Hamdi Özdemir
Köşe Yazarı
Hamdi Özdemir
 

Hukuksuzluğa Alışıyor muyuz?

Bir ülkede hukukun başına gelebilecek en kötü şey, yalnızca çiğnenmesi değildir. Daha kötüsü, insanların onun çiğnendiğini düşünmeye alışmasıdır. Çünkü insan önce şaşırır, sonra öfkelenir, konuşur, yorulur ve en sonunda o tehlikeli cümleyi kurar: “Ne yapalım, memleketin hali bu” Asıl tehlike tamam da burada başlar. Geçtiğimiz günlerde bir belediyede başkan vekili seçimi yapıldı. Seçim dediysem, öyle bildiğimiz seçimlerden değil. Mahkemesi var, itirazı var. Gözaltına alınan belediye meclis üyeleri var. Toplantı yeter sayısı sağlanamayınca erteleneni, birkaç gün sonra yeniden yapılanı var. Kısacası, evlere şenlik bir demokrasi manzarası. İlk toplantıda gözaltındaki belediye meclis üyelerinin de oy kullanabilmesi gerektiği savunuldu. Toplantıya katılmayanlar oldu, yeter sayı sağlanamadı ve seçim ertelendi. Birkaç gün sonra meclis yeniden toplandı. Sandık kuruldu. Oylar kullanıldı. Bir başkan vekili seçildi, kâğıt üzerinde bakarsanız her şey tamam! Sandık var. Oy var. Sonuç var. Peki demokrasi yalnızca bundan mı ibarettir? Mesele o sandıktan kimin çıktığı değil, o sandığa hangi koşullarda gidildiğidir. Bir belediye meclisinde seçim yapılırken oy kullanması beklenen bazı üyeler gözaltındaysa bunu konuşmak gerekir. Bir seçim yargı kararıyla yeniden yapılıyorsa onu da. Çünkü demokrasi yalnızca sandığın önümüze konulması değildir. O sandığa giden yolun da demokratik olması gerekir. Beni asıl düşündüren ise bütün bunlara giderek alışıyor olmamız. Eskiden böyle olayların ardından insanlar dönüp birbirine sorardı: “Bu nasıl oluyor?” Şimdi haber telefonumuza düşüyor. Bakıyoruz, okuyoruz, biraz kızıyoruz, birbirimize gönderiyoruz; sonra başparmağımızı ekranda yukarı kaydırıp başka bir habere geçiyoruz. İşte korkulması gereken yer tam burasıdır: Hukukun tartışılır hâle gelmesinin sıradanlaşması. Hukuk yalnızca mahkeme salonlarında lazım değildir. Bugün belediye meclisinde, yarın işyerinde, öbür gün sizin kapınızda gerekir. Ve hukuk yalnızca bizim desteklediğimiz insanları koruduğunda hukuk değildir. Bizimle aynı düşünmeyenin hakkını da koruyabiliyorsa hukuktur. Demokrasi de böyledir. Sandıktan bizim istediğimiz sonuç çıktığında “millî irade”, istemediğimiz sonuç çıktığında aşılması gereken bir engel olamaz. Sandığın namusu, kazananın kim olduğuna göre değişmez. Belediyeler el değiştirir, başkanlar değişir, siyasi partiler kazanır ve kaybeder. Bunların hepsi demokrasinin doğasında vardır. Ama yurttaşın sandığa ve hukuka duyduğu güven bir kez kaybolursa onu yeniden yerine koymak kolay değildir. Bir ülkenin kurumlarını ayakta tutan yalnızca yasalar değil, insanların o yasaların herkese eşit uygulanacağına olan inancıdır. Fakat galiba son yıllarda tehlikeli bir cümleyi fazla kullanıyoruz: “Zaten hep böyle…” Hayır. Hiçbir yanlış, çok tekrarlandığı için doğru olmaz. İnsan pahalılığa alışıyor. Trafiğe, gürültüye, geçim sıkıntısına bile bir biçimde alışıyor. Ama bir toplumun asla alışmaması gereken şeyler vardır. Adaletsizliğe… Haksızlığa… Hukuka duyulan güvenin aşınmasına… Sandığın iradesinin tartışılır hâle gelmesine… Çünkü alışmak önce sessizleşmektir. Sonra kabullenmek. Sonra unutmak. Ve bir gün, birkaç yıl önce “Olmaz böyle şey!” dediğimiz bir olaya artık omuz silkip geçtiğimizi fark ederiz. İşte mesele bir belediyeden çok daha büyüktür. Bugün belediye meclisinde yaşanan, yarın başka bir kurumda karşımıza çıkabilir. Çünkü hukuk kişiye, kuruma, siyasi görüşe göre eğilip bükülmeye başladığında hiç kimsenin hukuku güvende değildir. Belki bugün kendimize sormamız gereken soru başkan vekilliğini kimin kazandığı değil. Ondan çok daha ağır bir sorudur: Biz ne zaman bütün bunlara bu kadar alıştık? Bir ülkede hukuk bir sabah ansızın ortadan kalkmaz. Önce küçük bir haksızlığa ses çıkarılmaz. Sonra biraz daha büyüğüne! Ardından “Beni ilgilendirmiyor” denilir. Ve sonunda dün kabul edemediğimiz şeyleri bugünün olağan hayatı sanmaya başlarız. Oysa hukuk, yalnızca başımıza bir şey geldiğinde hatırlayacağımız bir kapı değildir. Hepimizin aynı çatı altında birlikte yaşayabilmesinin güvencesidir. Bu nedenle hâlâ “Bu normal değil” diyebiliyorsak umut vardır. Çünkü bugün başkasının kapısında aradığımız adalet, yarın bizim kapımızı çalabilir. Ve o gün hepimizin ihtiyacı olacak şey çok basit: Bize göre hukuk değil, herkese hukuk.  
Ekleme Tarihi: 14 Eylül 2026 -Pazartesi

Hukuksuzluğa Alışıyor muyuz?

Bir ülkede hukukun başına gelebilecek en kötü şey, yalnızca çiğnenmesi değildir. Daha kötüsü, insanların onun çiğnendiğini düşünmeye alışmasıdır. Çünkü insan önce şaşırır, sonra öfkelenir, konuşur, yorulur ve en sonunda o tehlikeli cümleyi kurar:

“Ne yapalım, memleketin hali bu”

Asıl tehlike tamam da burada başlar.

Geçtiğimiz günlerde bir belediyede başkan vekili seçimi yapıldı. Seçim dediysem, öyle bildiğimiz seçimlerden değil.

Mahkemesi var, itirazı var. Gözaltına alınan belediye meclis üyeleri var. Toplantı yeter sayısı sağlanamayınca erteleneni, birkaç gün sonra yeniden yapılanı var.

Kısacası, evlere şenlik bir demokrasi manzarası.

İlk toplantıda gözaltındaki belediye meclis üyelerinin de oy kullanabilmesi gerektiği savunuldu. Toplantıya katılmayanlar oldu, yeter sayı sağlanamadı ve seçim ertelendi.

Birkaç gün sonra meclis yeniden toplandı.

Sandık kuruldu.

Oylar kullanıldı.

Bir başkan vekili seçildi, kâğıt üzerinde bakarsanız her şey tamam!

Sandık var.

Oy var.

Sonuç var.

Peki demokrasi yalnızca bundan mı ibarettir?

Mesele o sandıktan kimin çıktığı değil, o sandığa hangi koşullarda gidildiğidir.

Bir belediye meclisinde seçim yapılırken oy kullanması beklenen bazı üyeler gözaltındaysa bunu konuşmak gerekir. Bir seçim yargı kararıyla yeniden yapılıyorsa onu da.

Çünkü demokrasi yalnızca sandığın önümüze konulması değildir.

O sandığa giden yolun da demokratik olması gerekir.

Beni asıl düşündüren ise bütün bunlara giderek alışıyor olmamız. Eskiden böyle olayların ardından insanlar dönüp birbirine sorardı:

“Bu nasıl oluyor?”

Şimdi haber telefonumuza düşüyor. Bakıyoruz, okuyoruz, biraz kızıyoruz, birbirimize gönderiyoruz; sonra başparmağımızı ekranda yukarı kaydırıp başka bir habere geçiyoruz. İşte korkulması gereken yer tam burasıdır:

Hukukun tartışılır hâle gelmesinin sıradanlaşması.

Hukuk yalnızca mahkeme salonlarında lazım değildir.

Bugün belediye meclisinde, yarın işyerinde, öbür gün sizin kapınızda gerekir.

Ve hukuk yalnızca bizim desteklediğimiz insanları koruduğunda hukuk değildir. Bizimle aynı düşünmeyenin hakkını da koruyabiliyorsa hukuktur.

Demokrasi de böyledir.

Sandıktan bizim istediğimiz sonuç çıktığında “millî irade”, istemediğimiz sonuç çıktığında aşılması gereken bir engel olamaz.

Sandığın namusu, kazananın kim olduğuna göre değişmez.

Belediyeler el değiştirir, başkanlar değişir, siyasi partiler kazanır ve kaybeder. Bunların hepsi demokrasinin doğasında vardır.

Ama yurttaşın sandığa ve hukuka duyduğu güven bir kez kaybolursa onu yeniden yerine koymak kolay değildir.

Bir ülkenin kurumlarını ayakta tutan yalnızca yasalar değil, insanların o yasaların herkese eşit uygulanacağına olan inancıdır.

Fakat galiba son yıllarda tehlikeli bir cümleyi fazla kullanıyoruz:

“Zaten hep böyle…”

Hayır.

Hiçbir yanlış, çok tekrarlandığı için doğru olmaz.

İnsan pahalılığa alışıyor. Trafiğe, gürültüye, geçim sıkıntısına bile bir biçimde alışıyor. Ama bir toplumun asla alışmaması gereken şeyler vardır.

Adaletsizliğe…

Haksızlığa…

Hukuka duyulan güvenin aşınmasına…

Sandığın iradesinin tartışılır hâle gelmesine…

Çünkü alışmak önce sessizleşmektir.

Sonra kabullenmek.

Sonra unutmak.

Ve bir gün, birkaç yıl önce “Olmaz böyle şey!” dediğimiz bir olaya artık omuz silkip geçtiğimizi fark ederiz. İşte mesele bir belediyeden çok daha büyüktür.

Bugün belediye meclisinde yaşanan, yarın başka bir kurumda karşımıza çıkabilir. Çünkü hukuk kişiye, kuruma, siyasi görüşe göre eğilip bükülmeye başladığında hiç kimsenin hukuku güvende değildir.

Belki bugün kendimize sormamız gereken soru başkan vekilliğini kimin kazandığı değil.

Ondan çok daha ağır bir sorudur:

Biz ne zaman bütün bunlara bu kadar alıştık?

Bir ülkede hukuk bir sabah ansızın ortadan kalkmaz. Önce küçük bir haksızlığa ses çıkarılmaz. Sonra biraz daha büyüğüne!

Ardından “Beni ilgilendirmiyor” denilir.

Ve sonunda dün kabul edemediğimiz şeyleri bugünün olağan hayatı sanmaya başlarız. Oysa hukuk, yalnızca başımıza bir şey geldiğinde hatırlayacağımız bir kapı değildir. Hepimizin aynı çatı altında birlikte yaşayabilmesinin güvencesidir.

Bu nedenle hâlâ “Bu normal değil” diyebiliyorsak umut vardır.

Çünkü bugün başkasının kapısında aradığımız adalet, yarın bizim kapımızı çalabilir.

Ve o gün hepimizin ihtiyacı olacak şey çok basit:

Bize göre hukuk değil, herkese hukuk.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.