Haldun OTMAN - E. Büyükelçi
Köşe Yazarı
Haldun OTMAN - E. Büyükelçi
 

ALMANYA KAYBETTİ –RUSYA GÜNAH KEÇİSİ OLDU

Almanya, BM Güvenlik Konseyi  -  BMGK 2027-2028 geçici üyeliği için 3 Haziran 2026’da yapılan seçimlerde tarihinde ilk kez başarılı olamadı. Batı Avrupa ve Diğerleri Grubuna (WEOG)  ait iki koltuktan biri için yarışan Almanya, rakipleri Avusturya 134, Portekiz 131 oy alırken, sadece  104 oy alarak gerekli 2/3  çoğunluk olan 127 oya ulaşamayarak  daha ilk turda elenmiştir. Bundan önce, BMGK geçici üyeliği için 6 kez aday olmuş ve her seferinde seçilebilmiş olan ülke için bu yenilgi soğuk duş etkisi yapmıştır. Alman basını,  seçim sonuçlarını “büyük bir utanç” ,  “ağır darbe” “ezici yenilgi”,  “güçlü Almanya hedefine ciddi engel”,  “utanç verici yenilgi”   ve  “büyük hayal kırıklığı” gibi ifadeler ile yansıtırken Şansölye Merz ve Dışişleri Bakanı Wadephul’u sorumlu göstermiştir.  Alınan sonucu “acı bir yenilgi” ve “gerçek bir hayal kırıklığı” olarak niteleyen, Dışişleri Bakanı Wadephul açıklamaları ile  bir yandan kendini savunurken diğer yandan bazı gerçekleri de kabul etme gereğine işaret etti. Özellikle Rusya ve İsrail faktörlerini açıkça dile getirmesi ise Alman basınında geniş yankı buldu. Bu durumu Merz hükümeti için ciddi bir prestij kaybı olarak gören yorumcular Almanya’nın uluslararası arenada kendini güçlü gösterme çabalarını da zedelediğini belirtiyorlar. BU KEZ NEDEN OLMADI BM’nin en büyük ikinci fon sağlayıcısı olmasına  ve   geçmişteki  geçici üyeliklerinde de oldukça faal bir ülke olmasına rağmen Almanya’nın bu seçimlerdeki başarısızlığının başlıca nedenleri olarak adaylığını geç açıklamış olması, güçlü ve deneyimli rakiplerinin kampanya başarıları,  Gazze Savaşı ve İsrail Politikası ile Ukrayna konusundaki tutumu yer almaktadır. Almanya’nın ABD ve İsrail politikalarına yakın ve destekleyici politikalarının, keza İran’a yönelik ABD/İsrail saldırıları ve Venezuela   konusundaki  pasif ve  tepkisiz  tutumunun  bazı ülkelerin eleştirilerine ve tepkilerine neden olması  şüphesiz etkili olmuştur. Nitekim, Avusturya ve Portekiz adaylıklarını 2011 ve 2013 yıllarında açıklamışlar iken Almanya ancak 2020 de adaylığını resmileştirebilmiş, rakiplerinin çok  daha  uzun bir süre lobi yapmalarına  fırsat vermiş  ve  kendisi aleyhine telafisi zor bir dezavantaj yaratmıştır. Diğer yandan, Avusturya, uzun soluklu kampanyasında  yarattığı   tarafsızlık imajı  ve  “büyük güç değil, arabulucu” mesajı ile Global South’tan destek toplamış, Portekiz, Latin Amerika ve Afrika’daki tarihi bağlarını etkili kullanırken önleyici diplomasi, çok taraflılık ve uluslararası hukuka bağlılık, iklim değişikliği, yoksulluk, deniz seviyesi yükselmesi gibi tehdit faktörlerine merkeze alan tanıtımlarında diyalog ve arabuluculuk odaklı yaklaşım sergilemiştir. İSRAİL  POLİTİKASININ ETKİLERİ Dışişleri Bakanı Wadephul, yaptığı özeleştiride, Almanya’nın İsrail’e yönelik “tarihi sorumluluğu” nedeniyle izlediği Orta Doğu politikalarının bazı BM üyelerinden, özellikle Global South ve Arap ülkelerinden, oy kaybettirdiğini ve Gazze Savaşı bağlamında bunun bedelini ödemiş olduklarını itiraf etmiştir. Almanya’nın İsrail’e verdiği güçlü ve koşulsuz desteğin,  İsrail’in Gazze’deki soykırımına ve diğer savaş  suçlarına  tepki göstermemesinin ve hatta göz yuman bir yaklaşım sergilemesinin, ciddi uluslararası hukuk  ihlallerine karşı çıkmamasının bu ülkeler nezdinde itibar  kaybı ve güvenilirlik sorunu yarattığını söylemek mümkündür. Bu bağlamda, geçen dönem BM Genel Kurul Başkanlığını uhdesinde bulunduran Annalena Baerbock’un, Dışişleri Bakanlığı görevi sırasında, “terörle mücadelede hastaneler de bombalanır, çocuklar da öldürülür” gibi sözlerle Gazze’deki savaş suçlarına  arka çıkmış olması da unutulmamalıdır. UKRAYNA POLİTİKASININ ETKİLERİ Almanya’nın Ukrayna’ya askeri ve siyasi açıdan en güçlü destek veren ülkelerden biri olması, Rusya’nın yoğun şekilde Almanya aleyhine yoğun lobi faaliyetin yapmasına yol açtığı söylenmektedir. Nitekim, Dışişleri  Bakanı Wadephul, Rusya’nın Almanya aleyhine yoğun lobi yaptığını ve birçok ülkeyi etkilediğini yenilginin önemli etkenlerinden biri olarak açıkça iddia  etti. “Rusya, Güvenlik Konseyi’nde böyle bir ses istemiyor” diyerek bir bakıma Rusya’yı günah keçisi ilan etmiş oldu. Ancak, Almanya’nın propaganda medyası Deutsche Welle’nin  Rusya’nın Almanya karşıtı lobi çalışması  yaptığı  açıklamalarını ve iddialarını haberleştirirken “Rusya’nın etkisinin önemi de belirsizliğini koruyor” (The significance of Russia’s influence also remains unclear) şeklinde not düşmesi  dikkat çekmektedir. BMGK HEZİMETİNİN DÜŞÜNDÜRÜKLERİ Merz hükümeti, Almanya’nın dış politikada yeniden öncü bir rol üstleneceği, uluslararası arenada sesini duyuracağı ve çatışmaların çözümüne daha aktif bir şekilde katkıda bulunacağı vaatleriyle göreve başlamış ve kısa süre sonra, Scholz’un başlattığı “Zeitwende”  süreci  kapsamında  “savaşa hazır Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordusu”  hedefini  ilan etmişti. Ancak,  bu seçim sonuçları, öngörülen  bu   hedefler  ile gerçeklik arasındaki uçurumun ne kadar büyük olduğunu göstermiştir ve bir bakıma ülkenin dış politika sorumluları için bir uyarı mahiyeti taşımaktadır.  Bir çok ülke demek ki Almanya'yı, kendisini konumlandırmak  istediği   yerde, güçte ve yetenekte bir  güç olarak henüz görmemektedir. Geçmişteki tek kutuplu dönemde, uluslararası kuruluşlarda görev bilinciyle yer almak ve  ABD’nin  her şeyi Almanya'nın çıkarları doğrultusunda halledeceğini beklemek  yeterli  ve sonuç verici olabilirdi.  Ancak,  günümüz  çok kutuplu dünyası  farklı  ve  çok yönlü yaklaşımlar gerektirmektedir. BM  sisteminin  artık   önemini yitirdiği,  güçlü  üyelerinin dahi  bu kuruma ne kadar az değer verdiklerini gizlemedikleri bir ortamda bu yaklaşım daha da elzem hale gelmiştir. Almanya, ancak ekonomik, askeri ve diplomatik açıdan yeniden olgun ve etkin bir aktör olarak algılandığında  hedeflediği rolü  tabiatıyla üstlenebilecektir. Ancak, bu konuda makul  bir  silahlanmaya ilave olarak, Avrupa'da daha yakın işbirliği ve daha güçlü ortaklıklar,  birlikte çalışmak istenen ve isteyen  ülkelerin çıkarlarına gerçekçi ve dengeli  bir bakış açısı ile yaklaşma ve en önemlisi ideolojik körlükten ve gerçekçi olmayan dış politikalardan ve kendini kurtararak gerçekçi Realpolitik’i hedeflemek,  bu bağlamda transatlantik bağımlılığı azaltmak da  gerekecektir. Almanya yeniden bağımsız bir güç faktörü olarak algılandığında, diğer devletlerin de bu ülkeye daha fazla sorumluluk yükleme istekliliği artacaktır. BM Güvenlik Konseyi'ndeki yenilgi bu nedenle diplomatik bir aksilikten çok, uluslararası itibarın sadece hedef alınmasının yeterli olmadığına, bunun ortaya konulan gerçekçi vizyon  doğrultusunda  sabır gösterip ve  emek sarf  edip kazanılması gerektiğine bir işaret olarak değerlendirilmelidir.
Ekleme Tarihi: 05 Haziran 2026 -Cuma

ALMANYA KAYBETTİ –RUSYA GÜNAH KEÇİSİ OLDU

Almanya, BM Güvenlik Konseyi  -  BMGK 2027-2028 geçici üyeliği için 3 Haziran 2026’da yapılan seçimlerde tarihinde ilk kez başarılı olamadı. Batı Avrupa ve Diğerleri Grubuna (WEOG)  ait iki koltuktan biri için yarışan Almanya, rakipleri Avusturya 134, Portekiz 131 oy alırken, sadece  104 oy alarak gerekli 2/3  çoğunluk olan 127 oya ulaşamayarak  daha ilk turda elenmiştir. Bundan önce, BMGK geçici üyeliği için 6 kez aday olmuş ve her seferinde seçilebilmiş olan ülke için bu yenilgi soğuk duş etkisi yapmıştır.

Alman basını,  seçim sonuçlarını “büyük bir utanç” ,  “ağır darbe” “ezici yenilgi”,  “güçlü Almanya hedefine ciddi engel”,  “utanç verici yenilgi”   ve  “büyük hayal kırıklığı” gibi ifadeler ile yansıtırken Şansölye Merz ve Dışişleri Bakanı Wadephul’u sorumlu göstermiştir.

 Alınan sonucu “acı bir yenilgi” ve “gerçek bir hayal kırıklığı” olarak niteleyen, Dışişleri Bakanı Wadephul açıklamaları ile  bir yandan kendini savunurken diğer yandan bazı gerçekleri de kabul etme gereğine işaret etti. Özellikle Rusya ve İsrail faktörlerini açıkça dile getirmesi ise Alman basınında geniş yankı buldu. Bu durumu Merz hükümeti için ciddi bir prestij kaybı olarak gören yorumcular Almanya’nın uluslararası arenada kendini güçlü gösterme çabalarını da zedelediğini belirtiyorlar.

BU KEZ NEDEN OLMADI

BM’nin en büyük ikinci fon sağlayıcısı olmasına  ve   geçmişteki  geçici üyeliklerinde de oldukça faal bir ülke olmasına rağmen Almanya’nın bu seçimlerdeki başarısızlığının başlıca nedenleri olarak adaylığını geç açıklamış olması, güçlü ve deneyimli rakiplerinin kampanya başarıları,  Gazze Savaşı ve İsrail Politikası ile Ukrayna konusundaki tutumu yer almaktadır. Almanya’nın ABD ve İsrail politikalarına yakın ve destekleyici politikalarının, keza İran’a yönelik ABD/İsrail saldırıları ve Venezuela   konusundaki  pasif ve  tepkisiz  tutumunun  bazı ülkelerin eleştirilerine ve tepkilerine neden olması  şüphesiz etkili olmuştur.

Nitekim, Avusturya ve Portekiz adaylıklarını 2011 ve 2013 yıllarında açıklamışlar iken Almanya ancak 2020 de adaylığını resmileştirebilmiş, rakiplerinin çok  daha  uzun bir süre lobi yapmalarına  fırsat vermiş  ve  kendisi aleyhine telafisi zor bir dezavantaj yaratmıştır. Diğer yandan, Avusturya, uzun soluklu kampanyasında  yarattığı   tarafsızlık imajı  ve  “büyük güç değil, arabulucu” mesajı ile Global South’tan destek toplamış, Portekiz, Latin Amerika ve Afrika’daki tarihi bağlarını etkili kullanırken önleyici diplomasi, çok taraflılık ve uluslararası hukuka bağlılık, iklim değişikliği, yoksulluk, deniz seviyesi yükselmesi gibi tehdit faktörlerine merkeze alan tanıtımlarında diyalog ve arabuluculuk odaklı yaklaşım sergilemiştir.

İSRAİL  POLİTİKASININ ETKİLERİ

Dışişleri Bakanı Wadephul, yaptığı özeleştiride, Almanya’nın İsrail’e yönelik “tarihi sorumluluğu” nedeniyle izlediği Orta Doğu politikalarının bazı BM üyelerinden, özellikle Global South ve Arap ülkelerinden, oy kaybettirdiğini ve Gazze Savaşı bağlamında bunun bedelini ödemiş olduklarını itiraf etmiştir.

Almanya’nın İsrail’e verdiği güçlü ve koşulsuz desteğin,  İsrail’in Gazze’deki soykırımına ve diğer savaş  suçlarına  tepki göstermemesinin ve hatta göz yuman bir yaklaşım sergilemesinin, ciddi uluslararası hukuk  ihlallerine karşı çıkmamasının bu ülkeler nezdinde itibar  kaybı ve güvenilirlik sorunu yarattığını söylemek mümkündür.

Bu bağlamda, geçen dönem BM Genel Kurul Başkanlığını uhdesinde bulunduran Annalena Baerbock’un, Dışişleri Bakanlığı görevi sırasında, “terörle mücadelede hastaneler de bombalanır, çocuklar da öldürülür” gibi sözlerle Gazze’deki savaş suçlarına  arka çıkmış olması da unutulmamalıdır.

UKRAYNA POLİTİKASININ ETKİLERİ

Almanya’nın Ukrayna’ya askeri ve siyasi açıdan en güçlü destek veren ülkelerden biri olması, Rusya’nın yoğun şekilde Almanya aleyhine yoğun lobi faaliyetin yapmasına yol açtığı söylenmektedir. Nitekim, Dışişleri  Bakanı Wadephul, Rusya’nın Almanya aleyhine yoğun lobi yaptığını ve birçok ülkeyi etkilediğini yenilginin önemli etkenlerinden biri olarak açıkça iddia  etti. “Rusya, Güvenlik Konseyi’nde böyle bir ses istemiyor” diyerek bir bakıma Rusya’yı günah keçisi ilan etmiş oldu.

Ancak, Almanya’nın propaganda medyası Deutsche Welle’nin  Rusya’nın Almanya karşıtı lobi çalışması  yaptığı  açıklamalarını ve iddialarını haberleştirirken “Rusya’nın etkisinin önemi de belirsizliğini koruyor” (The significance of Russia’s influence also remains unclear) şeklinde not düşmesi  dikkat çekmektedir.

BMGK HEZİMETİNİN DÜŞÜNDÜRÜKLERİ

Merz hükümeti, Almanya’nın dış politikada yeniden öncü bir rol üstleneceği, uluslararası arenada sesini duyuracağı ve çatışmaların çözümüne daha aktif bir şekilde katkıda bulunacağı vaatleriyle göreve başlamış ve kısa süre sonra, Scholz’un başlattığı “Zeitwende”  süreci  kapsamında  “savaşa hazır Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordusu”  hedefini  ilan etmişti.

Ancak,  bu seçim sonuçları, öngörülen  bu   hedefler  ile gerçeklik arasındaki uçurumun ne kadar büyük olduğunu göstermiştir ve bir bakıma ülkenin dış politika sorumluları için bir uyarı mahiyeti taşımaktadır. 

Bir çok ülke demek ki Almanya'yı, kendisini konumlandırmak  istediği   yerde, güçte ve yetenekte bir  güç olarak henüz görmemektedir. Geçmişteki tek kutuplu dönemde, uluslararası kuruluşlarda görev bilinciyle yer almak ve  ABD’nin  her şeyi Almanya'nın çıkarları doğrultusunda halledeceğini beklemek  yeterli  ve sonuç verici olabilirdi.  Ancak,  günümüz  çok kutuplu dünyası  farklı  ve  çok yönlü yaklaşımlar gerektirmektedir.

BM  sisteminin  artık   önemini yitirdiği,  güçlü  üyelerinin dahi  bu kuruma ne kadar az değer verdiklerini gizlemedikleri bir ortamda bu yaklaşım daha da elzem hale gelmiştir.

Almanya, ancak ekonomik, askeri ve diplomatik açıdan yeniden olgun ve etkin bir aktör olarak algılandığında  hedeflediği rolü  tabiatıyla üstlenebilecektir. Ancak, bu konuda makul  bir  silahlanmaya ilave olarak, Avrupa'da daha yakın işbirliği ve daha güçlü ortaklıklar,  birlikte çalışmak istenen ve isteyen  ülkelerin çıkarlarına gerçekçi ve dengeli  bir bakış açısı ile yaklaşma ve en önemlisi ideolojik körlükten ve gerçekçi olmayan dış politikalardan ve kendini kurtararak gerçekçi Realpolitik’i hedeflemek,  bu bağlamda transatlantik bağımlılığı azaltmak da  gerekecektir.

Almanya yeniden bağımsız bir güç faktörü olarak algılandığında, diğer devletlerin de bu ülkeye daha fazla sorumluluk yükleme istekliliği artacaktır. BM Güvenlik Konseyi'ndeki yenilgi bu nedenle diplomatik bir aksilikten çok, uluslararası itibarın sadece hedef alınmasının yeterli olmadığına, bunun ortaya konulan gerçekçi vizyon  doğrultusunda  sabır gösterip ve  emek sarf  edip kazanılması gerektiğine bir işaret olarak değerlendirilmelidir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.