Hüsnü MERDANOĞLU-Araştırmacı Yazar
Köşe Yazarı
Hüsnü MERDANOĞLU-Araştırmacı Yazar
 

TARİHİ GERÇEKLER IŞIĞINDA TÜRK-KÜRT SOY BİRLİKTELİĞİ

“Çerçeve Yasa” olarak dillendirilen,içeriği henüz içeriği belli olmadantasarı metni siyasi iktidara yakın kimi milletvekilleri tarafındanimzalanan, “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” adı ile yasalaşan metninde “Kürt”, “Kürtçe”, “Kürt halkı” gibi ifadeler yok ise de,  Kanunun teklif gerekçesinde; “Kürt vatandaşlarımız” ifadesiningeçmesi, TBMM Genel Kurulu'ndaki konuşmalarda “Kürt”, “Kürt sorunu” gibi ifadelerin çok kez yinelenmiş olması, Emperyalizmin güdümünde,bölücü Ermeni destekli bir örgüt olmasına karşın, Kürt örgütüolarak dillendirilenPKK/KCK'nin(Kürdistan İşçi Partisi/Kürdistan Topluluklar Birliği)kapatılmasını, örgüt mensupları için kimi hukuki koşulların belirlenmesi, Yasanın Kürtmeselesiyle / konusuyla ilgiliolduğu bilinmektedir. Türk Dil Kurumu “ mesele”sözcüğünü “sorun” olarak Türkçeleştirmekte, genel olarak siyasi, hukuki, eşit haklaryönünden çözülmesi gereken konuları içermektedir.Kimi sorunlar ise sorundan yararlanmak isteyenler tarafından yaratılıp, kışkırtılmaktadır. Türler ile soy birlikteliği olan Kürt sorununun yaratılması da Türkiye’nin parçalanmasından yarar umanların yaratığı bir konudur. ** Başta Atatürk olmak üzere ülkemizin birliği, halkımızın dirliği ve bütünlüğü için yaşamlarını hiçe sayarak uğraş verenler, Ulusal Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşı koşullarında Kürt konusuna Misakı Milli çerçevesi içinde yaklaşmışlardır. Kurtuluşu ve kuruluşu gerçekleştiren kadrolar, “Kürt”nitelendirip ayrıştırılmak istenilen yurttaşlarımızı, Anadolu’muzun has evladı, ulusal kurtuluş uğraşının bir öğesi olarak görmüşlerdir. Türkler ile Kürtlerin aynı (Turan) kökenden geldiklerini, birlikte yaşamak durumunda olduklarını, birbirlerinden ayrılmalarının her iki taraf için de olumsuz sonuçlar doğuracağını düşünmüşlerdir.  Bu yaklaşım; ülkemizin kuruluş ve gelişmesinin ideolojisi olan Kemalizm’e sözde değil özde bağlı olan, ülkemizin stratejik konumunu bilen, emperyalist güçlerin kurgularını gören yurtseverler için dün de doğruydu, bugün de doğrudur.    Yakın tarihimizde; Koçgiri, Şeyh Sait ve Dersim isyanları gibi devlete yönelik başkaldırılar ve PKK isyanı Kürt etnik kimliği kullanılarak yapılmış ve yapılmaktadır. Bu nedenle, Kürt konusunda doğru değerlendirmede bulunabilmek, Kürt- Kürtlük ve Türklerle olan yakınlıklarını görebilmek için tarihi gerçekleri bilmek gerekir. Türkler ile Kürt olarak farklılaştırılmak istenilenlerin aynı bayrak altında yaşama, aynı yurdu paylaşma birlikteliğinden öte, aynı soydan olmaları ve evlilikler nedeniyle akrabalık ve hısımlık bağlarının perçinleşmiş olduğu da bir gerçektir. Kürt Milleti Dayatma Çabaları Ayrı bir Kürt milletinin varlığını kanıtlama çabaları geçmişe dayanmaktadır. Sü­mer eşik tabletlerinde "Kardaka" söz­cüğüne rastlanınca bunun "Kürt" ülkesi olabileceğinde ısrarlı olan Eski Yunan yazarı Ksenephon ile Rus yazarı Minorsky'nin bu ısrarları kanıtlanmış değildir.(Baki Öz, Dersim Olayı,Can Yayınları, 2. Baskı, 2008, s. 25)..Ancak sürekli olarak tarihte bir Kürt devletinin var olduğunu kanıtlama çabaları yanında, bu çabaların boşa olduğuna yönelik belge ve bilgilerin ortaya konulması çabaları da sürmektedir. M.Ö. 2000 yılındaki Sümer tabletlerinde Kardaka adlı bir bölgeden bahseden belge bulunmuş, M.Ö. 5. yüzyıla gelindiğinde bölgenin tarihini yazan Herodot tarihinde, Kardu veya Kardaka adına rastlanılmamıştır. Daha sonraYunanlı Xenophon (Ksenefon)’un “Anabasisi/Onbinler” adını taşıyan kitabında; M.Ö. 401 yıllarında Doğu Anadolu’da dağlık bir bölgeden geçen Yunanlıların karşılaştıkları Karduk adlı bir topluluktan bahsedilmiştir."Kardu/Kardukhalkı"nın Kürt­lerin kökenini oluşturduğu yönündeki görüşler ileri sürülmüştür. Araştırmacı Lehmann-Haupt’a göre, Kardukalar M.Ö. 5. yüzyıl sonunda Doğu Dicle (Botan suyu) ve Batı Dicle’nin birleştiği topraklarda yaşamışlardır. TheodorNöldeke ve RachelHartman’ın yapıtlarında ise, Kürtlerin yakın zamanlarda Pers (İran‘ın Doğusu) ülkesinden gelerek buraya yerleştikleri ve Karduklarla Kürtlerin bir ilişkisinin olmadığı ifade edilmiştir. Aslında Karda adı Musul’un Ninova bölgesinde bir kasabanın adıdır. Dolayısıyla Karda, bir topluluk ve millet adından daha çok bir şehir adıdır. Tarihi kaynaklarda Kürtlerin yaşadığı coğrafya sayılırken Karda bölgesinden bahsedilmemesi de, Karda ve Kürt adı arasında bir ilişkinin olmadığını ortaya koymaktadır.[1] Ayrıca bu tez,Nöldekeve Weisbachtarafından çürütülmüştür.             Kürtçenin İran dili ile benzerliğine dayanan Minorsky tarafından Kürtlerin (Med) İran kökenli olduğu tezi geliştirilmiştir. Osmanlı’nın sık kullandığı "Ekrad" sözünün de "İrani" ve "İranileştirilmiş" aşiret­ler anlamında olduğu ileri sürülmüştür. Oysa arkeolojik buluntular Kürtlerin Med istilasından önce var olduklarını göstermiş olmakla,  Kürtlerin, Med kökenli olmadıkları da anlaşılmıştır.     Bir görüş de; Kürtlerin Arap kökenli oldukları yönündedir. Arap kaynakların Kürtlerden "Kurd", "Kürdi" ve çoğul olarak "Ekrad" olarak söz etmeleri bu görüşe kanıt olarak gösterilmek istenmiştir. Oysa Araplar, “İrani" ya da "İranileştirilmiş" kabileler karışımını "Kurd", çoğulunu da "Ekrad" olarak adlandırmışlardır.             Bir başka görüş; Kürtlerin Hind-Avrupa kökenli olduğu yönündedir. Kürtlerin Ari ırkından oldukları savunmuştur.  Oysa kimi yazarlar "Ari dil" olabileceğini, ancak "Ari ırk" ola­mayacağını saptayarak bu görüşü çürütmüşlerdir. Ari olan Medler, dillerini Kürtçeye aşılamışlardır. Diğer bir görüş; Kürtlerin Gürcü-Ermeni kökenli oldukları yönündedir.  Hoybun Örgütü propa­gandasına malzeme olan bu görüş yanlıları; Ermenilerin Kürtlerle akraba olduğunu savunmaktadır. Dünyadaki bütün kavimlerin birbirleri ile akraba olduğu gerçeği karşısında, bu tezin de bir anlamı kalmamaktadır.    Altıncı görüşe göre; Kürt­lerin Gutti-Sümer kökenli oldukları bağlamında,  Zagros dağlarında M. Ö. III. binli yıllarda yaşayan Guti ve Sümerlerin Kürtlere kaynaklık ettikleri savunulmaktadır. Bilimsel bir dayanağı olmayan bu yaklaşımla, “On bin yıllık bir Kürt tarihinden söz etmek, Kürtlerin varlığını yazının bulunmasından çok çok öncelere götürerek uygar­lıkla ilişkilendirmek, bilim ciddiyetiyle” bağdaşmamaktadır. Kürtlerin kökenine ilişkin bir baş­ka görüş de; Kürtlerin Turan kökenli olduğu yönündedir. XX. yüzyılın başlarında Kürt hareketinin öncülüğünü ya­panlardan ve daha sonraları yanlışından dönenlerden M. Şükrü Sekban "Türk" ve "Kürt"ün birer adlandırmadan öte anlam taşımadığını, aile adının "Turani" olduğunu belirtmiştir. Kürtlerle Türklerin aynı ırktan ve "kardeş çocukları" olduklarını, bir ulus olarak yaşamaları gerektiğini belirtmiştir. Sos­yolog Ziya Gökalp de "Kürt" ile "Türkmen"in birbirinden ayrılmayacak benzerlikler gösterdiği kanısındadır. Gökalp, antropolojik açıdan Kürt ile Türk insanı arasında hiçbir farkın olmadığını vurgulamıştır.[1] “XVI. yüzyılın Kürt yapıtlarında "Şerefname" "Kürt Döğer" adında bir Kürt boyundan söz eder ki, Döğerler Oğuz boylarından biridir. Kürtler ayrı bir ırk değildir. Kürtlerle Türkler aynı ırktandırlar. Her ikisi de Orta Asya'dan değişik zamanlarda gelmiş, kardeş öğelerdir.”[2] Kürtlerin kökenine yönelik görüşlerin hepsi de, kanıtlanmamış, dolayısı ile doğru olmayan görüşlerdir. Esasında; -Kürtlere köken aramak, onları Türklerden koparmaya yönelik emperyalist içerikli siyasi bir çabadır. -Bu çaba, böl ve yönet, ayır ve hükmet siyasetini yaşam yöntemi haline getirmişi olan emperyalist devletlerin desteğinde yürütülmektedir. -Hiçbir tarihi gerçek, siyasi, kültürel ve yaşamın her alanında Türk-Kürt soy birlikteliğini yadsıyamamaktadır.  M.Ö. 13 yüzyılda, “Orarto”da (Urartu’da) oturan ve “Haiti–lohorta” adıyla anılan “Goto-Hitit Türkleri”, yüzyıllar boyunca Asurilerle savaşmışlar ve 17 kez büyük savaş kazanmışlardır. Urartu'da oturan bu ırk ilk önce “Gotto” (yani kavgacı) adıyla tanınmışlardır. Gotto adı, Asuriler tarafından Gerdo'ya çevrilmiş ve Gerdo sözü de o dönemde “Kürdo” şeklinde konuşulmuştur. Tarihçilere göre Kürdo sözü Lohorto’dan alınmıştır. Lohorto Türkleri, Cengiz'in “bey” anlamında kullandığı Kürt sözünü, kendi ağalarına yakıştırmışlardır. Lohorto'dan çıkmış olan Kürt kelimesi; “Hort”, “yiğit” demektir.(M. Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Kardeş Matbaası, 3. Baskı, Ankara, 1970, s.19). Yüzyıllardan beri Anadolu’yu yurt edinmiş olan Türkler ile Kürtler, ortak tarih ve kader birliği içinde yaşamışlar/yaşamaktadırlar. Cephelerde saldırganlara karşı birlikte savunma yapmışlar, karşılıklı evliliklerle aile birlikteliği oluşturmuşlar, dinî ve kültürel ilişkiler yoluyla geniş ölçüde toplumsal kaynaşma yaşatmışlardır. Ülkemizi düşmandan ve düşman ile işbirliği yapanlardan kurtaran, yaşamında yeryüzünde en saygın devleti kuran Kemal Atatürk’ün ifadesiyle; “Kürtler ve Türklerin et ile tırnak gibi birbirine bağlıdırlar.” Emperyalizm beklentileri boşa çıkarmak için bu bağın güçlendirilerek korunması gerekir.   [1] Ömer Özüyılmaz, “Kürtlerin Kart-Kardu Kökenli Oldukları Tezi” http://www.gurmanc.com/index. [2] Baki Öz, a.g.y., s. 25-28. [3]A.g.y., s. 29.    
Ekleme Tarihi: 14 Ağustos 2026 -Cuma

TARİHİ GERÇEKLER IŞIĞINDA TÜRK-KÜRT SOY BİRLİKTELİĞİ

Çerçeve Yasa” olarak dillendirilen,içeriği henüz içeriği belli olmadantasarı metni siyasi iktidara yakın kimi milletvekilleri tarafındanimzalanan, “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” adı ile yasalaşan metninde “Kürt”, “Kürtçe”, “Kürt halkı” gibi ifadeler yok ise de,  Kanunun teklif gerekçesinde;

“Kürt vatandaşlarımız” ifadesiningeçmesi,

TBMM Genel Kurulu'ndaki konuşmalarda “Kürt”, “Kürt sorunu” gibi ifadelerin çok kez yinelenmiş olması,

Emperyalizmin güdümünde,bölücü Ermeni destekli bir örgüt olmasına karşın, Kürt örgütüolarak dillendirilenPKK/KCK'nin(Kürdistan İşçi Partisi/Kürdistan Topluluklar Birliği)kapatılmasını, örgüt mensupları için kimi hukuki koşulların belirlenmesi, Yasanın Kürtmeselesiyle / konusuyla ilgiliolduğu bilinmektedir.

Türk Dil Kurumu “ mesele”sözcüğünü sorun” olarak Türkçeleştirmekte, genel olarak siyasi, hukuki, eşit haklaryönünden çözülmesi gereken konuları içermektedir.Kimi sorunlar ise sorundan yararlanmak isteyenler tarafından yaratılıp, kışkırtılmaktadır. Türler ile soy birlikteliği olan Kürt sorununun yaratılması da Türkiye’nin parçalanmasından yarar umanların yaratığı bir konudur.

**

Başta Atatürk olmak üzere ülkemizin birliği, halkımızın dirliği ve bütünlüğü için yaşamlarını hiçe sayarak uğraş verenler, Ulusal Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşı koşullarında Kürt konusuna Misakı Milli çerçevesi içinde yaklaşmışlardır.

Kurtuluşu ve kuruluşu gerçekleştiren kadrolar, “Kürt”nitelendirip ayrıştırılmak istenilen yurttaşlarımızı, Anadolu’muzun has evladı, ulusal kurtuluş uğraşının bir öğesi olarak görmüşlerdir.

Türkler ile Kürtlerin aynı (Turan) kökenden geldiklerini, birlikte yaşamak durumunda olduklarını, birbirlerinden ayrılmalarının her iki taraf için de olumsuz sonuçlar doğuracağını düşünmüşlerdir.

 Bu yaklaşım; ülkemizin kuruluş ve gelişmesinin ideolojisi olan Kemalizm’e sözde değil özde bağlı olan, ülkemizin stratejik konumunu bilen, emperyalist güçlerin kurgularını gören yurtseverler için dün de doğruydu, bugün de doğrudur.

   Yakın tarihimizde; Koçgiri, Şeyh Sait ve Dersim isyanları gibi devlete yönelik başkaldırılar ve PKK isyanı Kürt etnik kimliği kullanılarak yapılmış ve yapılmaktadır. Bu nedenle, Kürt konusunda doğru değerlendirmede bulunabilmek, Kürt- Kürtlük ve Türklerle olan yakınlıklarını görebilmek için tarihi gerçekleri bilmek gerekir.

Türkler ile Kürt olarak farklılaştırılmak istenilenlerin aynı bayrak altında yaşama, aynı yurdu paylaşma birlikteliğinden öte, aynı soydan olmaları ve evlilikler nedeniyle akrabalık ve hısımlık bağlarının perçinleşmiş olduğu da bir gerçektir.

Kürt Milleti Dayatma Çabaları

Ayrı bir Kürt milletinin varlığını kanıtlama çabaları geçmişe dayanmaktadır. Sü­mer eşik tabletlerinde "Kardaka" söz­cüğüne rastlanınca bunun "Kürt" ülkesi olabileceğinde ısrarlı olan Eski Yunan yazarı Ksenephon ile Rus yazarı Minorsky'nin bu ısrarları kanıtlanmış değildir.(Baki Öz, Dersim Olayı,Can Yayınları, 2. Baskı, 2008, s. 25)..Ancak sürekli olarak tarihte bir Kürt devletinin var olduğunu kanıtlama çabaları yanında, bu çabaların boşa olduğuna yönelik belge ve bilgilerin ortaya konulması çabaları da sürmektedir.

M.Ö. 2000 yılındaki Sümer tabletlerinde Kardaka adlı bir bölgeden bahseden belge bulunmuş, M.Ö. 5. yüzyıla gelindiğinde bölgenin tarihini yazan Herodot tarihinde, Kardu veya Kardaka adına rastlanılmamıştır. Daha sonraYunanlı Xenophon (Ksenefon)’unAnabasisi/Onbinler” adını taşıyan kitabında; M.Ö. 401 yıllarında Doğu Anadolu’da dağlık bir bölgeden geçen Yunanlıların karşılaştıkları Karduk adlı bir topluluktan bahsedilmiştir."Kardu/Kardukhalkı"nın Kürt­lerin kökenini oluşturduğu yönündeki görüşler ileri sürülmüştür. Araştırmacı Lehmann-Haupt’a göre, Kardukalar M.Ö. 5. yüzyıl sonunda Doğu Dicle (Botan suyu) ve Batı Dicle’nin birleştiği topraklarda yaşamışlardır. TheodorNöldeke ve RachelHartman’ın yapıtlarında ise, Kürtlerin yakın zamanlarda Pers (İran‘ın Doğusu) ülkesinden gelerek buraya yerleştikleri ve Karduklarla Kürtlerin bir ilişkisinin olmadığı ifade edilmiştir. Aslında Karda adı Musul’un Ninova bölgesinde bir kasabanın adıdır. Dolayısıyla Karda, bir topluluk ve millet adından daha çok bir şehir adıdır. Tarihi kaynaklarda Kürtlerin yaşadığı coğrafya sayılırken Karda bölgesinden bahsedilmemesi de, Karda ve Kürt adı arasında bir ilişkinin olmadığını ortaya koymaktadır.[1] Ayrıca bu tez,Nöldekeve Weisbachtarafından çürütülmüştür.

            Kürtçenin İran dili ile benzerliğine dayanan Minorsky tarafından Kürtlerin (Med) İran kökenli olduğu tezi geliştirilmiştir. Osmanlı’nın sık kullandığı "Ekrad" sözünün de "İrani" ve "İranileştirilmiş" aşiret­ler anlamında olduğu ileri sürülmüştür. Oysa arkeolojik buluntular Kürtlerin Med istilasından önce var olduklarını göstermiş olmakla,  Kürtlerin, Med kökenli olmadıkları da anlaşılmıştır.

    Bir görüş de; Kürtlerin Arap kökenli oldukları yönündedir. Arap kaynakların Kürtlerden "Kurd", "Kürdi" ve çoğul olarak "Ekrad" olarak söz etmeleri bu görüşe kanıt olarak gösterilmek istenmiştir. Oysa Araplar, “İrani" ya da "İranileştirilmiş" kabileler karışımını "Kurd", çoğulunu da "Ekrad" olarak adlandırmışlardır.

            Bir başka görüş; Kürtlerin Hind-Avrupa kökenli olduğu yönündedir. Kürtlerin Ari ırkından oldukları savunmuştur.  Oysa kimi yazarlar "Ari dil" olabileceğini, ancak "Ari ırk" ola­mayacağını saptayarak bu görüşü çürütmüşlerdir. Ari olan Medler, dillerini Kürtçeye aşılamışlardır.

Diğer bir görüş; Kürtlerin Gürcü-Ermeni kökenli oldukları yönündedir.  Hoybun Örgütü propa­gandasına malzeme olan bu görüş yanlıları; Ermenilerin Kürtlerle akraba olduğunu savunmaktadır. Dünyadaki bütün kavimlerin birbirleri ile akraba olduğu gerçeği karşısında, bu tezin de bir anlamı kalmamaktadır.   

Altıncı görüşe göre; Kürt­lerin Gutti-Sümer kökenli oldukları bağlamında,  Zagros dağlarında M. Ö. III. binli yıllarda yaşayan Guti ve Sümerlerin Kürtlere kaynaklık ettikleri savunulmaktadır. Bilimsel bir dayanağı olmayan bu yaklaşımla, “On bin yıllık bir Kürt tarihinden söz etmek, Kürtlerin varlığını yazının bulunmasından çok çok öncelere götürerek uygar­lıkla ilişkilendirmek, bilim ciddiyetiyle” bağdaşmamaktadır.

Kürtlerin kökenine ilişkin bir baş­ka görüş de; Kürtlerin Turan kökenli olduğu yönündedir. XX. yüzyılın başlarında Kürt hareketinin öncülüğünü ya­panlardan ve daha sonraları yanlışından dönenlerden M. Şükrü Sekban "Türk" ve "Kürt"ün birer adlandırmadan öte anlam taşımadığını, aile adının "Turani" olduğunu belirtmiştir. Kürtlerle Türklerin aynı ırktan ve "kardeş çocukları" olduklarını, bir ulus olarak yaşamaları gerektiğini belirtmiştir. Sos­yolog Ziya Gökalp de "Kürt" ile "Türkmen"in birbirinden ayrılmayacak benzerlikler gösterdiği kanısındadır. Gökalp, antropolojik açıdan Kürt ile Türk insanı arasında hiçbir farkın olmadığını vurgulamıştır.[1]XVI. yüzyılın Kürt yapıtlarında "Şerefname" "Kürt Döğer" adında bir Kürt boyundan söz eder ki, Döğerler Oğuz boylarından biridir. Kürtler ayrı bir ırk değildir. Kürtlerle Türkler aynı ırktandırlar. Her ikisi de Orta Asya'dan değişik zamanlarda gelmiş, kardeş öğelerdir.”[2]

Kürtlerin kökenine yönelik görüşlerin hepsi de, kanıtlanmamış, dolayısı ile doğru olmayan görüşlerdir. Esasında;

-Kürtlere köken aramak, onları Türklerden koparmaya yönelik emperyalist içerikli siyasi bir çabadır.

-Bu çaba, böl ve yönet, ayır ve hükmet siyasetini yaşam yöntemi haline getirmişi olan emperyalist devletlerin desteğinde yürütülmektedir.

-Hiçbir tarihi gerçek, siyasi, kültürel ve yaşamın her alanında Türk-Kürt soy birlikteliğini yadsıyamamaktadır. 

M.Ö. 13 yüzyılda, “Orarto”da (Urartu’da) oturan ve “Haiti–lohorta” adıyla anılan “Goto-Hitit Türkleri”, yüzyıllar boyunca Asurilerle savaşmışlar ve 17 kez büyük savaş kazanmışlardır. Urartu'da oturan bu ırk ilk önce “Gotto” (yani kavgacı) adıyla tanınmışlardır. Gotto adı, Asuriler tarafından Gerdo'ya çevrilmiş ve Gerdo sözü de o dönemde “Kürdo” şeklinde konuşulmuştur. Tarihçilere göre Kürdo sözü Lohorto’dan alınmıştır. Lohorto Türkleri, Cengiz'in “bey” anlamında kullandığı Kürt sözünü, kendi ağalarına yakıştırmışlardır. Lohorto'dan çıkmış olan Kürt kelimesi; “Hort”, “yiğit” demektir.(M. Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Kardeş Matbaası, 3. Baskı, Ankara, 1970, s.19).

Yüzyıllardan beri Anadolu’yu yurt edinmiş olan Türkler ile Kürtler, ortak tarih ve kader birliği içinde yaşamışlar/yaşamaktadırlar. Cephelerde saldırganlara karşı birlikte savunma yapmışlar, karşılıklı evliliklerle aile birlikteliği oluşturmuşlar, dinî ve kültürel ilişkiler yoluyla geniş ölçüde toplumsal kaynaşma yaşatmışlardır.

Ülkemizi düşmandan ve düşman ile işbirliği yapanlardan kurtaran, yaşamında yeryüzünde en saygın devleti kuran Kemal Atatürk’ün ifadesiyle; “Kürtler ve Türklerin et ile tırnak gibi birbirine bağlıdırlar.” Emperyalizm beklentileri boşa çıkarmak için bu bağın güçlendirilerek korunması gerekir.

 

[1] Ömer Özüyılmaz, “Kürtlerin Kart-Kardu Kökenli Oldukları Tezi” http://www.gurmanc.com/index.

[2] Baki Öz, a.g.y., s. 25-28.

[3]A.g.y., s. 29.

 

 
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.