Yönetmen Tunç Başaran’ın 1989 tarihli “Uçurtmayı Vurmasınlar” isimli filmini hatırlayanlar bilir: Başlıktaki replik, cezaevindeki bir kadın mahkûmun henüz 4-5 yaşlarındaki küçük oğlu Barış’a aittir.
Küçük Barış’ın cezaevindeki küçük dünya dışında bir anısı yoktur. Annesinin cezasını onunla birlikte çekmekte olan bu küçük çocuğun masumiyeti, film boyunca yönetmenin yaslandığı tek güzellik ve umuttur. İzlemediyseniz öneririm.
Barış o yaştaki her çocuk gibi altını ıslattığında annesine “Ben yapmadım Miki yaptı” diyerek kendisini savunur. Böylece koğuştaki herkesi kahkahaya boğan Barış, suçu bir çizgi film karakteri olan Miki’nin üstüne atarak işin içinden sıyrılmak ister. Çamaşırının üzerindeki Miki çıkartması imdadına yetişmiştir.
Bu çocuksu ve masum refleks, aslında suç işleyen yetişkinlerin de kurtuluş için ilk aklına gelen çözüm yoludur.
Suçtan kendisini sıyırmak isteyen kişi, ilk önce bir günah keçisi bulup işaret eder. Hatta onun cezalandırılması için elinden geleni yapar. Her vesileyle çıkıp bu yönde beyanat verir. Geri planda onu korumaya çalışsa bile toplum önünde sürekli olarak seçtiği bu kişiyi hedef gösterir.
Ben yapmadım işte o yaptı. O yaptırdı. O başlattı. Haberim yoktu. Beni de kandırdı. Şeytana uydum. Nefsime yenildim.
Bu türlü sayısız ifadeyle kendisini aklamaya, olayın uzağında tutmaya çalışır.
Fakat suç eğer organize bir suç ise ve çok sayıda kişi işin içindeyse, bir günah keçisini ortaya atmak çoğunlukla olayın üstünü kapatmaya yetmez. Olaylar çorap söküğü gibi aydınlandıkça ve işin gitgide kendisine yaklaşacağını gördükçe daha etkili savunma yöntemleri bulmak zorunda kalır.
Bu kez der ki “Ucu nereye ve kime varırsa varsın suçlular cezalandırılacaktır” “Kimse endişe etmesin, gereği yapılacaktır” “Şüphesiz ki tüm suçlular en ağır şekilde cezalandırılacaktır”
Oysa dikkatli bakan görecektir ki bu beyanların altından geçen çok net bir altyazı vardır. Suçluluk psikolojisiyle kendini aklamaya çırpınan kişinin bu söylemlerinin altyazısı şudur: Ucunda kesinlikle ben yokum. Tabii ki ben suçlu değilim. Ben suçlu değil yargı tarafındayım. Sakın beni suçlu sanmayın. Ben suçlu olsam böyle der miyim hiç? Suçlu olsam suçlunun peşine düşer miyim hiç? Hiç ummadığım kişiler beni de kandırdı. Hiç haberim olmadan neler yapılmış böyle…
Bu Makyavelist söylemler belki kişinin çevresindeki birkaç kişiyi kandırır. Fakat suçluluk psikolojisini biraz olsun çözümlemiş insanların bu söylemlere inanması güçtür.
Bir devlette çok geniş yetkilerle donanmış bir bürokrat varsa, onun etrafında toplanan diğerlerinin bir göreve atanmaları ve görevde kalma süresi bu bir kişinin elindedir. Dolayısıyla diğerlerinin hiçbir adımı kendi kararlarıyla gerçekleşemeyeceği gibi ondan habersiz bir iş de yapamazlar.
Kitaplığımda ara sıra tekrar elime aldığım ve tesadüfi birkaç sayfasını okuduğum kitaplar vardır. Bunlardan biri de Niccolo Machiavelli’nin “Hükümdar ”isimli kitabı.
Bilirsiniz Floransalı Machiavelli (1469-1527) talep üzerine Krallara hitaben yazdığı ve “kitlelere hükmetme prensipleri”ni anlattığı bir kitap sunmuş devlet adamıdır. Prensiplerinin ne kadar etik olduğu tartışılsa da Machiavelli’nin insan psikolojisini ve kitle davranışlarını çok iyi çözümlemiş biri olduğu kesin.
Kitaptan kısa bir alıntı yapmak isterim.
Dük Valentino olarak bilinen Cesar Borgia babasının serveti ve yardımıyla hükümdar olmuş bir tarihi karakter. Hükümdarlığını tesis etmek, ülkedeki kaos ortamını düzeltmek ve kendisini isyankâr halka kabul ettirmek için Remiro isimli deneyimli, işbilir fakat sert bir memurunu işbaşına getirir.
Kısa süre içinde işleri yoluna koyup, halkı biat ettiren, huzur ve güven ortamını kuran Remiro sayesinde, Dük itibar ve saygınlık kazanır. Ardından bu otoriter memurun sert uygulamalarına artık ihtiyaç kalmadığını düşünüp, halkın nefretini kendi üzerine çekmemek için bir sivil mahkeme kurdurur. Başına getirdiği yargıçlar sayesinde bir süredir halka uygulanan şiddetin kendisinden değil, atanmış bakanından kaynaklandığını göstermek ister. Yeterince şikâyet ve bahane toplandıktan sonra ise Remiro’nun başını vurdurup bir süre meydanda sergiletir.
Bu beklenmedik son üzerine halk ne yapmış derseniz, yazayım. Hükümdarı alkışlayıp bağlılık sloganları atmışlar.
Şu İtalyanlar ilginç insanlar değil mi?
