Haldun OTMAN - E. Büyükelçi
Köşe Yazarı
Haldun OTMAN - E. Büyükelçi
 

RUSOFOBİ ve RUSOFRENİ

Ülkelerin gerek iç, gerek dış politikalarında, stratejik hedefleri doğrulusunda iktidar sahipleri, aydınları, akademisyenleri, sivil toplum örgütleri ve medya araçları marifetiyle,  Umberto Eco’ nun  “Düşman Yaratmak” kitabında yer verdiği , “Düşman yoksa onu inşa etmek gerek” düşüncesi doğrultusunda, düşman/karşıt/rakip yaratmaları ve  bunları ötekileştirmeleri,  güvenlik, ekonomik tehdit algıları gündeme getirmeleri tarihsel süreçte sıkça başvurulan bir yöntem olup bu konu siyaset bilimi ile jeopolitik ve sosyolojinin temel konuları arasındadır. Demokrasilerde popülizmle, otokrasilerde doğrudan baskıyla ve günümüzde ise medya ve sosyal medya araçları ile yapılan dezenformasyon  ve algı operasyonları ile hedefler ulaşıldığı görülmektedir. Böyle bir yaklaşım ülke içinde birliği güçlendirme ve gerektiğinde   başvurulacak acı reçeteler dahil, uygulanacak politikaları topluma kabul ettirmede  etkin ve yararlı  bir araç olarak kendini göstermektedir. Bu yöntem dış politikada da ülkelerin ve ittifakların stratejik hedefleri doğrultusunda planlanan askeri müdahalelere, uygulanacak ambargo ve yaptırım ve benzeri kararlarına ortam hazırlar ve bunlara meşruiyet kılıfı sağlanmasına yönelik olarak araçsallaştırılır. IRAK ÖRNEĞİ Yakın tarihten iyi bir örnek ABD’nin Irak yönelik saldırılarıdır: 11 Eylül terör eylemi sonrasında, sonradan düzmece olduğu ortaya çıkan, Irak’ın kitle imha silahlarına  sahip olduğu ve Saddam Hüseyin’in terör örgütlerine destek verdiği iddiaları üzerine, ABD önderliğinde, İngiltere’nin güçlü desteği ve gönüllü bazı ülkeleri katkılarıyla  Irak’a yönelik başlatılan “Operation Iraqi Freedom” işgal harekatı anılarda hala canlıdır. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın BM’de etkileyici  audio-visuel  bir sunum yapmış olsa da  BM ’den yetki alınamadı. Bu nedenle, uluslararası hukukçuların büyük çoğunluğu ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan dahil birçok isim, müdahalenin BM Şartı’na aykırı ve yasadışı olduğunu belirtti, zira “önleyici savaş” (preemptive war) tartışmaya açıktı. Ama, dost ve müttefikler dahil, dünyayı yanıltanlar hedeflerine ulaşabilmişlerdi. RUSOFOBİ Soğuk Savaş  döneminde  ABD için SSCB, SSCB için de “emperyalist Batı” düşmandı. Soğuk savaş sonrasında ise  düşmanlar tek ve sabit değil, zamana ve bölgeye göre değişebiliyor; bir dönem terörist ve haydut devletler, daha sonrasında radikal İslam,  günümüzde ise  Rusya ve  Çin gibi, başta ABD hegemonyası ve genelde batılı ülkeler karşısında konumlandırılan  büyük güçler bu tanıma giriyor. Bu bağlamda, Batı’nın  stratejik açıdan  Rusofobi’nin canlı tutulmasını istediği  görülmektedir.  İKİ ALMANYA’NIN BİRLEŞMESİ  VE  RUSYA’YA VERİLEN VAATLER TARTIŞMALARI Soğuk savaş sonrası, 1990 yılında, iki Almanya’nın yeniden birleşmesini sağlamak amacıyla,  “İki Artı Dört Antlaşması” olarak anılan,  resmi adıyla “Almanya ile İlgili Nihai Çözüm Antlaşması”( Treaty on the Final Settlement with Respect to Germany) anlaşması  iki Almanya ile Fransa, SSCB, ABD ve Birleşik Krallık arasında Moskova’da müzakere edildi ve imzalandı. Bu anlaşmaya göre, dört işgal gücü, Almanya ve Berlin üzerindeki tüm hak ve sorumluluklarından, işgal hakları da dahil, vazgeçti. Böylece birleşik Almanya tam egemen ve bağımsız bir devlet haline geldi.   Anlaşmada en hassas madde birleşik Almanya’nın NATO üyeliği idi. Rusya’nın çekincelerini bertaraf etmek için başta ABD Dışişleri Bakanı Baker’in verdiği, “Almanya'nın NATO içinde birleşmesi karşılığında, NATO'nun yetki alanının veya askerî varlığının "bir santim bile doğuya doğru ilerlemeyeceği" sözü bugün belgeleriyle ortaya çıkmıştır. Benzer sözlü teminatların Alman Şansölyesi Helmut Kohl, Dışişleri Bakanı Hans-Dietrich Genscher, ABD Başkanı George H.W. Bush, CIA Direktörü Robert Gates, İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher ve diğer Batılı liderler tarafından da verildiği anlaşılmaktadır. Bu konuda Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında, NATO’nun genişlemeyeceği taahhüdü verilmediği, bunun Rusya tarafından yanlış algılandığı ve dillendirildiği şeklinde yanıltıcı beyanlara da rastlanmaktadır. Oysa, ABD Ulusal Güvenlik Arşivinde yer alan  gizliliği kaldırılmış  bilgi ve belgeler sözlü teminatların verildiğini kanıtlamaktadır. (1) Bu konuda, Daniel S.Hamilton (Senior non-resident Fellow at the Brookings Institution and Senior Fellow at the Foreign Policy Institute of Johns Hopkins University SAIS.) ve  tarih profesörü Kristina Spohr tarafından kaleme alınmış  “Exiting the Cold War, Entering a New World” başlıklı kitabın 19. Bölümünde  ayrıntılı bilgi bulunmaktadır (2) Bu tartışmaların tabiatıyla Rusya-Ukrayna ihtilafı bağlamında gündeme gelmesi doğaldır. UKRAYNA ve RUSYA ASKERİ MÜDAHALESİ 2008 Nisan NATO Bükreş Zirvesinde, Ukrayna ve Gürcistan'ın gelecekte NATO üyesi olacağı konusunda verilen siyasi  taahhüt ("will become a member") Rusya'nın tepkisini çekmiş ve uzun vadeli gerilimlere yol açmıştı. 2010'da Cumhurbaşkanı seçilmesiyle Ukrayna’nın tarafsızlığını ilan eden ve NATO üyeliğini rafa kaldırılan Viktor Yanukoviç'in, Ukrayna'nın yakın tarihinin en tartışmalı olaylarından olan, gerçekçi bir yaklaşımla  “batı destekli darbe” olarak nitelendirilen, Maidan ayaklanmaları sonucunda  azli ile kısa geçiş geçiş  dönemi sonrasında  yerine siyasi çizgisi açıkca pro-Batı, Avrupa entegrasyonu ve Ukrayna milliyetçiliği üzerine kurulu Petro Poroshenko'nun getirilmesi Rusya tarafından provokatif olarak algılanması şaşırtıcı olamazdı. Poroshenko, bu çerçevede, 2014'te AB Ortaklık Anlaşması'nı imzaladı, AB’den vizesiz muafiyeti sağladı, ticaret yönünü Rusya'dan AB'ye çevirdi, Ukrayna'nın anayasasına stratejik hedef olarak Avrupa-Atlantik  Entegrasyon (AB ve NATO üyeliği) maddesini ekledi. Bu dönemde, birkaç bin Kanada, ABD, İngiltere askeri danışmanın, Ukrayna ordusunu NATO standartlarına getirme kisvesi altında Ukrayna ordusuna ve sivil savunma güçlerine verdikleri eğitimlerin, ilave olarak Pentagon bağlantılı  30’u aşkın askeri-biyolojik  laboratuvarın  faaliyetlerin gündeme gelmesinin de ilave tahrik boyutu oluşturduğu yadsınamaz. Rusya, diğer eski doğu bloku ülkelerinin NATO üyeliklerine karşı fazla tepki sergilememişti. Bu konuda Devlet Başkanı Vladimir Putin, 2007'de Münih Güvenlik Konferansı'nda yaptığı konuşmada bu sözlerin tutulmadığına dikkat çekmişti. Ancak, 2014’de  Ukrayna’da meydan gelen olaylar ve bunların sonuçları Rusya’yı harekete geçmeye yöneltti.     2014de Kırım’ı ilhak eden Rusya 2022’ de, Rus kökenli nüfusun yoğun olduğu Ukrayna’nın doğu bölgelerine (Donbass) uluslararası hukuka aykırı askeri bir harekat başlattı. Rusya’nın ABD/NATO ve AB’nin tahrikleri – hata bilinçli tahrikleri - neticesi bu harekata icbar edildiğini savunanlar arasında siyaset bilimci John Mearsheimer’i, ekonomist Jeffrey Sachs ‘ı saymak mümkündür. ABD eski Dışişleri Bakanlarından Henry Kissinger’in de NATO genişlemesinin Rusya'yı provoke edebileceği konusunda zamanında uyarılarda bulunduğu, Ukrayna'nın  tarafsız bir statüde kalmasını önerdiği, olası bir çatışmayı  önlemek için Rusya'nın güvenlik kaygılarının dikkate alınması gerektiğini savunduğu da bilinmektedir. Benzer görüşleri paylaşanlar arasında Papa Francesco ile ABD Başkanı Trump’ın danışmanlarından Steve Witkoff‘un yer alması ayrıca dikkat çekicidir. RUSOFRENİ Kışkırtma var veya yok, bu gelişmeler sonucunda   Rusya karşıtlığı ve korkusu, yani Rusofobi, ortamını buldu güç kazandı. Rusya’ya karşı ekonomik, ticari, siyasi ve sanat, kültür ve spor alanına kapsamlı yaptırımlar hızla uygulamaya konuldu. İstenilen sonuçlara ne ölçüde ulaşıldığı ise cevabı zor bir soru. Rusya’yı hala Avrupa'yı ele geçirmek üzere olan varoluşsal, saldırgan, yayılmacı, her şeye gücü yeten bir tehdit olarak gören çevreler, aynı zamanda,  yaptırımlar yolu ile Rusya’yı perişan ettiklerini, ekonomisini çökerttiklerini, ordusunun da sanıldığı gibi güçlü olmadığını dile getiriyorlar. Batı medyası ve siyasi söylemlerdeki çelişkili ve tutarsız bu zihniyete dikkat çekmek üzere, İrlandalı gazeteci Bryan MacDonald, yazdığı bir makale için “Rusofreni - Tedaviye Muhtaç Bir Hastalık” ("Russophrenia - an illness in need of a cure) başlığını kullanmıştır. “Rusya” ve “şizofreni kelimelerinde türetilen bu neolojizmin, başta İsveç ve Finlandiya olmak üzere, Ukrayna ihtilafı nedeni ile yeni NATO üyesi olmuş İskandinav ülkelerinde oldukça yerleştiği, Oxford sözlüğüne de  dahil edilmesinin tezekkür edildiği söylenmektedir.   (1) https://nsarchive.gwu.edu/briefing-book/russia-programs/2017-12-12/nato-expansion-what-gorbachev-heard-western-leaders-early (2) https://transatlanticrelations.org/wp-content/uploads/2019/10/Exit_Cold_War.pdf
Ekleme Tarihi: 26 Nisan 2026 -Pazar

RUSOFOBİ ve RUSOFRENİ

Ülkelerin gerek iç, gerek dış politikalarında, stratejik hedefleri doğrulusunda iktidar sahipleri, aydınları, akademisyenleri, sivil toplum örgütleri ve medya araçları marifetiyle,  Umberto Eco’ nun  “Düşman Yaratmak” kitabında yer verdiği , “Düşman yoksa onu inşa etmek gerek” düşüncesi doğrultusunda, düşman/karşıt/rakip yaratmaları ve  bunları ötekileştirmeleri,  güvenlik, ekonomik tehdit algıları gündeme getirmeleri tarihsel süreçte sıkça başvurulan bir yöntem olup bu konu siyaset bilimi ile jeopolitik ve sosyolojinin temel konuları arasındadır. Demokrasilerde popülizmle, otokrasilerde doğrudan baskıyla ve günümüzde ise medya ve sosyal medya araçları ile yapılan dezenformasyon  ve algı operasyonları ile hedefler ulaşıldığı görülmektedir.

Böyle bir yaklaşım ülke içinde birliği güçlendirme ve gerektiğinde   başvurulacak acı reçeteler dahil, uygulanacak politikaları topluma kabul ettirmede  etkin ve yararlı  bir araç olarak kendini göstermektedir. Bu yöntem dış politikada da ülkelerin ve ittifakların stratejik hedefleri doğrultusunda planlanan askeri müdahalelere, uygulanacak ambargo ve yaptırım ve benzeri kararlarına ortam hazırlar ve bunlara meşruiyet kılıfı sağlanmasına yönelik olarak araçsallaştırılır.

IRAK ÖRNEĞİ

Yakın tarihten iyi bir örnek ABD’nin Irak yönelik saldırılarıdır: 11 Eylül terör eylemi sonrasında, sonradan düzmece olduğu ortaya çıkan, Irak’ın kitle imha silahlarına  sahip olduğu ve Saddam Hüseyin’in terör örgütlerine destek verdiği iddiaları üzerine, ABD önderliğinde, İngiltere’nin güçlü desteği ve gönüllü bazı ülkeleri katkılarıyla  Irak’a yönelik başlatılan “Operation Iraqi Freedom” işgal harekatı anılarda hala canlıdır. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın BM’de etkileyici  audio-visuel  bir sunum yapmış olsa da  BM ’den yetki alınamadı. Bu nedenle, uluslararası hukukçuların büyük çoğunluğu ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan dahil birçok isim, müdahalenin BM Şartı’na aykırı ve yasadışı olduğunu belirtti, zira “önleyici savaş” (preemptive war) tartışmaya açıktı. Ama, dost ve müttefikler dahil, dünyayı yanıltanlar hedeflerine ulaşabilmişlerdi.

RUSOFOBİ

Soğuk Savaş  döneminde  ABD için SSCB, SSCB için de “emperyalist Batı” düşmandı. Soğuk savaş sonrasında ise  düşmanlar tek ve sabit değil, zamana ve bölgeye göre değişebiliyor; bir dönem terörist ve haydut devletler, daha sonrasında radikal İslam,  günümüzde ise  Rusya ve  Çin gibi, başta ABD hegemonyası ve genelde batılı ülkeler karşısında konumlandırılan  büyük güçler bu tanıma giriyor. Bu bağlamda, Batı’nın  stratejik açıdan  Rusofobi’nin canlı tutulmasını istediği  görülmektedir. 

İKİ ALMANYA’NIN BİRLEŞMESİ  VE  RUSYA’YA VERİLEN VAATLER TARTIŞMALARI

Soğuk savaş sonrası, 1990 yılında, iki Almanya’nın yeniden birleşmesini sağlamak amacıyla,  “İki Artı Dört Antlaşması” olarak anılan,  resmi adıyla “Almanya ile İlgili Nihai Çözüm Antlaşması”( Treaty on the Final Settlement with Respect to Germany) anlaşması  iki Almanya ile Fransa, SSCB, ABD ve Birleşik Krallık arasında Moskova’da müzakere edildi ve imzalandı. Bu anlaşmaya göre, dört işgal gücü, Almanya ve Berlin üzerindeki tüm hak ve sorumluluklarından, işgal hakları da dahil, vazgeçti. Böylece birleşik Almanya tam egemen ve bağımsız bir devlet haline geldi.

 

Anlaşmada en hassas madde birleşik Almanya’nın NATO üyeliği idi. Rusya’nın çekincelerini bertaraf etmek için başta ABD Dışişleri Bakanı Baker’in verdiği, “Almanya'nın NATO içinde birleşmesi karşılığında, NATO'nun yetki alanının veya askerî varlığının "bir santim bile doğuya doğru ilerlemeyeceği" sözü bugün belgeleriyle ortaya çıkmıştır. Benzer sözlü teminatların Alman Şansölyesi Helmut Kohl, Dışişleri Bakanı Hans-Dietrich Genscher, ABD Başkanı George H.W. Bush, CIA Direktörü Robert Gates, İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher ve diğer Batılı liderler tarafından da verildiği anlaşılmaktadır. Bu konuda Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında, NATO’nun genişlemeyeceği taahhüdü verilmediği, bunun Rusya tarafından yanlış algılandığı ve dillendirildiği şeklinde yanıltıcı beyanlara da rastlanmaktadır. Oysa, ABD Ulusal Güvenlik Arşivinde yer alan  gizliliği kaldırılmış  bilgi ve belgeler sözlü teminatların verildiğini kanıtlamaktadır. (1)

Bu konuda, Daniel S.Hamilton (Senior non-resident Fellow at the Brookings Institution and Senior Fellow at the Foreign Policy Institute of Johns Hopkins University SAIS.) ve  tarih profesörü Kristina Spohr tarafından kaleme alınmış  “Exiting the Cold War, Entering a New World” başlıklı kitabın 19. Bölümünde  ayrıntılı bilgi bulunmaktadır (2)

Bu tartışmaların tabiatıyla Rusya-Ukrayna ihtilafı bağlamında gündeme gelmesi doğaldır.

UKRAYNA ve RUSYA ASKERİ MÜDAHALESİ

2008 Nisan NATO Bükreş Zirvesinde, Ukrayna ve Gürcistan'ın gelecekte NATO üyesi olacağı konusunda verilen siyasi  taahhüt ("will become a member") Rusya'nın tepkisini çekmiş ve uzun vadeli gerilimlere yol açmıştı.

2010'da Cumhurbaşkanı seçilmesiyle Ukrayna’nın tarafsızlığını ilan eden ve NATO üyeliğini rafa kaldırılan Viktor Yanukoviç'in, Ukrayna'nın yakın tarihinin en tartışmalı olaylarından olan, gerçekçi bir yaklaşımla  “batı destekli darbe” olarak nitelendirilen, Maidan ayaklanmaları sonucunda  azli ile kısa geçiş geçiş  dönemi sonrasında  yerine siyasi çizgisi açıkca pro-Batı, Avrupa entegrasyonu ve Ukrayna milliyetçiliği üzerine kurulu Petro Poroshenko'nun getirilmesi Rusya tarafından provokatif olarak algılanması şaşırtıcı olamazdı.

Poroshenko, bu çerçevede, 2014'te AB Ortaklık Anlaşması'nı imzaladı, AB’den vizesiz muafiyeti sağladı, ticaret yönünü Rusya'dan AB'ye çevirdi, Ukrayna'nın anayasasına stratejik hedef olarak Avrupa-Atlantik  Entegrasyon (AB ve NATO üyeliği) maddesini ekledi.

Bu dönemde, birkaç bin Kanada, ABD, İngiltere askeri danışmanın, Ukrayna ordusunu NATO standartlarına getirme kisvesi altında Ukrayna ordusuna ve sivil savunma güçlerine verdikleri eğitimlerin, ilave olarak Pentagon bağlantılı  30’u aşkın askeri-biyolojik  laboratuvarın  faaliyetlerin gündeme gelmesinin de ilave tahrik boyutu oluşturduğu yadsınamaz.

Rusya, diğer eski doğu bloku ülkelerinin NATO üyeliklerine karşı fazla tepki sergilememişti. Bu konuda Devlet Başkanı Vladimir Putin, 2007'de Münih Güvenlik Konferansı'nda yaptığı konuşmada bu sözlerin tutulmadığına dikkat çekmişti. Ancak, 2014’de  Ukrayna’da meydan gelen olaylar ve bunların sonuçları Rusya’yı harekete geçmeye yöneltti.

 

 

2014de Kırım’ı ilhak eden Rusya 2022’ de, Rus kökenli nüfusun yoğun olduğu Ukrayna’nın doğu bölgelerine (Donbass) uluslararası hukuka aykırı askeri bir harekat başlattı. Rusya’nın ABD/NATO ve AB’nin tahrikleri – hata bilinçli tahrikleri - neticesi bu harekata icbar edildiğini savunanlar arasında siyaset bilimci John Mearsheimer’i, ekonomist Jeffrey Sachs ‘ı saymak mümkündür.

ABD eski Dışişleri Bakanlarından Henry Kissinger’in de NATO genişlemesinin Rusya'yı provoke edebileceği konusunda zamanında uyarılarda bulunduğu, Ukrayna'nın  tarafsız bir statüde kalmasını önerdiği, olası bir çatışmayı  önlemek için Rusya'nın güvenlik kaygılarının dikkate alınması gerektiğini savunduğu da bilinmektedir. Benzer görüşleri paylaşanlar arasında Papa Francesco ile ABD Başkanı Trump’ın danışmanlarından Steve Witkoff‘un yer alması ayrıca dikkat çekicidir.

RUSOFRENİ

Kışkırtma var veya yok, bu gelişmeler sonucunda   Rusya karşıtlığı ve korkusu, yani Rusofobi, ortamını buldu güç kazandı. Rusya’ya karşı ekonomik, ticari, siyasi ve sanat, kültür ve spor alanına kapsamlı yaptırımlar hızla uygulamaya konuldu. İstenilen sonuçlara ne ölçüde ulaşıldığı ise cevabı zor bir soru.

Rusya’yı hala Avrupa'yı ele geçirmek üzere olan varoluşsal, saldırgan, yayılmacı, her şeye gücü yeten bir tehdit olarak gören çevreler, aynı zamanda,  yaptırımlar yolu ile Rusya’yı perişan ettiklerini, ekonomisini çökerttiklerini, ordusunun da sanıldığı gibi güçlü olmadığını dile getiriyorlar. Batı medyası ve siyasi söylemlerdeki çelişkili ve tutarsız bu zihniyete dikkat çekmek üzere, İrlandalı gazeteci Bryan MacDonald, yazdığı bir makale için “Rusofreni - Tedaviye Muhtaç Bir Hastalık” ("Russophrenia - an illness in need of a cure) başlığını kullanmıştır. “Rusya” ve “şizofreni kelimelerinde türetilen bu neolojizmin, başta İsveç ve Finlandiya olmak üzere, Ukrayna ihtilafı nedeni ile yeni NATO üyesi olmuş İskandinav ülkelerinde oldukça yerleştiği, Oxford sözlüğüne de  dahil edilmesinin tezekkür edildiği söylenmektedir.

 

(1) https://nsarchive.gwu.edu/briefing-book/russia-programs/2017-12-12/nato-expansion-what-gorbachev-heard-western-leaders-early

(2) https://transatlanticrelations.org/wp-content/uploads/2019/10/Exit_Cold_War.pdf

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sait özturgut
(26.04.2026 13:50 - #5476)
Aydınlatıcı cok güzel teşekkürler
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.