Muhalefet belediyelerine bir önerim var!
Türkiye'de artık alarm saatine ihtiyaç kalmadı. Gözümüzü açar açmaz aklımıza gelen ilk soru şu:
"Bugün sıra hangi belediyede?"
Kahvaltıdan önce operasyon haberi...
Öğleye doğru gözaltı sayıları...
Akşam televizyonlarında, ertesi sabah operasyon yapılacak belediyeler ve belediye başkanları konuşuluyor; aynı yorumcular ekranlarda, psikolojik bir kuşatma başlıyor.
Gece ise tanıdık cümle geliyor:
"Yarın yeni bir dalga bekleniyor."
Falanca belediye...
Filanca belediye başkanı...
Artık neredeyse bir kamu rutini oluştu.
Oysa bu tablonun mağduru yalnızca belediye başkanları ya da belediye çalışanları değil.
Vatandaş...
Aileler...
Ve en önemlisi, devletin kendi kurumlarına duyulan güven.
Çünkü her sabah belediyeler sanki birer suç örgütünün karargâhıymış gibi gösterilirse, insanlar bir süre sonra operasyonları değil, şu soruları konuşmaya başlar:
"Eğer buralar yıllardır suç merkeziyse, devlet bugüne kadar neredeydi?"
"Madem herkes bu kadar suç işliyordu, seçimlerden önce neden kimsenin aklına gelmedi?"
"Neden aynı yöntem hep aynı siyasi çizgideki belediyelerde uygulanıyor?"
Sorular çoğaldıkça cevaplar azalıyor.
Bir yöntem ilk uygulandığında dikkat çeker.
İkincisinde tartışılır.
Üçüncüsünde sorgulanır.
Kırkıncısında ise artık yöntem değil, niyet konuşulur.
Çünkü toplumun güveni, her sabah tekrarlanan operasyon görüntüleriyle değil; şeffaf, tutarlı ve herkese eşit uygulanan hukukla inşa edilir.
İşte tam da bu yüzden muhalefet belediye başkanlarına küçük (!) bir önerim var.
Bir sabah hepsi birlikte Adalet Bakanlığı'nın önüne gitsin.
Hiç kimse kaçmasın.
Hiç kimse saklanmasın.
Hiç kimse kapısını kırdırmasın.
Sonra hep birlikte desinler ki:
"Sayın yargı, siz zahmet etmeyin.
Her sabah onlarca polis aracı, yüzlerce görevli ve kilometrelerce güvenlik şeridi kurmanıza gerek yok.
Biz geldik.
Takın kelepçeleri.
Hepimizi aynı otobüse bindirin.
Doğrudan Silivri'ye gönderin.
Belediyelerimize sabaha karşı gelmeyin.
Çocuklarımızın gözü önünde kapılarımızı çalmayın.
Gün doğmadan evlerimizi aramayın.
İsterseniz belediyelerin kapısına kilidi de bugün birlikte vuralım.
Böylece siz her sabah yeni bir operasyon hazırlamakla uğraşmazsınız; biz de her gece 'Acaba yarın sıra bize mi gelecek?' diye beklemek zorunda kalmayız."
Belki o gün herkes çok önemli bir gerçeği yeniden hatırlar.
Bir ülkede istisna olması gereken yöntemler günlük rutine dönüşmüşse, artık tartışılması gereken yalnızca operasyonlar değildir.
Asıl tartışılması gereken, hukuka duyulan güvenin neden bu kadar yıprandığıdır.
Çünkü adalet, her sabah aynı saatte yapılan operasyonlarla değil; hukuk herkes için aynı şekilde işlediğinde adalet olur.
Aksi hâlde geriye sadece birbirini tekrar eden görüntüler kalır.
Ve aynı görüntüler...
Bir süre sonra kimseyi ikna etmez.
Sadece düşündürür.
Ve güveni tüketir.
