Hidayet ERİŞ - Büyükelçi (E)
Köşe Yazarı
Hidayet ERİŞ - Büyükelçi (E)
 

SUYUN ÖTE YANI

Merhaba, > Bu hafta Balkan muhacirlerinin ifadesi ile suyun öte yanında, biraz da civarında kısa bir gezintiye ne dersiniz? > Sadık dostum ‘’Baringo ile Hariciye sohbetleri’’ adlı ilk kitabımın açılış sahnesi olan Bosna Hersek’e (BH) yeni geldiğim 2004’lü günlerden birinde bir resepsiyona katılmıştım. O yıllarda gazetecilerin, dönemin FİFA elemelerinde Sırbistan ile aynı gruba düşen BH’nin maçlarında hangi takımı tutacağına ilişkin sorusuna,'’ tabii ki Sırbistan’ı tutacağım, BH’i ancak Türkiye ile oynadığında desteklerim!’’ şeklindeki cevabı ile koyu şovenist tarafını ortaya koymuş bir Sırp siyasetçi de aynı ortamdaydı. Sonradan, diğer entite Sırp cumhuriyetinin başbakanlığı ile hatta BH’in cumhurbaşkanlığını da yapmış olan zat ile tanıştırıldığımda adamın, ‘’Türkiye’nin ne tarafındansınız?’’ mealindeki sorusuna elimle de zemini işaret ederek, ‘’bu tarafındanım’’ diye cevaplamam muhatabımı pek memnun etmemişti. Etmemişti ama hani iyi niyetli cevabım da eni konu doğruydu! Zira adını taşıdığım dedem, o topraklarda doğmuş, Balkan Harbi’nde İşkodra müdafaası sırasında mülazım olarak görev yaptıktan sonra Çanakkale/Kumkale’de şehit düşmüş bir yüzbaşı idi. Anne tarafıma gelince, diğer dedem ise Sakız adasında dünyaya gelmiş, aynı harpte gördüğü zulüm sonucu annesi ile beraber bir sandal ile Çeşme’ye kapağı atmış bir muhacir idi… > Bu anılar gözlerimin önünden akıp giderken bir yandan da, güneyde bir yerlerdeki yazlık evimin terasından, kuzeyden Didim ve Güllük, doğudan Güvercinlik, batıdan da Türkbükü sahillerine değen Mandalya Körfezi’ni seyrediyorum. 23 Eylül’den beri 'Sonbahar Ekinoksu’na girmiş güneş ışınları artık yatık şekilde suyun üzerinde pırıl pırıl yansımalarla göz kamaştırırken güneşin vedası da Didim’e 5.9 mil ötedeki Bulamaç adasından güneye kayarak Yalıkavak sırtlarında nihayetleniyor…. Tam karşımda ise pastel yeşili Halep çamları ve zeytin ağaçları ile üç koy, üç tepe şeklinde uzanan Sali(h) adası yer alıyor. İşte tam bu noktada Halikarnas Balıkçısı'nın Ankara’dan başlayıp aylarca süren sürgün yolculuğunun Mİlas-Bodrum etabında yürüyerek geçtiği bu topraklar ile ilgili bir pasaja, yazarın ‘’Mavi Sürgün’’ kitabındaki anlatımı ile kısa bir kulak verelim…. > > ‘’….Güvercinlik’ten Torba’ya giderken gördüklerimiz, denize ilk ulaştığımız yerden Güvercinlik’e kadar gördüklerimizin hemen aynısı, şu farkla ki bu sefer kıyıda hurma ağaçlarına rast geliyoruz. Açıkta da Sali adalarını seyrediyoruz. (Bitişiğindeki ikiz adalarla beraber çoğul kullanıyor olmalı). Ey okuyucum, geçtiğim yerleri böyle bir anlatışımı aşırı bulma! Eğer sana aklı başında adamım diye söyledilerse yalandır…Geçtiğim yerleri birebir anlatıyorum, çünkü ben onların bir parçasıyım. Onları anlatmamak Mavi Sürgün’ü senden esirgemektir…Bırakın anlatayım,….Sali adaları diyorum, onlar karalardan uzaktılar, öyle ki karaları unutmuşlardı. Her yönlerini deniz sarıyor ve beşikliyordu, onlar da çocuk kadar masum uyuyorlardı. Kıyı boyunca upuzun mavi bir rüzgar serin serin esiyordu. Kumsalın berisindeki çalılıklarda arılar uğulduyordu. Kıyıda yürürken ayaklarımız kumlara batıyor, konuşan seslerimiz dalgaların hummmmm! diye gelişiyle fıs.sss.sss diye çekilişinde kayboluyordu. Şaka değil, deniz konuşuyordu usul usul….’’ > Ege bölgesi efsanelerinin sadece bir kısmının Yunanistan’a, çoğunun ise Anadolu’ya ait olduğunu ancak, batılılarca hemen hepsinin Yunanistan’a mal edildiği görüşüne eserlerinde sıklıkla yer veren Balıkçı’nın Sali'sine, bugünün deyişi ile Salih adasına dönecek olursak... 10,5 km2 lik alanı ile İstanbul’un Prens adalarının en büyüğü Büyükada’dan da 150m2 daha büyük olan bu ada güney sahillerindeki kumluk masmavi koyları ile muhteşem güzellikler sunar. Sunar sunmasına da, suyun öteki tarafındaki aç gözlü komşumuzun Ege’de el koyamadığı! nadir kara parçalarından biri olan bu cennet ada ve çevresi maalesef son 30 yıldır başka türlü bir işgal altında: Balık çiftlikleri! Yıllar önce ufak tefek havuzlarla başlayan işgal, hiçbir yasal engel, protesto, ÇED raporu filan dinlemeden bugün artık koskoca körfezi nefessiz bırakan bir salgına dönüşmüş durumda. ‘Kılıç’ kuşanmış işgal armadası gibi, hazır yemle şişirilmiş çipuraları, levrekleri, orkinosları iç ve dış pazarlara gönderen firmanın işleri ise tıkırında. Tabii ki, suyun öteki tarafındaki Akdeniz'e sahildaş ülkeler bu balıkların tanesini 3-5 Avro'ya yerken, kirli ekosistemin ceremesini çeken bizlerin iki misli bedel ödemek durumunda kalması ise hiç de kabul edilebilir bir durum değil ne yazık ki! > Günümüz ülke konjonktüründe kafamı kurcalayan bu ve çok daha vahim sayısız tuhaflığın yanı sıra, sorunlu komşumuzun Ege’deki adalarına, zorunlu durumlar ve makul turizm amaçlı olanlar hariç, çılgın gibi sürekli alış verişe giden bir kısım ahalimizi de anlamakta güçlük çekiyorum. İyi kötü vize muafiyeti sağlayan diplomatik pasaporta rağmen bugüne kadar bu adaların hiç birisine ayak basmamış biri olarak, isteksizliğimi yıllar içinde oluşan refleksif bir takım mesleki önyargılara mı, yoksa sevgili Nevzat Selvi’nin yine Ulus gazetesindeki köşesinde ‘’Entelijensiya’’ yazısı ile değindiği İranlı Shayegan’ın, ülkesinde göreceli özgürlüğe sahip olamayan entellektüelleri toplumun '’mutsuz bilinci’’ olarak nitelemesine mi bağlamak arasında pek bir karar veremedim. En iyisi, iki ayrı zaman dilimi ve iki ayrı yerde yaşadığım iki örnek ile yazıyı noktalamak! > Ankara’da 80’lerin başlarında konsolosluk dairesinde çalışırken, bir gün İzmir’deki resmî makamdan bir yazı almıştık. Yazıda, sahilde kimliği meçhul, ‘’sünnetsiz'' ibaresi ile de muhtemelen yabancı olduğu vurgulanan bir erkek cesedi bulunduğundan bahisle karşı kıyıdaki komşu makamlar nezdinde konunun araştırılması isteniyordu. Tabiatı ile komşunun sefaretine iki dilde (Türkçe/İngilizce) bir nota ile durumu bildirdik. O dönemde adaların adlandırılması hassas bir konu olduğu cihetle, naaşın civardaki ‘’Ege adalarında’’ yaşayan birine ait olabileceği ihtimalinin araştırılmasını talep etmiştik. Komşumuz, ne yazık ki ülkesinin adının zikredilmesi yerine ‘’Ege’’ tabirinin kullanılmış olmasından dolayı notayı geri çevirdiği için, her fırsatta olduğu gibi, böylesine insani bir meseleyi dahi istismar ederek yine pürüz çıkartmıştı! > İran/Tebriz’de görevliyken, yakın dostum olan Azeri göz doktorumun sık sık gittiğim muayenehanesinde İsviçre ile ilgili onlarca kitap hep dikkatimi çekerdi. Bir seferinde adama dayanamayıp sordum:’’ Ağayi doktor İsviçre’ye sık gidiyorsun herhalde, iyi biliyorsundur oraları!’’…. ‘’Serkonsül heç gitmemişem emme çok iyi bilirim, hamısı kitaplardan…Niye gitmem bilirsiiin? Bilerim ki oralar çok yahşidir, gidersem bir daha da dönmem, emme bu da menim içimi acıtır, zira ülkemi çok severim…’’  
Ekleme Tarihi: 10 Aralık 2025 -Çarşamba

SUYUN ÖTE YANI

Merhaba,

> Bu hafta Balkan muhacirlerinin ifadesi ile suyun öte yanında, biraz da civarında kısa bir gezintiye ne dersiniz?
> Sadık dostum ‘’Baringo ile Hariciye sohbetleri’’ adlı ilk kitabımın açılış sahnesi olan Bosna Hersek’e (BH) yeni geldiğim 2004’lü günlerden birinde bir resepsiyona katılmıştım. O yıllarda gazetecilerin, dönemin FİFA elemelerinde Sırbistan ile aynı gruba düşen BH’nin maçlarında hangi takımı tutacağına ilişkin sorusuna,'’ tabii ki Sırbistan’ı tutacağım, BH’i ancak Türkiye ile oynadığında desteklerim!’’ şeklindeki cevabı ile koyu şovenist tarafını ortaya koymuş bir Sırp siyasetçi de aynı ortamdaydı. Sonradan, diğer entite Sırp cumhuriyetinin başbakanlığı ile hatta BH’in cumhurbaşkanlığını da yapmış olan zat ile tanıştırıldığımda adamın, ‘’Türkiye’nin ne tarafındansınız?’’ mealindeki sorusuna elimle de zemini işaret ederek, ‘’bu tarafındanım’’ diye cevaplamam muhatabımı pek memnun etmemişti. Etmemişti ama hani iyi niyetli cevabım da eni konu doğruydu! Zira adını taşıdığım dedem, o topraklarda doğmuş, Balkan Harbi’nde İşkodra müdafaası sırasında mülazım olarak görev yaptıktan sonra Çanakkale/Kumkale’de şehit düşmüş bir yüzbaşı idi. Anne tarafıma gelince, diğer dedem ise Sakız adasında dünyaya gelmiş, aynı harpte gördüğü zulüm sonucu annesi ile beraber bir sandal ile Çeşme’ye kapağı atmış bir muhacir idi…

> Bu anılar gözlerimin önünden akıp giderken bir yandan da, güneyde bir yerlerdeki yazlık evimin terasından, kuzeyden Didim ve Güllük, doğudan Güvercinlik, batıdan da Türkbükü sahillerine değen Mandalya Körfezi’ni seyrediyorum. 23 Eylül’den beri 'Sonbahar Ekinoksu’na girmiş güneş ışınları artık yatık şekilde suyun üzerinde pırıl pırıl yansımalarla göz kamaştırırken güneşin vedası da Didim’e 5.9 mil ötedeki Bulamaç adasından güneye kayarak Yalıkavak sırtlarında nihayetleniyor…. Tam karşımda ise pastel yeşili Halep çamları ve zeytin ağaçları ile üç koy, üç tepe şeklinde uzanan Sali(h) adası yer alıyor. İşte tam bu noktada Halikarnas Balıkçısı'nın Ankara’dan başlayıp aylarca süren sürgün yolculuğunun Mİlas-Bodrum etabında yürüyerek geçtiği bu topraklar ile ilgili bir pasaja, yazarın ‘’Mavi Sürgün’’ kitabındaki anlatımı ile kısa bir kulak verelim….
>
> ‘’….Güvercinlik’ten Torba’ya giderken gördüklerimiz, denize ilk ulaştığımız yerden Güvercinlik’e kadar gördüklerimizin hemen aynısı, şu farkla ki bu sefer kıyıda hurma ağaçlarına rast geliyoruz. Açıkta da Sali adalarını seyrediyoruz. (Bitişiğindeki ikiz adalarla beraber çoğul kullanıyor olmalı). Ey okuyucum, geçtiğim yerleri böyle bir anlatışımı aşırı bulma! Eğer sana aklı başında adamım diye söyledilerse yalandır…Geçtiğim yerleri birebir anlatıyorum, çünkü ben onların bir parçasıyım. Onları anlatmamak Mavi Sürgün’ü senden esirgemektir…Bırakın anlatayım,….Sali adaları diyorum, onlar karalardan uzaktılar, öyle ki karaları unutmuşlardı. Her yönlerini deniz sarıyor ve beşikliyordu, onlar da çocuk kadar masum uyuyorlardı. Kıyı boyunca upuzun mavi bir rüzgar serin serin esiyordu. Kumsalın berisindeki çalılıklarda arılar uğulduyordu. Kıyıda yürürken ayaklarımız kumlara batıyor, konuşan seslerimiz dalgaların hummmmm! diye gelişiyle fıs.sss.sss diye çekilişinde kayboluyordu. Şaka değil, deniz konuşuyordu usul usul….’’

> Ege bölgesi efsanelerinin sadece bir kısmının Yunanistan’a, çoğunun ise Anadolu’ya ait olduğunu ancak, batılılarca hemen hepsinin Yunanistan’a mal edildiği görüşüne eserlerinde sıklıkla yer veren Balıkçı’nın Sali'sine, bugünün deyişi ile Salih adasına dönecek olursak... 10,5 km2 lik alanı ile İstanbul’un Prens adalarının en büyüğü Büyükada’dan da 150m2 daha büyük olan bu ada güney sahillerindeki kumluk masmavi koyları ile muhteşem güzellikler sunar. Sunar sunmasına da, suyun öteki tarafındaki aç gözlü komşumuzun Ege’de el koyamadığı! nadir kara parçalarından biri olan bu cennet ada ve çevresi maalesef son 30 yıldır başka türlü bir işgal altında: Balık çiftlikleri! Yıllar önce ufak tefek havuzlarla başlayan işgal, hiçbir yasal engel, protesto, ÇED raporu filan dinlemeden bugün artık koskoca körfezi nefessiz bırakan bir salgına dönüşmüş durumda. ‘Kılıç’ kuşanmış işgal armadası gibi, hazır yemle şişirilmiş çipuraları, levrekleri, orkinosları iç ve dış pazarlara gönderen firmanın işleri ise tıkırında. Tabii ki, suyun öteki tarafındaki Akdeniz'e sahildaş ülkeler bu balıkların tanesini 3-5 Avro'ya yerken, kirli ekosistemin ceremesini çeken bizlerin iki misli bedel ödemek durumunda kalması ise hiç de kabul edilebilir bir durum değil ne yazık ki!

> Günümüz ülke konjonktüründe kafamı kurcalayan bu ve çok daha vahim sayısız tuhaflığın yanı sıra, sorunlu komşumuzun Ege’deki adalarına, zorunlu durumlar ve makul turizm amaçlı olanlar hariç, çılgın gibi sürekli alış verişe giden bir kısım ahalimizi de anlamakta güçlük çekiyorum. İyi kötü vize muafiyeti sağlayan diplomatik pasaporta rağmen bugüne kadar bu adaların hiç birisine ayak basmamış biri olarak, isteksizliğimi yıllar içinde oluşan refleksif bir takım mesleki önyargılara mı, yoksa sevgili Nevzat Selvi’nin yine Ulus gazetesindeki köşesinde ‘’Entelijensiya’’ yazısı ile değindiği İranlı Shayegan’ın, ülkesinde göreceli özgürlüğe sahip olamayan entellektüelleri toplumun '’mutsuz bilinci’’ olarak nitelemesine mi bağlamak arasında pek bir karar veremedim. En iyisi, iki ayrı zaman dilimi ve iki ayrı yerde yaşadığım iki örnek ile yazıyı noktalamak!

> Ankara’da 80’lerin başlarında konsolosluk dairesinde çalışırken, bir gün İzmir’deki resmî makamdan bir yazı almıştık. Yazıda, sahilde kimliği meçhul, ‘’sünnetsiz'' ibaresi ile de muhtemelen yabancı olduğu vurgulanan bir erkek cesedi bulunduğundan bahisle karşı kıyıdaki komşu makamlar nezdinde konunun araştırılması isteniyordu. Tabiatı ile komşunun sefaretine iki dilde (Türkçe/İngilizce) bir nota ile durumu bildirdik. O dönemde adaların adlandırılması hassas bir konu olduğu cihetle, naaşın civardaki ‘’Ege adalarında’’ yaşayan birine ait olabileceği ihtimalinin araştırılmasını talep etmiştik. Komşumuz, ne yazık ki ülkesinin adının zikredilmesi yerine ‘’Ege’’ tabirinin kullanılmış olmasından dolayı notayı geri çevirdiği için, her fırsatta olduğu gibi, böylesine insani bir meseleyi dahi istismar ederek yine pürüz çıkartmıştı!

> İran/Tebriz’de görevliyken, yakın dostum olan Azeri göz doktorumun sık sık gittiğim muayenehanesinde İsviçre ile ilgili onlarca kitap hep dikkatimi çekerdi. Bir seferinde adama dayanamayıp sordum:’’ Ağayi doktor İsviçre’ye sık gidiyorsun herhalde, iyi biliyorsundur oraları!’’…. ‘’Serkonsül heç gitmemişem emme çok iyi bilirim, hamısı kitaplardan…Niye gitmem bilirsiiin? Bilerim ki oralar çok yahşidir, gidersem bir daha da dönmem, emme bu da menim içimi acıtır, zira ülkemi çok severim…’’

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (6)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
OMS
(10.12.2025 20:07 - #4273)
Teşekkürler Serkonsül, Suyun bizim tarafı maalesef çok yorgun. Bekliyor, Ağayı Doktör gibi ülkesini çok sevenleri…..
Eriş Güzel ve düşündürücü yorumunuz çok ilginçti! Teşekkür ediyorum...Sağolun
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
DGürel
(10.12.2025 22:53 - #4274)
Sali adası, balık çiftlikleri, deniz flora ölmesi, rantiye, maalesef bu güzellikleri gören de sahip çıkan da yok. Yazınız bu bakımdan çok değerli, tabii ki anlayana!
Eriş Suyun altını da, denizin dibini de iyi bilen biri olarak yorumunuza teşekkürler...
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Rifat Enveroglu
(10.12.2025 23:39 - #4275)
SUYUN ÖTE YANI'ndan selamlar Sn.Serkonsül.
Eriş Güzel yorumunuza çok teşekkür ediyorum. Selam ve sevgiler...Dostlukla
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Güzide
(11.12.2025 15:44 - #4278)
İlgiyle ve keyifle okudum, eline sağlık. Ve evet bürokraside, uluslararası ilişkilerde ne kadar hassas noktalar olduğunu farkettim, bihaber olduğumuz.
Eriş Değerli okurum motive edici ve düşündürücü yorumunuza teşekkürler...
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Uğur YALÇIN
(11.12.2025 17:01 - #4279)
İran Azeri halkının ne İran ne de Türk milliyetçiliğine ait olduğunu düşünmüyorum. Bölgede bulunduğum dönemde kendi dilini, kültürünü ve geleneklerini sürdürmek istediklerini müşahede etmiştim.Özellikle Şii mezhebi yönünden de her zaman diğer İslam ülkelerinden ayrı bir dini felsefeye sahip oldukları tezini savunmaktayım. Yaşadığınız örneklerin bugünkü milliyetçilik anlayışına ışık tutacağına hiç şüphem yok. Sayın Büyükelçim ve kıymetli dostum yazınız için çok teşekkür eder, saygılar sunarım
Eriş Arazi tecrübelerine dayalı görüşlerin yeri her daim ayrı ve kıymetlidir... Teşekkürler Uğur Bey!
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Kahraman Dere
(11.12.2025 23:58 - #4284)
Göz doktoru nasılsın ülkesini çok seviyorsa, Bizde ülkemizi o kadar çok seviyoruz. Özellikle Seni ve bu güzel kaleminden çıkan hatıralarını da çok seviyoruz. Selamlar
ERİŞ Çok teşekkürler sevgili Kahraman Dere, yorumlarınız ile motive oluyorum...
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.