliği yapmak üzere seçildi.
Bu yıl 31.si düzenlenen zirvede her yıl bu en üst düzeyde verilen geniş işbirliği mesajları ve iri iri taahhütlerin bugüne dek hangisi hakkında somut bir adım atıldığı meçhul.
Görünen o ki herkes sorunları görüyor. Gezegenimizin yaklaşan sonuna ilişkin farkındalığa katkı sunuyor. Gelgelelim çözümü için geliştirilen hiçbir iyicil yaklaşıma bir türlü yaklaşan çıkmıyor.
Gezegenimizin bu vahim sona hızla ilerlemesinde çok büyük payı olan büyük büyük devletler, taşın altına elini koymak yerine şık kürsü konuşmaları yapmakla yetiniyor.

Bu yılın belirlenen ana başlıkları şöyle;
• Sıfır atık,
• Temiz enerji,
• Afet ve iklim krizlerine dirençli şehirler,
• Gıda güvenliği,
• Denizler ve okyanuslar ekosistemi/ Biyoçeşitliliği korumak
• İklim dönüşümü finansmanı / Dönüşüm için kaynak oluşturmak
• Yeşil sanayileşme / Temiz ve sürdürülebilir sanayi geliştirmek
• Gönüllü bir gençlik yaratmak ve onların eğitimleri
• İklim kaynaklı sağlık riskleri / düşük karbon üretimi, artan ısı ve kimyasallar kaynaklı hastalık, salgın ve ölümler

İklim ve doğayı korumayı amaç edinen geniş çerçeveli İklim Kanunu 2025’te imzalandı ve hâlen yürürlüktedir.
Buna rağmen son bir yılda Antalya’da 12bin futbol sahası kadar ormanımız yandı. Yanı sıra çok sayıda büyük ve küçükbaş hayvan ile yaban hayatı canlısı öldü. Köyler boşaltıldı.
İnsan sormadan duramıyor: Yoksa Antalya’da istenen sonuç bu muydu?
Çünkü bu yangınlar önlenebilirdi. En azından, yanacak ağaç kalmayana dek sürmesine izin verilmeyebilirdi. An itibariyle yangın söndürme helikopter sayımız Yunanistan’ın gerisindedir.
Zirvede Sıfır Atık hedefi anlatılacak fakat ülkemiz Avrupa’dan her yıl daha fazla plastik atık ithal ediyor.
2025 verileriyle Avrupa’dan 503.000 ton plastik atık ithal edilmiş. Bu miktar 2004’ten beri tam 430 kat artmış.
Türkiye Avrupa için atıkta yıldız ülke!
Sıfır atık bunun neresinde şimdi?
Türkiye hâlen başa çıkamadığı, yok edemediği ve ancak %9’unu dönüştürebildiği kendi 3,3 milyon ton çöpüne ek olarak bir de Avrupa’nın çöpünü neden alıyor? Anlamak mümkün değil.
 
Bu çöp fazlalığının yarattığı deniz kirliliği sadece denizlerimizde kıyı ve dip kirliliğine neden olmakla kalmayıp, balıklarımızın da yok olmasına neden oluyor. Son birkaç yıldır denizlerimizde görülen ve nedeni tam olarak anlaşılamayan müsilaj belâsı, yoksa bu atıkların bir sonucu mudur?
Elbette bu plastik atıkla beslenen balıkları tüketen insanımız da, türlü sağlık sorunlarına maruz kalıyor. Vücuda giren bu kimyasallar, sonuçları hemen fark edilmeyen, uzun vadeli ağır sağlık sorunlarına zemin hazırlıyor.
Tarım ve hayvancılık için yarattığı tehditler de ayrı bir başlık. Bu Avrupalı atıkların yarattığı kirlilikten sadece denizlerimiz değil, ormanlarımız, nehir ve göllerimiz de payını alıyor. O nehirden su içen, o meradan ot yiyen hayvan ölümleri her geçen gün artıyor.
Başa çıkılamayan çöp kirliliğinin turist sayısındaki düşüşte de mutlak bir payı var. Dolayısıyla bir de turizm sektörü, bu plastik atık kirliliğinden her yıl artan bir ivmeyle düşüş eğiliminde.
Üstelik bu çöpler için inşa edilen geri dönüşüm tesisleri de sorunlu. Bu tesisler ve çöp geri dönüşümü iyi yönetilemediği için sık sık yaşanan yangınlar nedeniyle havaya çöp kaynaklı nano parçacıklar karışıyor.
Bu kimyasal partiküller sonra nereye yağıyor dersiniz? Elbette ki civardaki tarlalara, tarım arazilerine, bağ ve bahçelere ve hatta nehirlere…
Kendi kıyılarımızı, denizlerimizi, toprağımızı, ormanımızı, deremizi korumayıp dünyaya iklim zirvesinde koruma yöntemleri anlatmak samimi değildir.
Türkiye bu yıl ev sahibi ülke olduğu için Antalya’da epeydir hummalı bir hazırlık sürüyor.
Şimdiden zirve için 24 milyar TL harcandığı biliniyor. İklim için harcanmayan para organizasyon için harcanmış durumda.

Organizasyonun güncel bütçesine bakalım:
• Geçici yapılar: 15 milyar TL
• Teknik hizmet alımı: 200 milyon TL
• Etkinlik alanı altyapısı ve çevre düzenlemesi: 8 milyar TL
• Havaalanı ulaşım ve yolların hazırlığı: 500 milyon TL
• Konaklama ihtiyaçları: 5 milyon TL

Bu zirve için bölgede alelacele 65 dönümlük ekili tarla, bağ ve bahçeye acil kamulaştırma denilerek el koyuldu. Bu değerli tarım arazilerine beton döküldü.
Ne için?
Expo alanı ve otopark yapımı için.
Bu neyin zirvesi şimdi?
İklim zirvesi hazırlıkları sürerken, bir yandan Akbelen’de ormanlarımız, zeytinliklerimiz yok ediliyor. Üzerinde meyveleriyle ağaçlar ve tarladaki mahsul söküldü. O ağaçların hepsi yüzlerce yıldır oradaydı.
İklim zirvesi hazırlıkları sürerken, Çayeli’nde derelerimiz, maden tehdidi altında. Siyanürle zehirlenen toprağın ve nehirlerin doğala geri dönüşü olmayacaktır.
İklim zirvesi hazırlıkları sürerken, ülkenin dört bir yanında doğa ve topraklarımız şirketlerin türlü inşaat projelerine teslim ediliyor. Sular kirleniyor. Toprak zehirleniyor. Yaban hayatı ve hatta sokak hayvanları da bu nedenle yok ediliyor.
Bir yanda iklim zirvesi, diğer yanda doğa katliamı!
Nerede sürdürülebilirlik, hani koruma? Bu muydu acil eylem planları?
 
Çayeli’nin savunması Çayeli halkına, Akbelen’in savunması Akbelen halkına bırakıldığı sürece bu katliam durmaz.
Yok olan vatan toprağıdır. Geleceği, sağlığı ve yeni nesilleri tehlikede olan bu ülkenin halkıdır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
İpek
(08.10.2026 13:26 - #6384)
24 milyar TL bütçeli bir organizasyona ev sahipliği yaparken, kendi ormanlarımızı koruyamamamız ve plastik atık ithalat şampiyonu olmamız büyük bir çelişki. Kaleminize sağlık...
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.