Almanya’da “2026 süper seçim yılı” 20 Eylül’de Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern (MV) eyaletlerinde yapılan parlamento seçimleri ile nihayete erdi. Seçim sonuçları, genel olarak yıl içinde ki diğerlerine benzer sonuçlar ortaya çıkardı. Evvelce marjinal olarak kabul edilen iki parti köklü sistem partilerini yine sildi süpürdü. Kısaca özetlemek gerekirse;
- CDU tarihi bir hezimet yaşadı. Ülke çapındaki oy kayıplarının devamı sürpriz olmadı, Berlin’de iktidar çoğunluğunu kaybetti ikinci parti konumuna geriledi, MV’de , %5 barajını aşamayarak, tarihinde ilk kez bir eyalette parlamento dışında kaldı.
- SPD, uzun süredir eski gücünü koruyamadığı Berlin’de 6.53 puan kayıpla ve %12.1 ile dördüncü parti oldu, MV’de ise nispeten cüz’i sayılabilecek 4 puanlık bir kayıpla bile birinci parti konumunu yitirdi.
-Afd, her iki seçim bölgesinde yükselişini sürdürdü,; MV’de %21.5 rekor artış ile %38.2 oy alarak burada da birinci parti oldu.
- FDP ve BSW iki bölgede de barajı aşamadılar. Federal düzeyde bir dönemin vazgeçilmez hükümet ortağı olan FDP açısından Berlin’de %2.5, MV’de % 1oy almış olmak hazindir,
- Sol Parti (Die Linke), seçim öncesi anketlerde CDU ve AfD ile birlikte 18-21 bandında az bir farkla önde gösterilirken, Berlin’in hem eski doğu, hem de eski batı semtlerinde açık ara kazandı ve birinci parti olarak hükümeti kurma konumuna geldi.
Resmi olmayan kesin sonuçlara göre meclislerdeki sandalye dağılımı şöyledir;
Berlin - 158 sandalye
Sol Parti 47 (+25)
CDU 34 (-18)
Afd 29(+12)
Yeşiller 26(-8)
SPD 22(-12)
“Brandmauer” ilkesi nedeniyle AfD ile koalisyon söz konusu olmayacağından Sol Parti veya CDU liderliğinde üçlü bir koalisyon gündeme gelebilecektir.
Mecklenburg-Vorpommern – 71 sandalye
Afd 32(+18)
SPD 29(-5)
Yeşiller 5( +/- 0)
Sol Parti 5 (-4)
AfD dışındaki 3 partinin koalisyonu veya, daha zayıf ihtimal, Sol Parti veya Yeşilller destekli ikili bir koalisyon ihtimalleri gündemde olacaktır.
SOL PARTİNİN TARİHİ VE YÜKSELİŞİ
Sol Parti, kökleri Doğu Almanya döneminin Almanya Sosyalist Birlik Partisine (SED (Sozialistische Einheitspartei Detschlands) dayanmakta olup bu partinin devamı niteliğindedir. Birleşme sonrasında, karizmatik kurucu başkanı Gregor Gysi liderliğinde, adını Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS – Partei des Demokratischen Sozialismus) olarak değiştirmiş, ancak, büyük ölçüde eski Doğu Alman elitlerinin partisi olmaya devam etmiştir.
Bati eyaletlerinde de, 1998-2005 arasında iktidarda olan Şansölye Schröder’in 2003 yılında hayata geçirdiği, Gündem 2010 (Agenda 2010) adıyla siyasi tarihe geçmiş, Almanya’nın geleneksel sosyal devlet yapısında radikal bir dönüşüme yol açmış neo-liberal reform paketine tepki olarak sol kanat siyasetçiler, sendikacılar ve aktivistlerden oluşan ortak bir girişim olarak hayata geçirilen “ İş ve Sosyal Adalet – Seçim Alternatifi” - WASG (Arbeit & Soziale Gerechtigkeit – Die Wahlalternative) adlı oluşum, SPD eski genel başkanlarından Oskar Lafontaine’in katılımı ile güç kazanmış ve 2005’de partileşmiştir.
Lafontaine önderliğinde, güç birleştirme amacı ile, seçim işbirliğinde bulunan WASG ve PDS 2007 ‘de “Die Linke” adı altında birleşmiştir.
Eski beş doğu eyaletinin tümünde parlamentoda bulunan, ayrıca sol hareketin güç merkezlerinden Hamburg ve Bremen’de parlamentoya girmiş olan Sol Parti, merkez solda yer alan Yeşiller ve SPD’nin gözden düşmesi sonucu tabanını Berlin’de de genişletebilmekteydi. Nitekim 2025 genel seçimlerinde, Türkiye kökenli Sol Parti adayı Ferat Koçak Berlin-Neukölln dar bölge adaylığını kazanarak doğrudan Federal Meclise seçilmişti.
Son seçimlerde de Elif Eralp Friedrichshain-Kreuzberg 1 no’lu dar seçim bölgesinden %50.4 oy alarak doğrudan seçilme başarısı göstermiş, aynı bölgede SPD ve Yeşiller’den aday gösterilen Türkiye kökenli diğer iki siyasetçinin de sırası ile % 10.6 ve %17.2 oy aldıkları dikkate alındığında Türkiye kökenlilerin oy potansiyelinin bu bölgede %78 -80 civarında olduğunu ifade etmek yanlış olmayacaktır.
Bu durum ayrıca yeni de değildir. Sol Parti’nin, PDS adı ile seçime katıldığı 2002 genel seçimlerinde de yoğun Türkiye kökenli seçmen barındıran Berlin-Kreuzberg dar bölgesinden doğrudan bir milletvekili çıkarması güçlü bir ihtimaldi. Bu durumda PDS, baraj altında kalsa bile, doğu eyaletlerinde kazanacağına kesin gözü ile bakılan 2 dar bölge ile birlikte – nitekim öyle olmuştur – seçim sistemi gereği, 3 dar bölgede kazanmış parti olarak barajı aşmış sayılacak, Federal Mecliste 30-35 üye ile temsil hakkı elde edecek ve Şansölye Schröder Yeşiller ile birlikte ikinci dönem hükümeti kurmakta zora düşecekti. O dönem SPD, Kreuzberg seçmeninin oylarını partisine yöneltmek amacı ile, başta Schröder’in ülkemizin AB üyeliğine güçlü destek veren bir siyasetçi olduğu algısını da yaratarak ve bu amaçla Almanya’da yayınlanan bir Türkçe gazeteyi de propagandasında etkin şekilde kullanarak PDS’nin önünü kesmekte başarılı olmuştu.
ELİF ERALP VE PARTİSİNİN BAŞARISI
2018 de partinin yönetim kuruluna girdikten sonra yönetim kademelerinde hızla yükselen ve nihayetinde 2026 seçimleri için Sol Partinin “Berlin Başbakan Adayı” (Spitzenkandidat) gösterilen Elif Eralp’in ve liderliğindeki Sol Parti Berlin örgütünün son seçimlerde elde ettiği tahminlerin üstündeki başarı, seçimlerden birinci parti çıkarak koalisyon görüşmelerinde de başarı sağlaması halinde Berlin Başbakanlığı ve Berlin Belediye Başkanlığı (Regierende Bürgermeisterin) gibi önemli bir görevi üstlenecek konuma gelmesi tabiatıyla medya ve sosyal medyamızda geniş yankı bulmuştur.
Berlin’deki mesken arzının yetersizliği ve kiraların son yıllardaki aşırı yükselişi tüm partilerin ana propaganda malzemesini oluşturmuştur. Kamulaştırmadan sıkı denetime, yeni inşaatların hızlandırılmasından kiraların dondurulmasına ve kira artışını sınırlandırılmasına varan, partilere göre farklı çözüm önerilerinin gündeme getirildiği ortamda, nüfusun çoğunluğunun kiracı olduğu başkentte “Berlin’i fiyatları ödenebilir şehir yapmak” (Berlin bezahlbar machen) sloganı ile yola çıkan Sol Parti’nin “kamulaştırma ve kiraların bir süreliğine dondurulması önerisi seçmende daha çok karşılık bulan öneri olmuştur. Bu öneri aslında 2021 eylül ayında, aynı gün yapılan federal ve eyalet seçimleri ile birlikte halk oyuna sunulan ve %57 oyla benimsenen bir çözüm paketinin hayata geçirilmesini amaçlamaktadır. Bağlayıcılığı olmayan, sadece eyalet meclisine bir tavsiye niteliğindeki çözüm paketi, 3 binden fazla meskene sahip, kar odaklı özel şirketlerin kamulaştırılmasını ve bu sayede Berlin mesken envanterinin yaklaşık %15’ine tekabül eden 230-250 bin meskenin kar amacı gütmeyecek, kamu yararına çalışacak kurumlar bünyesinde yönetilmesini öngörmektedir.
Diğer yandan, Sol Parti, seçimlere itibar etmeyen kitleleri mobilize etmekte, ilk kez bu seçimlerde oy kullanma hakkı elden 16 yaş üstü genç seçmenler başta olmak üzere, 25 yaş altı ve 25-24 yaş grubu gençleri, ayrıca, Yeşiller ve SPD tabanlarından seçmen kazanmakta da başarı göstermiştir.
TÜRKİYE KÖKENLİ SİYASTÇİLER
2000’li yılların başlarından bu yana Almanya’da ve bir çok Avrupa ülkesinde göçmen kökenli siyasetçilerin sayısı artmaktadır. Günümüzde Almanya’da Federal Meclis seçilen Türkiye kökenlilerin sayısı 19 olarak gösterilmektedir. Baden-Württenberg Başbakanı, Hannover Belediye Başkanı, Alman üst kademe bürokrasisi içinden de iç istihbarattan sorumlu Anayasayı Koruma Teşkilatı (BfV) başkan yardımcısı Türkiye kökenlidir. Elif Eralp’in de bu kervana katılma ihtimali yüksektir.
Sadece Türk uyruklu olarak bu ülkede yaşayanlar hariç, Alman vatandaşlığına geçmiş veya Almanya’da katı eski vatandaşlık yasasının esnetilmesi sonucu giderek artan sayıda çift uyruklu olmayı yeğleyenlerle birlikte, Türkiye kökenli Alman vatandaşı sayısının 2 milyona yaklaştığı dikkate alındığında bu gelişmenin şaşırtıcı bir yanı da yoktur.
Ancak, Türkiye kökenli siyasetçilere yönelik bakış açısının duygusallıktan uzak, gerçekçi bir temele oturtulması, gerek beğeni ve övgü, gerek eleştiri ve tepki konusunda abartıya kaçılmaması gereğini idrak etme zamanı da çoktan gelmiştir.
Her şeyden önce, bu gruba girenler, büyük ölçüde temsil ettikleri siyasi partilerin çizgisi ile bağlıdırlar. Bu nedenle, düşüncelerinin, açıklamalarının, eleştirilerinin çoğu zaman beklentilerimiz ile örtüşmeyebileceğini olağan karşılamak gereklidir.
Diğer yandan, siyasetçiler genelde nabza göre şerbet verme becerisi yüksek şahsiyetlerdir. Bu açıdan, zaman zaman verdikleri olumlu mesajları da bu açıdan değerlendirmek yararlı olacaktır.
VAKIFLAR DEVLETİ ALMANYA
Almanya bir anlamda “vakıflar devletidir”. Gerek siyasi parti vakıfları, gerek özel vakıflar Almanya dış ilişkilerinde önemli roller üstlenebilmektedirler. Nitekim, dünya savaşları sonrasına Polonya ve Fransa ile ilişkilerin düzeltilmesi konusunda siyasi parti vakıfları yanı sıra Robert Bosch Vakfı gibi vakıflar yarar sağlamışlardır. Sırf bu amaca yönelik vakıflar da kurulmuştur. Fransa bağlamında, vakıf modeli ile çalışan Alman-Fransız Gençlik Ofisi ile Genshagen Vakfı, Polanya konunda ise Alman-Polonya İşbirliği Vakfı ile Polonya-Almanya Uzlaşma Vakfı gibi kuruluşlar zikredilebilir.
Adını Alman işçi hareketinin önemli ve tarihi figürlerinden devrimci sosyalist Rosa Luxemburg'dan alan Rosa Luxemburg Vakfı da Sol Parti’nin resmi vakfıdır. (https://www.rosalux.de/ ) Partinin ülkemize yönelik politikalarının izlenmesi açısından referans olabilecek kaynak olarak görülmelidir.
Diğer Alman siyasi partilerinin bir kısmının ülkemizde de faal olan vakıfları bulunmakta olup faaliyetleri, raporları, yerel ilişkileri, sağladıkları destekler Türkiye –Almanya ilişkilerinin daha sağlıklı değerlendirmesi açısından izlenmelidir.
