Hamdi Özdemir
Köşe Yazarı
Hamdi Özdemir
 

Bu Neyin Kafası

Maraş’ı, Çorum’u, Sivas’ı unuttuk mu? Bazen bir insanın ağzından çıkan tek bir cümle, uzun uzun anlatılmış bir özgeçmişten daha fazla şey söyler. İnsan kelimelerini seçebilir ama zihninin gerisinde taşıdığı önyargıyı her zaman saklayamaz. Gazeteci Kemal Öztürk, NTV ekranlarında Suriye’de yaşananları değerlendirirken şöyle dedi: “Bu Nusayrilerin hepsini katletseler yeridir diyesiniz geliyor.” Ardından cümlesini “Ama bakın intikam almadılar” diye sürdürdü. Hayır! Bir inanç topluluğunun tamamından söz ederken “hepsini” ve “katletmek” kelimelerini aynı cümlede yan yana getiremezsiniz. Getiriyorsanız bunu yalnızca “dilim sürçtü”, “yanlış anlaşıldım” ya da “talihsiz bir ifade kullandım” diyerek geçiştiremezsiniz. Çünkü mesele yalnızca cümlenin nasıl bittiği değildir. Asıl mesele, o cümlenin bir insanın zihninde nasıl kurulabildiğidir. NUSAYRİ  DEDİĞİNİZ KİM? Bir rejim mi? Bir ordu mu? Bir istihbarat örgütü mü? Hayır. Bir inanç topluluğu!. İçinde çocuk var, kadın var, yaşlı var. İşçi, öğretmen, doktor, esnaf, çiftçi var. Hatay’da yanı başımızda yaşayan komşularımız, akrabalarımız; bayramlarda birbirinin kapısını çalan insanlar var. Suriye’de savaşın, yoksulluğun, korkunun ortasında yaşamaya çalışan milyonlarca sıradan insan var. Bir devletin, bir rejimin, bir ordunun ya da bir yöneticinin işlediği suçun faturasını aynı inanca mensup milyonlarca insana kesmeye başladığınız anda adaletten uzaklaşır, toplu suçlama ve mezhepçilik çizgisine gelirsiniz. Türkiye bunun nereye varabileceğini çok iyi biliyor. Çünkü biz bu filmi daha önce gördük. MARAŞ’I UNUTMADIK! 1978 Maraş Katliamı'nı unutmadık. İnsanların kimliklerinden dolayı hedef haline getirildiği, evlerin ve işyerlerinin saldırıya uğradığı, komşunun komşuya düşman edildiği günleri unutmadık. Öldürülen insanları unutmadık. ÇORUM’U UNUTMADIK! 1980 Çorum olaylarını da unutmadık. Gerilimin nasıl büyütüldüğünü, söylentilerin ve provokasyonların nasıl yayıldığını, insanların mahalle mahalle ayrıştırıldığını ve sonunda yine kan aktığını unutmadık. SİVAS’I DA UNUTMADIK! Sivas'ın acısı yalnızca 2 Temmuz 1993'ten ibaret değildir. 1978'de kentte Alevilere yönelik saldırılar yaşandı; insanlar yaşamını yitirdi, yüzlerce işyeri ve ev saldırıya uğradı. Aradan yıllar geçti. 2 Temmuz 1993'te bu kez Madımak'ın önünde yalnızca bir otel ateşe verilmedi. Bir ülkenin vicdanı ateşe verildi. Otuz üç aydın ve sanatçı ile iki otel çalışanı yaşamını yitirdi. Madımak'a giden yol da o sabah ansızın açılmadı. Öncesinde sözler vardı. Ötekileştirme vardı. Hedef gösterme vardı. “Onlar” vardı. “Bunlar” vardı. İnsanları inançları ve kimlikleri üzerinden birbirinden ayıran bir dil vardı. Sonra kalabalıklar oluştu, sloganlar yükseldi ve ateş yakıldı. İşte bu yüzden kelimeleri önemsiyorum. Çünkü katliamların tarihi yalnızca silahların, taşların ve ateşlerin tarihi değildir. Katliamların bir de dili vardır. Önce insanı insan olmaktan çıkarırsınız. Sonra ona bir kimlik yapıştırırsınız. O kimliği suçla özdeşleştirirsiniz. Milyonlarca insanı “bunlar” diyerek aynı torbaya doldurursunuz. Sonra birileri çıkar: “Bunların hepsi…” diye başlayan cümleler kurar. Gerisini tarih tamamlar. Biz o tarihin bedelini yeterince ağır ödedik. ARTIK AKLIMIZI BAŞIMIZA TOPLAYALIM! Maraş yetmedi mi? Çorum yetmedi mi? Sivas yetmedi mi? Madımak yetmedi mi? Bu ülkenin mezarlıkları bize hâlâ yeterince ders vermedi mi? Kaç insan daha öldüğünde, kaç ev daha yandığında, kaç anne evladının arkasından ağladığında anlayacağız mezhepçi nefret dilinin oyuncak olmadığını? Bu nedenle Kemal Öztürk'ün sözleri “televizyonda söylenmiş kötü bir cümle” denilerek geçiştirilemez. Bu sözlerin hukuki açıdan değerlendirilmesi gerekir. Savcılık incelemeli, RTÜK yayıncılık mevzuatı açısından değerlendirmelidir. Bir inanç topluluğunun tamamının “katledilmek” fiiliyle aynı cümlede anılmasının ifade özgürlüğünün sınırları içinde kalıp kalmadığına karar verecek olan hukuk mercileridir. İfade özgürlüğü vazgeçilmezdir. Ancak ifade özgürlüğü, milyonlarca insanın yaşam hakkını değersizleştirebilecek söylemleri tartışılmaz ve sorgulanamaz hale getiren bir dokunulmazlık değildir. NTV'NİN DE SORUMLULUĞU VAR Kemal Öztürk sıradan bir isim değildir. Bir dönem Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü yapmış, Yeni Şafak'ta yazmış, yıllardır televizyon ekranlarında yorumculuk yapan bir gazetecidir. Dolayısıyla kullandığı kelimenin anlamını ve yaratabileceği toplumsal etkiyi bilmesi beklenir. Dahası, bu sözlerin söylendiği yer herhangi bir sohbet ortamı değil, NTV ekranıdır. Burada NTV yönetiminin de sorumluluğu vardır. Bir televizyon kanalı yalnızca kamerayı açıp mikrofonu konuğunun önüne koyan teknik bir işletme değildir. Ekranından topluma ulaşan sözler karşısında yayıncılık sorumluluğu taşır. NTV yönetimi kamuoyuna açık biçimde bu sözler karşısındaki tavrını ortaya koymalıdır. Benim düşüncem açıktır: NTV, Kemal Öztürk ile yayın ilişkisini sonlandırmalıdır. Çünkü milyonlarca insanın izleyebildiği bir ekranda bir inanç topluluğunun tamamından söz edilirken “katletmek” kelimesinin kullanılmasını sıradanlaştırmak mümkün değildir. NTV'nin zaman zaman tartışmalı söylemlere ekranında alan açması da ayrıca üzerinde düşünmesi gereken bir yayıncılık sorunudur. Bir televizyon kuruluşunun itibarı yalnızca reytingle ölçülmez. Kimin önüne mikrofon koyduğu, hangi söz karşısında müdahale ettiği ve toplumun hassasiyetleri söz konusu olduğunda nerede durduğu da o kurumun yayıncılık anlayışını gösterir. “Biz söylemedik, konuğumuz söyledi” demek yeterli değildir. Ekran sizin. Mikrofon sizin. Yayın sizin. Sorumluluk da sizin! YANGIN ÇIKMADAN KONUŞMALIYIZ Bugün Nusayriler hakkında kurulan böyle bir cümleye sessiz kalırsak yarın aynı dil Alevilere yönelir. Sonra Sünnilere, Kürtlere, Ermenilere ya da başka bir halka, inanca ve kimliğe... Nefret dili kendisine sürekli yeni düşmanlar üretir. Bu nedenle mesele yalnızca Nusayrilerin meselesi değildir. Bu mesele hepimizin meselesidir. Bir daha Maraş yaşamak istemiyorsak Maraş'a giden dili daha başında reddetmeliyiz. Bir daha Çorum yaşamak istemiyorsak insanları mezhepleri üzerinden düşmanlaştıran anlayışa karşı durmalıyız. Bir daha Sivas yaşamak istemiyorsak yangın çıktığında değil, kibrit çakılırken sesimizi yükseltmeliyiz. Çünkü tarih bizi yeterince uyardı. Yeterince can verdik, yeterince acı çektik. Artık aklımızı başımıza toplamalıyız. Bir insanın suçundan bir halk sorumlu tutulamaz. Bir yönetimin suçundan bir mezhep sorumlu tutulamaz. Bir zalimin yaptıklarının hesabı, onunla aynı inancı taşıyan masum insanlardan sorulamaz. Mesele Alevilik değildir. Nusayrilik değildir. Sünnilik değildir. Mesele, bundan çok daha temel bir şeydir: İnsan hayatı. Maraş'ın mezarlarından, Çorum'un acılarından, Sivas'ın ve Madımak'ın küllerinden hâlâ bunu öğrenemediysek, kendimize sormamız gereken çok ağır bir soru var: Daha ne yaşamamız gerekiyor?
Ekleme Tarihi: 29 Ağustos 2026 -Cumartesi

Bu Neyin Kafası

Maraş’ı, Çorum’u, Sivas’ı unuttuk mu?

Bazen bir insanın ağzından çıkan tek bir cümle, uzun uzun anlatılmış bir özgeçmişten daha fazla şey söyler. İnsan kelimelerini seçebilir ama zihninin gerisinde taşıdığı önyargıyı her zaman saklayamaz.

Gazeteci Kemal Öztürk, NTV ekranlarında Suriye’de yaşananları değerlendirirken şöyle dedi:

“Bu Nusayrilerin hepsini katletseler yeridir diyesiniz geliyor.”

Ardından cümlesini “Ama bakın intikam almadılar” diye sürdürdü.

Hayır!

Bir inanç topluluğunun tamamından söz ederken “hepsini” ve “katletmek” kelimelerini aynı cümlede yan yana getiremezsiniz. Getiriyorsanız bunu yalnızca “dilim sürçtü”, “yanlış anlaşıldım” ya da “talihsiz bir ifade kullandım” diyerek geçiştiremezsiniz.

Çünkü mesele yalnızca cümlenin nasıl bittiği değildir.

Asıl mesele, o cümlenin bir insanın zihninde nasıl kurulabildiğidir.

NUSAYRİ  DEDİĞİNİZ KİM?

Bir rejim mi? Bir ordu mu? Bir istihbarat örgütü mü?

Hayır.

Bir inanç topluluğu!.

İçinde çocuk var, kadın var, yaşlı var. İşçi, öğretmen, doktor, esnaf, çiftçi var. Hatay’da yanı başımızda yaşayan komşularımız, akrabalarımız; bayramlarda birbirinin kapısını çalan insanlar var.

Suriye’de savaşın, yoksulluğun, korkunun ortasında yaşamaya çalışan milyonlarca sıradan insan var.

Bir devletin, bir rejimin, bir ordunun ya da bir yöneticinin işlediği suçun faturasını aynı inanca mensup milyonlarca insana kesmeye başladığınız anda adaletten uzaklaşır, toplu suçlama ve mezhepçilik çizgisine gelirsiniz.

Türkiye bunun nereye varabileceğini çok iyi biliyor.

Çünkü biz bu filmi daha önce gördük.

MARAŞ’I UNUTMADIK!

1978 Maraş Katliamı'nı unutmadık.

İnsanların kimliklerinden dolayı hedef haline getirildiği, evlerin ve işyerlerinin saldırıya uğradığı, komşunun komşuya düşman edildiği günleri unutmadık.

Öldürülen insanları unutmadık.

ÇORUM’U UNUTMADIK!

1980 Çorum olaylarını da unutmadık.

Gerilimin nasıl büyütüldüğünü, söylentilerin ve provokasyonların nasıl yayıldığını, insanların mahalle mahalle ayrıştırıldığını ve sonunda yine kan aktığını unutmadık.

SİVAS’I DA UNUTMADIK!

Sivas'ın acısı yalnızca 2 Temmuz 1993'ten ibaret değildir. 1978'de kentte Alevilere yönelik saldırılar yaşandı; insanlar yaşamını yitirdi, yüzlerce işyeri ve ev saldırıya uğradı.

Aradan yıllar geçti.

2 Temmuz 1993'te bu kez Madımak'ın önünde yalnızca bir otel ateşe verilmedi.

Bir ülkenin vicdanı ateşe verildi.

Otuz üç aydın ve sanatçı ile iki otel çalışanı yaşamını yitirdi.

Madımak'a giden yol da o sabah ansızın açılmadı.

Öncesinde sözler vardı.

Ötekileştirme vardı.

Hedef gösterme vardı.

“Onlar” vardı.

“Bunlar” vardı.

İnsanları inançları ve kimlikleri üzerinden birbirinden ayıran bir dil vardı.

Sonra kalabalıklar oluştu, sloganlar yükseldi ve ateş yakıldı.

İşte bu yüzden kelimeleri önemsiyorum.

Çünkü katliamların tarihi yalnızca silahların, taşların ve ateşlerin tarihi değildir.

Katliamların bir de dili vardır.

Önce insanı insan olmaktan çıkarırsınız. Sonra ona bir kimlik yapıştırırsınız. O kimliği suçla özdeşleştirirsiniz. Milyonlarca insanı “bunlar” diyerek aynı torbaya doldurursunuz.

Sonra birileri çıkar:

“Bunların hepsi…”

diye başlayan cümleler kurar.

Gerisini tarih tamamlar.

Biz o tarihin bedelini yeterince ağır ödedik.

ARTIK AKLIMIZI BAŞIMIZA TOPLAYALIM!

Maraş yetmedi mi?

Çorum yetmedi mi?

Sivas yetmedi mi?

Madımak yetmedi mi?

Bu ülkenin mezarlıkları bize hâlâ yeterince ders vermedi mi?

Kaç insan daha öldüğünde, kaç ev daha yandığında, kaç anne evladının arkasından ağladığında anlayacağız mezhepçi nefret dilinin oyuncak olmadığını?

Bu nedenle Kemal Öztürk'ün sözleri “televizyonda söylenmiş kötü bir cümle” denilerek geçiştirilemez.

Bu sözlerin hukuki açıdan değerlendirilmesi gerekir. Savcılık incelemeli, RTÜK yayıncılık mevzuatı açısından değerlendirmelidir.

Bir inanç topluluğunun tamamının “katledilmek” fiiliyle aynı cümlede anılmasının ifade özgürlüğünün sınırları içinde kalıp kalmadığına karar verecek olan hukuk mercileridir.

İfade özgürlüğü vazgeçilmezdir.

Ancak ifade özgürlüğü, milyonlarca insanın yaşam hakkını değersizleştirebilecek söylemleri tartışılmaz ve sorgulanamaz hale getiren bir dokunulmazlık değildir.

NTV'NİN DE SORUMLULUĞU VAR

Kemal Öztürk sıradan bir isim değildir.

Bir dönem Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü yapmış, Yeni Şafak'ta yazmış, yıllardır televizyon ekranlarında yorumculuk yapan bir gazetecidir. Dolayısıyla kullandığı kelimenin anlamını ve yaratabileceği toplumsal etkiyi bilmesi beklenir.

Dahası, bu sözlerin söylendiği yer herhangi bir sohbet ortamı değil, NTV ekranıdır.

Burada NTV yönetiminin de sorumluluğu vardır.

Bir televizyon kanalı yalnızca kamerayı açıp mikrofonu konuğunun önüne koyan teknik bir işletme değildir. Ekranından topluma ulaşan sözler karşısında yayıncılık sorumluluğu taşır.

NTV yönetimi kamuoyuna açık biçimde bu sözler karşısındaki tavrını ortaya koymalıdır.

Benim düşüncem açıktır:

NTV, Kemal Öztürk ile yayın ilişkisini sonlandırmalıdır.

Çünkü milyonlarca insanın izleyebildiği bir ekranda bir inanç topluluğunun tamamından söz edilirken “katletmek” kelimesinin kullanılmasını sıradanlaştırmak mümkün değildir.

NTV'nin zaman zaman tartışmalı söylemlere ekranında alan açması da ayrıca üzerinde düşünmesi gereken bir yayıncılık sorunudur.

Bir televizyon kuruluşunun itibarı yalnızca reytingle ölçülmez. Kimin önüne mikrofon koyduğu, hangi söz karşısında müdahale ettiği ve toplumun hassasiyetleri söz konusu olduğunda nerede durduğu da o kurumun yayıncılık anlayışını gösterir.

“Biz söylemedik, konuğumuz söyledi” demek yeterli değildir.

Ekran sizin.
Mikrofon sizin.
Yayın sizin.
Sorumluluk da sizin!

YANGIN ÇIKMADAN KONUŞMALIYIZ

Bugün Nusayriler hakkında kurulan böyle bir cümleye sessiz kalırsak yarın aynı dil Alevilere yönelir. Sonra Sünnilere, Kürtlere, Ermenilere ya da başka bir halka, inanca ve kimliğe...

Nefret dili kendisine sürekli yeni düşmanlar üretir.

Bu nedenle mesele yalnızca Nusayrilerin meselesi değildir.

Bu mesele hepimizin meselesidir.

Bir daha Maraş yaşamak istemiyorsak Maraş'a giden dili daha başında reddetmeliyiz.

Bir daha Çorum yaşamak istemiyorsak insanları mezhepleri üzerinden düşmanlaştıran anlayışa karşı durmalıyız.

Bir daha Sivas yaşamak istemiyorsak yangın çıktığında değil, kibrit çakılırken sesimizi yükseltmeliyiz.

Çünkü tarih bizi yeterince uyardı.

Yeterince can verdik, yeterince acı çektik.

Artık aklımızı başımıza toplamalıyız.

Bir insanın suçundan bir halk sorumlu tutulamaz. Bir yönetimin suçundan bir mezhep sorumlu tutulamaz. Bir zalimin yaptıklarının hesabı, onunla aynı inancı taşıyan masum insanlardan sorulamaz.

Mesele Alevilik değildir.

Nusayrilik değildir.

Sünnilik değildir.

Mesele, bundan çok daha temel bir şeydir:

İnsan hayatı.

Maraş'ın mezarlarından, Çorum'un acılarından, Sivas'ın ve Madımak'ın küllerinden hâlâ bunu öğrenemediysek, kendimize sormamız gereken çok ağır bir soru var:

Daha ne yaşamamız gerekiyor?

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Alptekin Şen
(29.08.2026 15:04 - #6189)
Değerli kardeşim ,kalemin dert görmesin,ayağına taş değmesin,iyi ki varsın❤️
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.