Almanya’da "süper seçim yılı" olarak nitelenen 2026 Baden-Württemberg (BW) seçimleri ile start aldı. 22 Mart Rheinland-Pfalz sonrasında sonbaharda sonra doğu eyaletleri seçimleri bekleniyor. SPD (Sosyal Demokrat Parti ve FDP (Hür Demokrat Parti) partilerinin uğradıkları küçümsenmeyecek oy kayıpları, AfD’nin (Alternative für Deutschland – Almanya için Alternatif) karşılaştığı çeşitli engellemelere rağmen ciddi yükselişi, önümüzdeki dönem seçim yapılacak eyaletlerde iktidar ve/veya koalisyon ortakları değişimini güçlü olasılık haline getiriyor.
8 Mart Baden-Württenberg seçimleri ve Yeşiller Partisi
2011 yılından beri, ilk dönem SPD ile, sonraki 2 dönem de CDU (Hristiyan Demokrat Birliği) ile koalisyon hükümetleri kurarak, 15 yıl boyunca eyalet hükümeti başbakanlığını uhdesinde bulunduran ve Baden-Württenberg’de en uzun süre görev yapan başbakan sıfatını alan 78 yaşındaki Yeşiller Partisi (Bündnis 90/Die Grünen) politikacısı Winfried Kretschmann bu yıl aday olmayacağını, kendisini emekliye sevk edeceğini açıklamış ve Partisi Cem Özdemir’i aday göstermiştir. 2016 seçimlerinden beri CDU kalesi olarak bilinen eyalette birinci parti konumuna gelen Yeşiller Partisi, %2.4 oy kaybına rağmen, bu seçimlerde de en güçlü parti konumunu korumuş, oyunu %5.6 oranına arttırabilen CDU yeniden 1nci parti özlemini bu kez de gerçekleştirememiştir.
Yeşiller-CDU ortaklığının bu dönemde yenilenmesi olasılığı yüksek bir ihtimal olarak görülmektedir. Seçim sonuçları ortaya çıktığında, CDU, ardaki oy farkının çok az olduğundan hareketle, dönüşümlü başbakanlık önerisinde bulunmuş, ancak bu öneriye “hepimiz yetişkiniz, saçmalıklara yer yok” diyen Cem Özdemir tarafından sertçe yanıt verilmiştir.
Seçimlerin dikkat çekici sonuçları şunlardır:
- FDP, %5 barajı aşamamış ve parlamento dışında kalmıştır.
- SPD, neredeyse oylarının yarısını kaybederek % 5.5 de kalarak kıl payı barajı geçmiştir.
- AfD oylarını 2 kattan fazla artışla %9.1 den %18.8’ e çıkartabilmiş ve batı eyaletlerindeki genel eğilimi sürdürmüştür
Baden-Wüettenberg, gerek nüfus, gerek yüz ölçümü olarak Almanya’nın, Kuzey Ren-Vestfalya ve Bavyera’dan sonra 3. Büyük eyaletidir, Alman GSMH’ na katkısı nüfusuna oranla daha yüksektir, kişi başı GSMH da Almanya ve AB ortalamalarının üstündedir. (Almanya ortalamasının %111-112'si civarında, AB ortalamasının %129'u.), işgücünün %25’inin sanayide çalıştığı eyalette işgücü verimliliğinin de yüksek olduğu ifade olunmaktadır. İşsizlik oranlarına bakıldığında da Almanya’nın ve hatta AB’nin en düşük işsizlik oranına sahip bir eyalettir (BW %4,8, Almanya %6.3, AB % 5.8, Avro bölgesi ortalaması % 6.1) Tüm bu hususlar dikkate alındığında BW için “Almanya’nın kalbi, motoru gibi yakıştırmalar yapılması şaşırtıcı olmamaktadır. Diğer yandan, BW’e “Almanya’ nın innovasyon merkezi” veya “en yenilikçi eyaleti” tanımlamaları da yapılagelmektedir, zira, yılda takriben 15 bin civarında seyreden patent başvuru sayısı ile Almanya’da, havacılık/uzay/savunma sanayileri gibi sektörlerin yoğunlukta faaliyet gösterdiği Bavyera’nın bile önünde, birinci sırada yer almaktadır.
Tüm bu hususlar dikkate alındığında, önemi yadsınamayacak bu eyalette, Almanya tarihinde ilk kez, kökleri Avrupalı olmayan Cem Özdemir gibi göçmen kökenli bir siyasetçinin eyalet başbakanı olacak olması önemli bir dönüm noktası teşkil edecektir. Bu bağlamda, partisinin % 30 oyuna karşın anketlere göre Cem Özdemir’in kamuoyu desteğinin %45 civarında olması da dikkat çekicidir. Bu bağlamda, seçmen bazında, göçmenler/yabancılar/uyum politikaları gibi konularda parti programı kıskacı ile arasına kısmen mesafe koyabilen ve esnek olabileceği izlenimi veren Özdemir’in kişiliğinin parti programından daha çok prim yaptığı dile getirilmektedir.
1970'ler-80'lerde nükleer karşıtlığı, çevrecilik, savaş karşıtlığı ve feminist emansipasyon gibi konulara odaklaşan çevreler etrafında 1980 yılında partileşen, o dönemde "marjinal" olarak nitelenen Yeşiller Partisinin günümüzde, en azından batı eyaletlerinde, bir ana akım partisine dönüştüğünü söylemek yanlış olmaz. Her ne kadar, yeni eyaletler olarak adlandırılan eski doğu eyaletlerinde henüz kayda değer bir varlık gösterememiş olsa da, 1999-2005 Schröder hükümetlerinde federal düzeyde koalisyon ortağı olan ve bu dönemde ana ideallerinden biri olan nükleerden çıkış (Atomaustieg) hedefini kabul ettirme başarısı gösteren partinin, zaman içinde daha profesyonel ve vizyoner, gerektiğinde de pragmatist yaklaşım sergileyebilmesi seçmen nezdinde olumlu karşılanmıştır. Ancak, bu çerçevede, partinin savaş bölgelerine silah satışları ve İsrail’in Gazze soykırımı ve savaş suçları gibi konularda parti ilkelerinden tavizler verilebiliyor olması ve hatta partinin kırmızı çizgilerinin esnetilebilmesi parti içi anlaşmazlıklara ve seçmen tarafından sorgulamalara neden olmaktadır. Diğer bir ifade ile, geçmişte sırf muhalefet olsun diye her şeye karşı çıkmayı başarı zanneden ve sadece eleştiren bir parti, giderek ülke gerçeklerini daha gerçekçi değerlendiren ve daha da önemlisi artık yönetebilen bir partiye dönüşümünü sağlayabilmiştir. Yeşiller bugün, 11 batı eyaletinin 7‘sinde hükümet ortağıdır.
SPD’nin durumu
Willy Brant ve Helmut Schmidt dönemlerinde Alman ve Avrupa siyasetinde önemli bir konumda olan Almanya’nın en eski partisi SPD’nin kan kaybı sürmektedir. Geçen yıl yapılan genel seçimlerde %16 ile tarihinin en kötü sonucunu alan ve 3 ncü prati konumuna düşen SPD, BW seçimlerinde de oylarının %50 sini kaybetmiş, %5.5 e düşmüştür.
Analistler, enerji, ekonomi, enflasyon, göç sorunları gibi ana konularda başarı gösteremeyen, Federal Hükümet ortaklığı dönemlerinde kişisel ve yönetimsel yetersizlikleri daha görünür hale gelen, sadece oylarını kaptırmakta olduğu, başta Yeşiller ve AfD, kısmen de CDU/CSU olmak üzere, seçmen nezdinde puan toplayan partilere benzemeye çalışmakla durumu idare etmeye çalışan SPD için bir kader yılı olacağını, 90’lı yıllarda bir milyona yaklaşan üye sayısının 350 bine düştüğünü, işçi/emekçilerin partiden koptuğunu, partinin kemik seçmenlerinden işçi/emekçi kesimlerin AfD’ye, liberal/orta kesimin Yeşiller ve kısmen de CDU’ya kaymakta olduğunu belirtmektedirler.
AfD’nin durumu
2013 yılında kurulan, Alman siyasetinde nispeten yeni sayılacak bir parti olan AfD, 5 eski doğu eyaletinde (Thüringen, Sachsen, Sachsen-Anhalt, Mecklenburg-Vorpommern ve Brandenburg) en güçlü birinci veya ikinci parti konumundadır. Batıda yer alan 11 eyalette o kadar güçlü olmasa da, 2025 genel seçimlerinde %26 oy ile ikinci parti konumuna gelmiştir. Nitekim, son BW seçimlerinde oylarını 2 kat artırarak, %19 a yakın oy ile ikinci parti konumuna yükselebilmiştir.
AB karşıtlığı, göçmen karşıtlığı, sistem karşıtlığı temelinde politikalar üreten, kısmen de aşırı sağ olarak nitelendirilen, kuruluşundan itibaren kapatılma riski ile karşı karşıya bulunan, Federal Parlamento’ya seçilmiş bulunan AfD milletvekillerinin sekreter ve danışman kadrolarının Meclis binasına girişlerine dahi – garip bir adalet ve demokrasi anlayışı sonucu - idari kısıtlamalar getirilebilen, Federal Parlamento’da (Bundestag) ikinci parti olmasına karşın teamüller gereği hakkı olan bir Meclis Başkan Yardımcılığını, diğer partilerin “AfD ile normalleşme olmaz” yaklaşımı nedeniyle, gerekli salt çoğunluğun oluşmaması yüzünden almayan parti, geleneksel olarak SPD ve FDP’ nin düşüşü nedeniyle oluşan boşluğu doldurabilmiş, geleneksel olarak bu partilere oy verenlerin (özellikle işçi sınıfı) oylarına da mazhar olmaya başlayınca bu yüksek oy potansiyeline ulaşabilmiştir.
Bu eğilimin devamı halinde 2026 AfD, özellkle doğu eyaletlerinde, tarihinin en başarılı sonuçlarını alabilir, hükümet kurma imkanı dahi bulabilir. Bugüne kadar bu eyaletlerdeki güçlü konumuna karşın, CDU/CSU, SPD, Yeşiller ve Sol Parti (Linke) tarafından AfD’ye yönelik olarak uygulanan ve “Yangın Duvarı” (Brandmauer) olarak anılan, AfD’ yi izole etmek, demokratik sisteme entegrasyonunu engellemek, onun "normal" bir parti gibi kabul edilmesini önlemek amaçlarına matuf olarak bu parti ile herhangi bir işbirliği yapmama, koalisyon kurmama, ortak yasa tasarısı çıkarmama taahhüdü neticesinde hükümet kurma veya hükümete ortak imkanı bulamamaktaydı.
AfD’ye uygulanagelen “Yangın Duvarı” ilkelerinin ne derece sürdürülebileceği, uygulayan partilerde çatlakların ortaya çıkıp çıkmayacağı AfD ‘nin kaderi açısından belirleyici olacaktır. Şansölye Merz kabul etmese de CDU içinde ortaya çıkmaya başlayan farklı görüşler dikkatten kaçmamaktadır.
