Hüsnü MERDANOĞLU-Araştırmacı Yazar
Köşe Yazarı
Hüsnü MERDANOĞLU-Araştırmacı Yazar
 

NATO'NUN VE ABD'NİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

            Üst düzey devlet adamlarının katıldığı NATO toplantısı, 7-8 Temmuz 2026 da Kuvayı Milliye’nin ve Cumhuriyetimizin başkenti Ankara’da yapıldı.             Bu toplantı, ülkemizin ve başkentimiz Ankara’nın dünya kamuoyunda sıkça anılmasını gündeme getirmesi yönüyle de elbette yararlı olmuştur. Acaba NATO kuruluşu ülkemiz için ne denli yararlı?                                                                                 **             NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), Kuzey Amerika ile Avrupa devletlerinden 32 ülkenin siyasi ve askeri birlikteliğinden oluşan ittifak olup, 4 Nisan 1949'da; üye ülkelerin özgürlük ve güvenliklerini korumak ve haksız saldırılar karşısında korunması (meşru müdafaa) esasına dayalı ortak savunma sağlamak amacıyla kurulmuştur.             Ortak savunmanın kökeninde; İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Doğu Avrupa’da yaşanan olaylar ve SSCB’nin siyasi ve askeri tehditlere karşı ortak bir savunma sistemi kurmak yer almıştır. Ülkemizin NATO üyeliğine ilk başvurusu 1950 genel seçimlerinden üç gün önce, 11 Mayıs 1950’de Cumhuriyet Halk Partisi tarafından yapılmış ise de seçimleri kazanan Demokrat Parti’nin, NATO üyesi olmadığımız halde Kore Savaşı’na ABD’yi desteklemek amacıyla asker gönderdikten sonra 1952 yılında Yunanistan ile birlikte NATO üyeliğine kabul edilmiştir. NATO’ya üye olunmadan önce ve sonra, ABD'nin önemli bir dost olduğu yönünde mevcut iletişim araçlarıyla oldukça yo­ğun bir propaganda süreci de başlatılmış, koruyucu güç olarak kamuoyuna dayatılmıştır.  Öyle ki TBMM çatısı altında ABD için; "büyük dost", "hür dünyanın lideri", "yardımsever millet" tanımlanması yapıldığı gibi ülkemizin saygın hukuk ve bilim insanlarından olan merhum Çetin Yetkin’in “Karşı Devrim” adındaki yapıtında aktardığı üzere; ABD ile ilişkiler başladığında; “ Peygamber ayağımıza geldi" diyenler bile olmuştur.                                                            **                 Aşağıdaki bilgi, NATO kuruluşunun ülkemize yönelik yaklaşımını tüm açıklığı ile ortaya koymaktadır. (Türkiye’nin Milli Gücü Ve Türk Dünyasındaki Yeri, İlhan Atabaş, (Emekli Tümgeneral, Haziran 1998, Türkiye -Azerbaycan Dostluk Derneği, 12, s., 2-5) .               1961 yılında Washington’da ki NATO Askeri Komite Karargâhında görev yapan Türk subaylarından biri olan Albay Atıf Erçıkan’ın (sonraları Korgeneralliğe dek yükselmiştir) anlattığına göre; o dönemde Karargâha atanan Fransız bir General Kurmay Başkanı karargâhtaki müttefik kuvvetlerini temsil eden proje subaylarına, kendisine verilen “proje dosyalarını” üzerinde yazılı isimlerine göre dağıtmıştır. Erçıkan’a verilen dosya; “Sovyetler Birliğine Karşı Uygulanacak Psikolojik Harp Harekâtı” başlığını içermektedir.                Albay Erçıkan, dosyayı alıp odasına gittikten kısa bir süre sonra, bir ABD diğeri İngiliz olan iki NATO subayı girmiş ve “ Kurmay başkanı bu dosyayı sana yanlışlıkla vermiş, onu geri istiyor”  diyerek dosyayı almak istemişlerdir. Durumu kavrayan Erçıkan, dosyayı vermek istememesi üzerine zorla almaya kalkmışlardır. Dosyayı alamayacaklarını anlayınca Erçıkan’ın odasından çıkarlarken; “Bu dosyadan değil bilgi sızdırmak bir kelimeyi dahi sızdırırsan ölürsün” diye tehdit etmişlerdir. Albay Erçıkan “sadece ben okuyacağım ve Genelkurmay Başkanımızı bilgilendireceğim” demiştir.                 O dosyada; Türkiye ile ilgili ilginç tespitler ve önlemler yanında,   Sovyetler Birliği’nin merkezi otoritesinin çökertilmesi,  bu hedefe ulaşılması için başvurulacak psikolojik harp taktikleri sıralanmıştı. Sovyet merkezi otorite çökünce ortaya 15-16 yeni devlet çıkabileceği, bunların 5-6 tanesinin Türk devletleri olacağı öngörülmekteydi.                 Dosyada; “Kurulması muhtemel Türk Devletlerinin bulunduğu coğrafya stratejik olarak çok değerli ve tabii kaynaklar açısından çok zengin bir coğrafyadır. Bu devletler Batı’da ki Türk devleti Türkiye Cumhuriyeti ile bir ittifaka girer ve birleşirse o zaman Hitler Almanya’sından, Stalin Rusyasından daha tehlikeli bir kuvvet “Batılıların” karşısına çıkar !..” tespiti; NATO’nun Türkiye Cumhuriyeti’ne yaklaşımını dışa vurmuştu.                                         **             Bir ülkenin iç ve dış güvenliğinin sağlanması elbette önemli ve gereklidir. Bu bağlamda ülkemizi emperyalizmden ve emperyalizme yardım edenlerden kurtaran, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve az zamanda her alanda olağanüstü başarılar sağlayan Kemal Atatürk’ün,  geleceği görecek denli bilgi birikimi ve dünya görüşünün sonucu olarak;            II. Dünya Savaşı tehlikesine karşı Türkiye'nin sınırlarını güvenceye almak, barış kuşağı oluşturmaya amacıyla,  9 Şubat 1934’de Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya ile Balkan Paktı'nın (Antantı) imzalanmış, 8 Temmuz 1937'de Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Tahran'da, Sadabat Sarayı'nda bölgesel saldırmazlık ve iş birliği antlaşması imzalanmıştı.             NATO’ya girilmesinden sonra zaman içinde, ABD’nin Lozan Antlaşmasına olumlu yaklaşım içinde olmadığı, NATO’nun ülkemize yönelik yaklaşımı unutularak, Sadabat ve Balkan Paktı yok edilmiştir. Sovyetler ’den ayrılan Türk devletlerinde de FETÖ örgütü yaygınlaşmıştır.                  Oysa Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Kemal Atatürk, gerek kurtuluş için yürüttüğü savaş ortamında, gerekse barış döneminde Türkiye merkezli bir güvenlik anlayışı geliştirmiştir. Kuvay-ı Milliye’nin başkenti Ankara merkezli değerlendirmeleriyle geleceği görmüş, ulusal yararlara öncelik vermiş, ulusal sınırlarımız dışında kalan Türkleri ihmal etmemiş, onların gençlerini yetiştirmek, oralara özenle yetiştirilmiş özel öğretmenler göndererek, dayanışma ve iş birliği temellerini atmış, geleceği güvenceye alma gayreti göstermişti.                Bu bağlamda; 1923'te Azeri öğrencilerle başlanıldığı gibi Türkiye sınırları dışında kalmış Türklerin gençleri Türkiye’de askeri okullara alınmış,                1920'lerin sonu ve 1930'ların başında, Kemal Atatürk’ün yönettiği Türkiye;  yurtdışı Türklerinin tamamını kapsayacak şekilde askeri okulların kapıları onların çocuklarına açmıştı.              Bir suikastla yaşamı sonlandıran merhum Necip Hablemitoğlu’nun, “Kemâl’in Öğretmenleri” adındaki çalışmasında günümüze aktardığı şu bilgiler satırlarda yaşamaktadır;             “Ukrayna’nın Moldova sınırındaki Bolgrad kasabasının ortodoks mezarlığında bir Türk’ün yattığını hiç biliyor muydunuz?!. Bu bakımsız, unutulmuş, üzerini otlar bürümüş kabirde, bir dönemin bilinmeyen târihinin, koşulsuz vatanseverliğin gömülü olduğunu yaşlı bir Gagauz’un şu ifâdesinden çıkarırsınız: ‘Burada Kemâl’in üüredicisi (öğretmeni) yatıyor!..’ ‘Kemâl’in Askerleri”nin (Kuvây-ı Milliyeciler) bu ülkeyi kurtardığını bilirsiniz. Bilirsiniz de, ‘Kemâl’in Öğretmenleri’nin, Türkiye’den bin küsur kilometre ötede ne aradığını bilemezsiniz. Oysa, başınızı biraz çevirip, bugün Gagauz Bölgesinde KGB,CIA,KIP,BND,MVR görevlilerinin, Rus, A.B.D., Alman, Bulgar, Yunan ve hatta Norveç uyruklu Türkolog, gazeteci, ‘serbest araştırmacı’ ve papazların, bahâi ve protestan misyonerlerinin ne aradığını araştırırsanız, Atatürk’ün de onu aradığını saptarsınız. Kısaca, Türkiye’nin ‘ön bahçesi’nde, bir başka ifadeyle terk etmek zorunda kaldığımız eski vatan topraklarında ağırlığını artırmaya çalışan Atatürk’ün, bu çabaya diğer ülkelerden en az 60 yıl önce başladığını görür, ileri görüşlülüğüne hayran kalırsınız.”                                                **                NATO’da ülkemizi temsil eden Erçıkan’ın yukarıda sözünü ettiğimiz olayın 1961 yılında olduğu, dolayısıyla aradan zaman geçtiği, NATO’nun Türkiye’ye bakış açısının olumlu yönde değişmiş olacağı hatırlara gelebilir. Ne var ki, NATO ve ABD yakın geçmişte;                 *NATO'nun (Washington Antlaşması’nın) 5. Maddesi; “üyelerinden birine yapılan silahlı saldırı, bütün üyelere yapılmış sayılır.” Hükmünü içermesine karşın PKK karşısında NATO bu hükmü işletmemiştir.                 *Binlerce cana kıyan PKK'ya karşı Türkiye'de ortak askerî operasyon yürütmemiştir.                 *PKK ile yapılan çatışmalara katılmamış, PKK ile barışık yaşamıştır.                 *Türkiye’ye rağmen Kuzey Irak’ta bir kukla Kürt devleti kurmasını sağlamıştır.             Dahası 4 Temmuz 2003 tarihinde, Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu 11 Türk askerinin, Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetleri tarafından Irak'ın Süleymaniye kentinde gözaltına alınması, başlarına çuval geçilmiştir.               ABD Başkanı’nın Sadabat Paktı’nı imzalayan birçok yönüyle kültür ve tarih birlikteliğimiz olan dostumu İran’ı vurma emrini, NATO toplantısı için bulunduğu Ankara’dan vermesi de tarihte kara bir leke oluşturmuştur.             Ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Fransa, Almanya, Belçika,  Hollanda, İtalya, Lüksemburg, Çekya (Çek Cumhuriyeti), Polonya NATO üyesi olup bölücü Ermeni örgütlerinin yalanlarını gerçek gibi algılayıp, 1915 olaylarına soykırım diyerek Türkiye aleyhine karar almışlardır.                                                **            Osmanlı döneminde misyoner ağı ile Anadolu’yu sarmış olan, Wilson ilkeleriyle ülkemizi parçalama palanlarına öncülük eden ABD, Kurtuluş Savaşı günlerinde de işgalcilerin yanında yer aldığını, şu fotoğraf belgelemektedir. SON SÖZ: “… Hangi gelecek vardır ki yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir." (Kemal Atatürk, 6 Mart 1922 TBMM).
Ekleme Tarihi: 15 Temmuz 2026 -Çarşamba

NATO'NUN VE ABD'NİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

            Üst düzey devlet adamlarının katıldığı NATO toplantısı, 7-8 Temmuz 2026 da Kuvayı Milliye’nin ve Cumhuriyetimizin başkenti Ankara’da yapıldı.
            Bu toplantı, ülkemizin ve başkentimiz Ankara’nın dünya kamuoyunda sıkça anılmasını gündeme getirmesi yönüyle de elbette yararlı olmuştur. Acaba NATO kuruluşu ülkemiz için ne denli yararlı?

                                                                                **

            NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), Kuzey Amerika ile Avrupa devletlerinden 32 ülkenin siyasi ve askeri birlikteliğinden oluşan ittifak olup, 4 Nisan 1949'da; üye ülkelerin özgürlük ve güvenliklerini korumak ve haksız saldırılar karşısında korunması (meşru müdafaa) esasına dayalı ortak savunma sağlamak amacıyla kurulmuştur.

            Ortak savunmanın kökeninde; İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Doğu Avrupa’da yaşanan olaylar ve SSCB’nin siyasi ve askeri tehditlere karşı ortak bir savunma sistemi kurmak yer almıştır.

Ülkemizin NATO üyeliğine ilk başvurusu 1950 genel seçimlerinden üç gün önce, 11 Mayıs 1950’de Cumhuriyet Halk Partisi tarafından yapılmış ise de seçimleri kazanan Demokrat Parti’nin, NATO üyesi olmadığımız halde Kore Savaşı’na ABD’yi desteklemek amacıyla asker gönderdikten sonra 1952 yılında Yunanistan ile birlikte NATO üyeliğine kabul edilmiştir.

NATO’ya üye olunmadan önce ve sonra, ABD'nin önemli bir dost olduğu yönünde mevcut iletişim araçlarıyla oldukça yo­ğun bir propaganda süreci de başlatılmış, koruyucu güç olarak kamuoyuna dayatılmıştır.

 Öyle ki TBMM çatısı altında ABD için; "büyük dost", "hür dünyanın lideri", "yardımsever millet" tanımlanması yapıldığı gibi ülkemizin saygın hukuk ve bilim insanlarından olan merhum Çetin Yetkin’in “Karşı Devrim” adındaki yapıtında aktardığı üzere; ABD ile ilişkiler başladığında; “ Peygamber ayağımıza geldi" diyenler bile olmuştur.

                                                           **

                Aşağıdaki bilgi, NATO kuruluşunun ülkemize yönelik yaklaşımını tüm açıklığı ile ortaya koymaktadır. (Türkiye’nin Milli Gücü Ve Türk Dünyasındaki Yeri, İlhan Atabaş, (Emekli Tümgeneral, Haziran 1998, Türkiye -Azerbaycan Dostluk Derneği, 12, s., 2-5) .

              1961 yılında Washington’da ki NATO Askeri Komite Karargâhında görev yapan Türk subaylarından biri olan Albay Atıf Erçıkan’ın (sonraları Korgeneralliğe dek yükselmiştir) anlattığına göre; o dönemde Karargâha atanan Fransız bir General Kurmay Başkanı karargâhtaki müttefik kuvvetlerini temsil eden proje subaylarına, kendisine verilen “proje dosyalarını” üzerinde yazılı isimlerine göre dağıtmıştır. Erçıkan’a verilen dosya; “Sovyetler Birliğine Karşı Uygulanacak Psikolojik Harp Harekâtı” başlığını içermektedir.

               Albay Erçıkan, dosyayı alıp odasına gittikten kısa bir süre sonra, bir ABD diğeri İngiliz olan iki NATO subayı girmiş ve “ Kurmay başkanı bu dosyayı sana yanlışlıkla vermiş, onu geri istiyor”  diyerek dosyayı almak istemişlerdir.

Durumu kavrayan Erçıkan, dosyayı vermek istememesi üzerine zorla almaya kalkmışlardır. Dosyayı alamayacaklarını anlayınca Erçıkan’ın odasından çıkarlarken; “Bu dosyadan değil bilgi sızdırmak bir kelimeyi dahi sızdırırsan ölürsün” diye tehdit etmişlerdir. Albay Erçıkan “sadece ben okuyacağım ve Genelkurmay Başkanımızı bilgilendireceğim” demiştir.

                O dosyada; Türkiye ile ilgili ilginç tespitler ve önlemler yanında,  
Sovyetler Birliği’nin merkezi otoritesinin çökertilmesi,  bu hedefe ulaşılması için başvurulacak psikolojik harp taktikleri sıralanmıştı. Sovyet merkezi otorite çökünce ortaya 15-16 yeni devlet çıkabileceği, bunların 5-6 tanesinin Türk devletleri olacağı öngörülmekteydi.
                Dosyada; “Kurulması muhtemel Türk Devletlerinin bulunduğu coğrafya stratejik olarak çok değerli ve tabii kaynaklar açısından çok zengin bir coğrafyadır. Bu devletler Batı’da ki Türk devleti Türkiye Cumhuriyeti ile bir ittifaka girer ve birleşirse o zaman Hitler Almanya’sından, Stalin Rusyasından daha tehlikeli bir kuvvet “Batılıların” karşısına çıkar !..” tespiti; NATO’nun Türkiye Cumhuriyeti’ne yaklaşımını dışa vurmuştu.

                                        **

            Bir ülkenin iç ve dış güvenliğinin sağlanması elbette önemli ve gereklidir. Bu bağlamda ülkemizi emperyalizmden ve emperyalizme yardım edenlerden kurtaran, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve az zamanda her alanda olağanüstü başarılar sağlayan Kemal Atatürk’ün,  geleceği görecek denli bilgi birikimi ve dünya görüşünün sonucu olarak;

           II. Dünya Savaşı tehlikesine karşı Türkiye'nin sınırlarını güvenceye almak, barış kuşağı oluşturmaya amacıyla,  9 Şubat 1934’de Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya ile Balkan Paktı'nın (Antantı) imzalanmış, 8 Temmuz 1937'de Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Tahran'da, Sadabat Sarayı'nda bölgesel saldırmazlık ve iş birliği antlaşması imzalanmıştı.

            NATO’ya girilmesinden sonra zaman içinde, ABD’nin Lozan Antlaşmasına olumlu yaklaşım içinde olmadığı, NATO’nun ülkemize yönelik yaklaşımı unutularak, Sadabat ve Balkan Paktı yok edilmiştir. Sovyetler ’den ayrılan Türk devletlerinde de FETÖ örgütü yaygınlaşmıştır.

                 Oysa Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Kemal Atatürk, gerek kurtuluş için yürüttüğü savaş ortamında, gerekse barış döneminde Türkiye merkezli bir güvenlik anlayışı geliştirmiştir. Kuvay-ı Milliye’nin başkenti Ankara merkezli değerlendirmeleriyle geleceği görmüş, ulusal yararlara öncelik vermiş, ulusal sınırlarımız dışında kalan Türkleri ihmal etmemiş, onların gençlerini yetiştirmek, oralara özenle yetiştirilmiş özel öğretmenler göndererek, dayanışma ve iş birliği temellerini atmış, geleceği güvenceye alma gayreti göstermişti.

               Bu bağlamda; 1923'te Azeri öğrencilerle başlanıldığı gibi Türkiye sınırları dışında kalmış Türklerin gençleri Türkiye’de askeri okullara alınmış,

               1920'lerin sonu ve 1930'ların başında, Kemal Atatürk’ün yönettiği Türkiye;  yurtdışı Türklerinin tamamını kapsayacak şekilde askeri okulların kapıları onların çocuklarına açmıştı.

             Bir suikastla yaşamı sonlandıran merhum Necip Hablemitoğlu’nun, “Kemâl’in Öğretmenleri” adındaki çalışmasında günümüze aktardığı şu bilgiler satırlarda yaşamaktadır;

            “Ukrayna’nın Moldova sınırındaki Bolgrad kasabasının ortodoks mezarlığında bir Türk’ün yattığını hiç biliyor muydunuz?!. Bu bakımsız, unutulmuş, üzerini otlar bürümüş kabirde, bir dönemin bilinmeyen târihinin, koşulsuz vatanseverliğin gömülü olduğunu yaşlı bir Gagauz’un şu ifâdesinden çıkarırsınız: ‘Burada Kemâl’in üüredicisi (öğretmeni) yatıyor!..’

‘Kemâl’in Askerleri”nin (Kuvây-ı Milliyeciler) bu ülkeyi kurtardığını bilirsiniz. Bilirsiniz de, ‘Kemâl’in Öğretmenleri’nin, Türkiye’den bin küsur kilometre ötede ne aradığını bilemezsiniz. Oysa, başınızı biraz çevirip, bugün Gagauz Bölgesinde KGB,CIA,KIP,BND,MVR görevlilerinin, Rus, A.B.D., Alman, Bulgar, Yunan ve hatta Norveç uyruklu Türkolog, gazeteci, ‘serbest araştırmacı’ ve papazların, bahâi ve protestan misyonerlerinin ne aradığını araştırırsanız, Atatürk’ün de onu aradığını saptarsınız. Kısaca, Türkiye’nin ‘ön bahçesi’nde, bir başka ifadeyle terk etmek zorunda kaldığımız eski vatan topraklarında ağırlığını artırmaya çalışan Atatürk’ün, bu çabaya diğer ülkelerden en az 60 yıl önce başladığını görür, ileri görüşlülüğüne hayran kalırsınız.”

                                               **

               NATO’da ülkemizi temsil eden Erçıkan’ın yukarıda sözünü ettiğimiz olayın 1961 yılında olduğu, dolayısıyla aradan zaman geçtiği, NATO’nun Türkiye’ye bakış açısının olumlu yönde değişmiş olacağı hatırlara gelebilir. Ne var ki, NATO ve ABD yakın geçmişte;

                *NATO'nun (Washington Antlaşması’nın) 5. Maddesi; üyelerinden birine yapılan silahlı saldırı, bütün üyelere yapılmış sayılır.” Hükmünü içermesine karşın PKK karşısında NATO bu hükmü işletmemiştir.

                *Binlerce cana kıyan PKK'ya karşı Türkiye'de ortak askerî operasyon yürütmemiştir.

                *PKK ile yapılan çatışmalara katılmamış, PKK ile barışık yaşamıştır.

                *Türkiye’ye rağmen Kuzey Irak’ta bir kukla Kürt devleti kurmasını sağlamıştır.

            Dahası 4 Temmuz 2003 tarihinde, Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu 11 Türk askerinin, Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetleri tarafından Irak'ın Süleymaniye kentinde gözaltına alınması, başlarına çuval geçilmiştir.

              ABD Başkanı’nın Sadabat Paktı’nı imzalayan birçok yönüyle kültür ve tarih birlikteliğimiz olan dostumu İran’ı vurma emrini, NATO toplantısı için bulunduğu Ankara’dan vermesi de tarihte kara bir leke oluşturmuştur.

            Ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Fransa, Almanya, Belçika,  Hollanda, İtalya, Lüksemburg, Çekya (Çek Cumhuriyeti), Polonya NATO üyesi olup bölücü Ermeni örgütlerinin yalanlarını gerçek gibi algılayıp, 1915 olaylarına soykırım diyerek Türkiye aleyhine karar almışlardır.

                                               **

           Osmanlı döneminde misyoner ağı ile Anadolu’yu sarmış olan, Wilson ilkeleriyle ülkemizi parçalama palanlarına öncülük eden ABD, Kurtuluş Savaşı günlerinde de işgalcilerin yanında yer aldığını, şu fotoğraf belgelemektedir.

SON SÖZ:

“… Hangi gelecek vardır ki yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir." (Kemal Atatürk, 6 Mart 1922 TBMM).

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.