Haldun OTMAN - E. Büyükelçi
Köşe Yazarı
Haldun OTMAN - E. Büyükelçi
 

GELEMEDİ GELMEKTE OLAN?

Almanya’da "süper seçim yılı" olarak nitelenen 2026’nın ilk çeyreğinde Baden-Württenberg ve Rheinland-Pfalz eyaletlerinde gerçekleştirilen eyalet parlamentoları seçimlerinden sonra, Eylül ayı içinde yapılacak iki eski doğu eyaleti Saksonya-Anhalt ve Mecklenburg-Vorpommern   parlamento seçimlerinin  sonuçları, AfD partisinin (Almanya İçin Alternatif) yükselişinin nereye kadar devam edebileceğini ve özellikle ilk kez bir eyalette tek başına iktidar olup olamayacağını göstermesi açısından, Almanya dışında da merakla beklenmekteydi. 6 Eylül Saksonya-Anhalt seçim sonuçları bu eğilimin devam etmekte olduğunu gösteren ve de sürpriz olmayan bir aşama olarak ortaya çıkmıştır. SAKSONYA-ANHALT EYALETİ Eski Doğu Almanya eyaletlerinden olan Saksonya-Anhalt  Almanya’nın merkezinde yer alan, başkenti Magdeburg, en büyük kenti Halle olan, 8nci büyük,  2,2 milyon nüfus ile nüfus yoğunluğu düşük, ayrıca demografik açından en yaşlı nüfusa sahip federal eyalettir. Sanayi ağırlıklı ekonomisi yapısal açıdan zayıftır. Federal GSMH’ya yaklaşık %1,8 oranında katkı ile ekonomik açıdan zayıf eyaletler arasında yer alır. Kimya, gıda ve otomotiv yan sanayi ile petrol rafinerileri sanayi sektörü toplam sanayi üretiminin yarısı kadardır. Ancak, kimya ve otomotiv yan sanayine aşırı bağımlılık küresel krizlerden de daha çok etkilenmesine neden olmaktadır. Kişi başı milli gelir 38.452 Avro ile düşük sayılır, federal ortalamanın  % 28 altındadır. Ağustos 2026 itibarıyla  %8.2 olan işsizlik oranı ise Almanya ortalamasından (% 6,5) yüksektir. Sanayi yatırımlarına uygun geniş arazilerin varlığı ve düşük fiyatları, yaşam maliyetlerinin yüksek olmaması, makul işçi ücretleri bölgenin güçlü ve cazip yönleri olarak ortaya çıkarken, yaşlı nüfus, genç işgünün dışa göçü, yetişmiş işgücü yetersizliği de zayıf noktalarını teşkil etmektedir. Bu bağlamda, enerji yoğun kimya sanayinin son küresel ve bölgesel çatışma ve krizler nedenleri ile giderek yükselen elektrik ve gaz fiyatları nedeniyle sıkıntıya düştüğünü, önümüzdeki dönemde rekabet gücünü ne ölçüde koruyacağının bölgenin ekonomik istikrarı açısından belirleyici olacağını da vurgulamak gerekmektedir. Diğer yandan, eyaletin merkezi konumu ile mevcut iyi düzey otoyol, tren ve hava yolu bağlantıları – Halle hava limanı Frankfurt’tan sonra Almanya’nın 2. büyük  kargo hava limanıdır – lojistik ve tedarik sektörü açısından cazibelidir. 6 Eylül  2026 EYALET  PARLAMENTOSU SEÇİMLERİ Saksonya-Anhalt,  diğer 4 doğu eyaleti Saksonya, Thüringen, Brandenburg ve Mecklenburg-Vorpommern gibi, AfD'nin geleneksel olarak yüksek destek bulduğu eyaletlerden biridir. AfD,  Almanya’nın bu bölgelerindeki sosyal ve ekonomik hoşnutsuzluklar, benimsediği popülist göçmen karşıtı politikalar ve federal hükümete duyulan güvensizlik başta olmak üzere, seçim malzemesi yaptığı  konuların seçmenlerde ciddi bir karşılık bulduğu görülmektedir. Partinin bu ve benzeri söylemlerinin batı eyaletlerinde da artık daha fazla benimsenmeye başlandığı da bir gerçek olup Forsa, Allensbach,               Infratest-dimap gibi güvenilir anket kuruluşları dahil, çoğu anket kuruluşu AfD’ yi, Almanya genelinde, en yakın CDU’nun  bile   %6-8 önünde, birinci parti olarak göstermeye başlamıştır. Bu anket kuruluşları, bazı kötü örnekleri gibi, sipariş üzerine sonuçlar çıkarmazlar, aralarındaki farklar %1-2 ve daha çok virgül sonrası ondalık hanelerde ortaya çıkar. Nitekim, beklentiler ve tahminler Saksonya-Anhalt seçimlerinde doğrulanmış, AfD 2021 seçimlerinde CDU’nun 15 puan gerisinde ve  ikinci sırada yer almışken, bu kez, %43.8 ile 26.6 puan öne geçerek ipi göğüslemiş, 83 üyeli mecliste 39 üye kazanırken mutlak çoğunluğun 3 altında kalmış, ancak bir eyalette ilk kez tek başına, mutlak çoğunluğa sahip, iktidar olma şansını yakalayamamıştır. Dolayısı ile “gelmekte olan gelememiştir” demek uygun olacaktır. Diğer yandan, 2011’de % 60,3 olan katılım oranın bu seçimlerde %77.8  ile rekor kırarak birleşeme sonrasında en  yüksek seviyeye ulaşması seçimlere tüm taraflarca atfedilen önemin bir göstergesi olarak anlaşılmalıdır.            Şansölye Merz tarafından da ifade olunan bir değerlendirmeye göre, önceki seçimin kazananı iken, koltuk sayısı bu seçimde 40’dan 15’e düşen  CDU için  sonuçlar vahim bir hezimet teşkil etmiştir. SPD, Yeşiller ve Sol Parti “demokrasi için zor bir gün” nitelemesinde bulunurken bazı halk gruplarının korku içinde olduklarına işaret etmişlerdir. BSW Eyalet Başkanı Claudia Wittig, belirli konularda AFD ile işbirliğine açık olduklarını dile getirmiş, FDP Eyalet Başkanı Sylvia Hüskens istifa edeceğini beyan etmiştir. Alman Yahudiler Merkez Konseyi seçim sonuçlarından dehşete kapıldıklarını dile getirmiştir.  Avrupa çapında ise sağ partilerden tebrik mesajları ve sol kesimden de eleştirilerin geldiğini söylemek mümkündür. SPD cüzi bir artışla % 9.3’e ulaşmış ve 8 milletvekili çıkarabilmiş,  Sol Parti (Die Linke) %2.4 kayba rağmen yüzde beşlik barajı geçebilmiş ve 8 üye çıkarabilmiş, baraj altı kalma riski en yüksek görülen Yeşiller %3 artışla %8.9 oy ve keza 8 koltuk kazanmıştır. Baden-Württenberg Eyalet Başbakanı Cem Özdemir’in partisinin seçim çalışmalarına aktif destek vermiş olmasının bu sonucun alınmasında etkili oluğu değerlendirilmektedir. Bu partilerden birinin parlamento dışı kalması durumunda AfD’nin  mutlak  çoğunluğa ulaşması ihtimal dahilinde olacaktı. Bu durumu önlemek için CDU’dan bir  miktar oyun küçük partilere kaymış olabileceği de tahminler arasındadır. FDP, % 2.6 oy  ile,  parlamento dışı kaldığı eyaletlere bir yenisini eklemişken  Ocak 2024'de  Sol Parti’ den ayrılan Sahra Wagenknecht’in   kurduğu ve kendisini “sol-muhafazakar” olarak tanımlayan BSW (Sahra Wagenknecht İttifakı - Bündnis Sahra Wagenknecht)  %5.3 oy alarak ilk kez eyalet parlamentosuna girme başarısı gösterebildiği gibi aynı zamanda kilit parti (Königsmacher – Kingmaker) konumuna da gelmiştir. HÜKÜMET KURMA SORUNLARI VE OLASILIKLAR Eyalet Anayasası’na göre Başbakan Parlamento tarafından azami 3 turlu bir seçim sonucunda belirlenir. Başbakan bakanlarını ile yardımcılarını kendi seçer. İlk turda ve gerektiğinde 7 gün sonra yapılması gereken ikinci turda mutlak çoğunluk olan 42 oy aranır. İki turda da mutlak çoğunluk sağlanamaz ise,  Parlamento, 14 gün içinde, üçüncü tura geçip geçilmemesi veya seçimlerin yenilenmesi konusunda karar vermek durumundadır. Ancak, seçimlerin yenilenebilmesi için de mutlak çoğunluk gereklidir. Seçim yenileme kararı alınamaz ise salt çoğunluğun yeterli olacağı üçüncü tur oylama ile başbakan belirlenir. Kesin olmayan resmi sonuçların ortaya çıkardığı tablo eyalet hükümeti kurulmasını oldukça zorlaştıran bir niteliktedir; AfD’nin herhangi bir parti ile bir koalisyon hükümeti kurması matematiksel olarak mümkün ise de, başta ana akım partiler olmak üzere, BSW de dahil, parlamentoda temsil edilen tüm partiler “Yangın duvarı” veya Güvenlik duvarı”  olarak tercüme edilebilecek “Brandmauer” ilkesi doğrultusunda Afd ile koalisyon veya işbirliği yapmama kararlarına bağlı oldukların teyit etmektedirler.  Sadece BWS lideri Claudia Wittig,   “AfD dahil tüm partilerle görüşmeye açığız" diyerek bu duvarı esnetmiş olsa da bu yaklaşım partisi içinde tartışmalıdır. Bununla birlikte, AfD ye benzer şekilde hem göçmen karşıtı hem de sosyal adaletçi yapısıyla işçi sınıfının yeni adresi olmaya çalışan, dış politikada da  AfD’nin Rusya politikasına yakın duran BWS, mevcut koşullarda, dışardan destek veya çekimser kalmak suretiyle, AfD iktidara gelip gelmeyeceğini belirleyecek kilit roldedir. AfD de, değişim ve dönüşüme destek olacaklar ile işbirliğine açık olunacağını açıklamıştır. “Brandmauer” ilkesinin devamını sorgulayan 1-2 CDU üyesinin parti değiştirmesi veya parti disiplini dışına çıkabileceği olasılığına ilişkin bazı söylentiler de vardır. SAKSONYA-ANHALT SEÇİMLERİNİ ETKİLERİ Seçim sonuçlarını 2 milyon nüfuslu eski bir Doğu Alman eyaleti çerçevesinde ele almak yanıltıcı olacaktır. Nitekim, Şansölye Merz, bu seçimlerin sadece   Saksonya-Anhalt’ı  değil tüm Almanya’yı değiştirdiğini ifade etmiş, eski Şansölye Angela Merkel de seçim sonuçlarının Almanya tarihinde derin bir iz bırakacağını, kırılma noktası olacağına işaret etmiştir. AfD artık kabuklarından çıkarak, gençlerden ve SPD ile Sol Parti tabanını oluşturan mavi yakalılardan önemli ölçüde oy alabilen bir kitle partisi konumuna gelmiştir. Güvenilir kamu oyu araştırmaları son seçimlerde AfD’ye oy veren işçi ve mavi yakalı grubuna girenlerin  oranını % 59-61 arasında göstermektedir. Genç seçmen tercihler açısında da bu oranlar 19-24 yaş grubu için %42, 25-24 yaş grubu için de %44 olarak belirlenmiştir. Mevcut iktidar partilerine duyulan güvensizlik ve tepkiler, kontrolsüz göçün yaratığı endişeler, yüksek enflasyon ve artan işsizlik bu grupları AfD’ye yöneltmeye devam etmektedir. AfD’nin Ukrayna savaşını sona erdirme, Rusya ile ilişkileri dengeleme ve bu ülkeye yönelik yaptırımları kaldırarak ekonomiyi rahatlama  vaatleri bu kesimlerde önemsenmekte ve karşılık bulmaktadır. Diğer yandan, AfD ‘yi   demokrasi için  bir tehdit olarak gören siyasi partilerin AfD ile mücadele yöntemleri de sorgulanmalıdır. Her şeyden önce, AfD’ye ilkesel ve ideolojik  bazda karşı çıkmak yerine kendilerini bu partiye benzeterek oy kayıplarını telafi etme çabasına girişmişlerdir.  Ayrıca, mücadelelerinde parti kapatma veya yasaklama gibi anti-demokratik yöntemleri bile gündeme getirmeleri “amaç üzüm yemek değil bağcı dövmek” deyimini çağrıştırmakta ve bir bakımdan da hayal dünyasında yarattığı devasa düşmanlarla savaşan Don Kişot’u anımsatmaktadır. Daha da ironik bir yaklaşım ise, ülkelerinde aşırı sağ olarak niteledikleri bir partiye karşı çıkanların, İsrail’de hükümet ortağı olan aşırı sağcı Yahudi Gücü (Otzma Yehudit) partisine ve bu partiden atanmış Ulusal Güvenlik Bakanı olarak  pervasızca “etnik temizlik yapacağım” diyebilen  Ben Gvir’e tepkisiz kalmaları ve hatta ortağı olduğu hükümete aleni destekte bulunmalarıdır.   Önceki bir yazımda da belirttiğim gibi, aşırı sağ ve sağ popülist partiler tüm Avrupa’da yükseliştedir. İtalya’da iktidar, Almanya’da en güçlü parti olmuşlardır. Fransa’da da keza öyle ve iktidara gelme olasılıkları yüksektir. Avusturya, Hollanda, Finlandiya, İsveç, Slovakya, Hırvatistan gibi ülkelerde koalisyon ortağıdırlar veya hükümetlere dışardan destek vermektedirler. Birleşik Krallık’ da Reform Partisi’nin son yerel seçim zaferi de çarpıcı bir gelişmedir. Bu bağlamda, İngiliz “The Times” tarafından yapılan bir araştırmada, “Z” kuşağı İngilizler arasında demokrasi yerine otokrasiyi tercih edenlerin oranının % 50’nin   üstüne çıkmış olması şaşırtıcı gelmemektedir. Ancak, geçmişte aşırı milliyetçilik Avrupa’da savaşlara yol açmışsa da, günümüzde liberal demokrasiye uyumlu, milliyetçi-muhafazakar  görünüm sergilemektedirler. İtalya’da  “Faşizm geliyor” korkularının abartılı olduğu görülmüştür. Almanya açısından en büyük tehlike ise, bir dönem Avrupa’nın en güçlü ekonomisi iken günümüzde ciddi sorunlar ile boğuşmak zorunda kalan, transatlantik ilişkileri önceleyerek bu cenahtan gelen yönlendirme ve baskılara direnemeyen ve bu nedenlerle yüksek enerji maliyetlerine razı olamak zorunda kalarak ekonomisinin rekabet gücüne zarar veren, keza, Merkel döneminde federal ve eyalet hükümetleri borçlanmalarına  sınırlama getirmek üzere  anayasaya eklenen” borç freni” (Schuldenbremse)  maddelerinin,  Merz’in “Zeitwende” süreci ve Güçlü Alman Ordusu açılımı gereği değiştirilerek, aşırı borçlanma ile silahlanma yarışına giren mevcut iktidarın, ülkesini ve tüm Avrupa kıtasını felakete sürükleyebilecek çılgınca bir maceraya girişmesi olasılığının küçümsenemeyecek bir risk oluşturmasıdır. Euronews, konuya ilişkin bir haberinde, “Başbakan Friedrich Merz: Almanya'nın hasta adamı mı?” başlığını kullanmış. Başlık “Almanya Avrupa’nın hasta adamı mı?” olsa daha isabetli olmaz mıydı diye düşünmeden edemedim.
Ekleme Tarihi: 09 Eylül 2026 -Çarşamba

GELEMEDİ GELMEKTE OLAN?

Almanya’da "süper seçim yılı" olarak nitelenen 2026’nın ilk çeyreğinde Baden-Württenberg ve Rheinland-Pfalz eyaletlerinde gerçekleştirilen eyalet parlamentoları seçimlerinden sonra, Eylül ayı içinde yapılacak iki eski doğu eyaleti Saksonya-Anhalt ve Mecklenburg-Vorpommern   parlamento seçimlerinin  sonuçları, AfD partisinin (Almanya İçin Alternatif) yükselişinin nereye kadar devam edebileceğini ve özellikle ilk kez bir eyalette tek başına iktidar olup olamayacağını göstermesi açısından, Almanya dışında da merakla beklenmekteydi. 6 Eylül Saksonya-Anhalt seçim sonuçları bu eğilimin devam etmekte olduğunu gösteren ve de sürpriz olmayan bir aşama olarak ortaya çıkmıştır.

SAKSONYA-ANHALT EYALETİ

Eski Doğu Almanya eyaletlerinden olan Saksonya-Anhalt  Almanya’nın merkezinde yer alan, başkenti Magdeburg, en büyük kenti Halle olan, 8nci büyük,  2,2 milyon nüfus ile nüfus yoğunluğu düşük, ayrıca demografik açından en yaşlı nüfusa sahip federal eyalettir. Sanayi ağırlıklı ekonomisi yapısal açıdan zayıftır. Federal GSMH’ya yaklaşık %1,8 oranında katkı ile ekonomik açıdan zayıf eyaletler arasında yer alır. Kimya, gıda ve otomotiv yan sanayi ile petrol rafinerileri sanayi sektörü toplam sanayi üretiminin yarısı kadardır. Ancak, kimya ve otomotiv yan sanayine aşırı bağımlılık küresel krizlerden de daha çok etkilenmesine neden olmaktadır.

Kişi başı milli gelir 38.452 Avro ile düşük sayılır, federal ortalamanın  % 28 altındadır. Ağustos 2026 itibarıyla  %8.2 olan işsizlik oranı ise Almanya ortalamasından (% 6,5) yüksektir.

Sanayi yatırımlarına uygun geniş arazilerin varlığı ve düşük fiyatları, yaşam maliyetlerinin yüksek olmaması, makul işçi ücretleri bölgenin güçlü ve cazip yönleri olarak ortaya çıkarken, yaşlı nüfus, genç işgünün dışa göçü, yetişmiş işgücü yetersizliği de zayıf noktalarını teşkil etmektedir. Bu bağlamda, enerji yoğun kimya sanayinin son küresel ve bölgesel çatışma ve krizler nedenleri ile giderek yükselen elektrik ve gaz fiyatları nedeniyle sıkıntıya düştüğünü, önümüzdeki dönemde rekabet gücünü ne ölçüde koruyacağının bölgenin ekonomik istikrarı açısından belirleyici olacağını da vurgulamak gerekmektedir.

Diğer yandan, eyaletin merkezi konumu ile mevcut iyi düzey otoyol, tren ve hava yolu bağlantıları – Halle hava limanı Frankfurt’tan sonra Almanya’nın 2. büyük  kargo hava limanıdır – lojistik ve tedarik sektörü açısından cazibelidir.

6 Eylül  2026 EYALET  PARLAMENTOSU SEÇİMLERİ

Saksonya-Anhalt,  diğer 4 doğu eyaleti Saksonya, Thüringen, Brandenburg ve Mecklenburg-Vorpommern gibi, AfD'nin geleneksel olarak yüksek destek bulduğu eyaletlerden biridir.

AfD,  Almanya’nın bu bölgelerindeki sosyal ve ekonomik hoşnutsuzluklar, benimsediği popülist göçmen karşıtı politikalar ve federal hükümete duyulan güvensizlik başta olmak üzere, seçim malzemesi yaptığı  konuların seçmenlerde ciddi bir karşılık bulduğu görülmektedir. Partinin bu ve benzeri söylemlerinin batı eyaletlerinde da artık daha fazla benimsenmeye başlandığı da bir gerçek olup Forsa, Allensbach,               Infratest-dimap gibi güvenilir anket kuruluşları dahil, çoğu anket kuruluşu AfD’ yi, Almanya genelinde, en yakın CDU’nun  bile   %6-8 önünde, birinci parti olarak göstermeye başlamıştır. Bu anket kuruluşları, bazı kötü örnekleri gibi, sipariş üzerine sonuçlar çıkarmazlar, aralarındaki farklar %1-2 ve daha çok virgül sonrası ondalık hanelerde ortaya çıkar.

Nitekim, beklentiler ve tahminler Saksonya-Anhalt seçimlerinde doğrulanmış, AfD 2021 seçimlerinde CDU’nun 15 puan gerisinde ve  ikinci sırada yer almışken, bu kez, %43.8 ile 26.6 puan öne geçerek ipi göğüslemiş, 83 üyeli mecliste 39 üye kazanırken mutlak çoğunluğun 3 altında kalmış, ancak bir eyalette ilk kez tek başına, mutlak çoğunluğa sahip, iktidar olma şansını yakalayamamıştır. Dolayısı ile “gelmekte olan gelememiştir” demek uygun olacaktır.

Diğer yandan, 2011’de % 60,3 olan katılım oranın bu seçimlerde %77.8  ile rekor kırarak birleşeme sonrasında en  yüksek seviyeye ulaşması seçimlere tüm taraflarca atfedilen önemin bir göstergesi olarak anlaşılmalıdır.           

Şansölye Merz tarafından da ifade olunan bir değerlendirmeye göre, önceki seçimin kazananı iken, koltuk sayısı bu seçimde 40’dan 15’e düşen  CDU için  sonuçlar vahim bir hezimet teşkil etmiştir.

SPD, Yeşiller ve Sol Parti “demokrasi için zor bir gün” nitelemesinde bulunurken bazı halk gruplarının korku içinde olduklarına işaret etmişlerdir. BSW Eyalet Başkanı Claudia Wittig, belirli konularda AFD ile işbirliğine açık olduklarını dile getirmiş, FDP Eyalet Başkanı Sylvia Hüskens istifa edeceğini beyan etmiştir.

Alman Yahudiler Merkez Konseyi seçim sonuçlarından dehşete kapıldıklarını dile getirmiştir.  Avrupa çapında ise sağ partilerden tebrik mesajları ve sol kesimden de eleştirilerin geldiğini söylemek mümkündür.

SPD cüzi bir artışla % 9.3’e ulaşmış ve 8 milletvekili çıkarabilmiş,  Sol Parti (Die Linke) %2.4 kayba rağmen yüzde beşlik barajı geçebilmiş ve 8 üye çıkarabilmiş, baraj altı kalma riski en yüksek görülen Yeşiller %3 artışla %8.9 oy ve keza 8 koltuk kazanmıştır. Baden-Württenberg Eyalet Başbakanı Cem Özdemir’in partisinin seçim çalışmalarına aktif destek vermiş olmasının bu sonucun alınmasında etkili oluğu değerlendirilmektedir. Bu partilerden birinin parlamento dışı kalması durumunda AfD’nin  mutlak  çoğunluğa ulaşması ihtimal dahilinde olacaktı. Bu durumu önlemek için CDU’dan bir  miktar oyun küçük partilere kaymış olabileceği de tahminler arasındadır.

FDP, % 2.6 oy  ile,  parlamento dışı kaldığı eyaletlere bir yenisini eklemişken  Ocak 2024'de  Sol Parti’ den ayrılan Sahra Wagenknecht’in   kurduğu ve kendisini “sol-muhafazakar” olarak tanımlayan BSW (Sahra Wagenknecht İttifakı - Bündnis Sahra Wagenknecht)  %5.3 oy alarak ilk kez eyalet parlamentosuna girme başarısı gösterebildiği gibi aynı zamanda kilit parti (Königsmacher – Kingmaker) konumuna da gelmiştir.

HÜKÜMET KURMA SORUNLARI VE OLASILIKLAR

Eyalet Anayasası’na göre Başbakan Parlamento tarafından azami 3 turlu bir seçim sonucunda belirlenir. Başbakan bakanlarını ile yardımcılarını kendi seçer.

İlk turda ve gerektiğinde 7 gün sonra yapılması gereken ikinci turda mutlak çoğunluk olan 42 oy aranır. İki turda da mutlak çoğunluk sağlanamaz ise,  Parlamento, 14 gün içinde, üçüncü tura geçip geçilmemesi veya seçimlerin yenilenmesi konusunda karar vermek durumundadır. Ancak, seçimlerin yenilenebilmesi için de mutlak çoğunluk gereklidir. Seçim yenileme kararı alınamaz ise salt çoğunluğun yeterli olacağı üçüncü tur oylama ile başbakan belirlenir.

Kesin olmayan resmi sonuçların ortaya çıkardığı tablo eyalet hükümeti kurulmasını oldukça zorlaştıran bir niteliktedir;

AfD’nin herhangi bir parti ile bir koalisyon hükümeti kurması matematiksel olarak mümkün ise de, başta ana akım partiler olmak üzere, BSW de dahil, parlamentoda temsil edilen tüm partiler “Yangın duvarı” veya Güvenlik duvarı”  olarak tercüme edilebilecek “Brandmauer” ilkesi doğrultusunda Afd ile koalisyon veya işbirliği yapmama kararlarına bağlı oldukların teyit etmektedirler.  Sadece BWS lideri Claudia Wittig,   “AfD dahil tüm partilerle görüşmeye açığız" diyerek bu duvarı esnetmiş olsa da bu yaklaşım partisi içinde tartışmalıdır. Bununla birlikte, AfD ye benzer şekilde hem göçmen karşıtı hem de sosyal adaletçi yapısıyla işçi sınıfının yeni adresi olmaya çalışan, dış politikada da  AfD’nin Rusya politikasına yakın duran BWS, mevcut koşullarda, dışardan destek veya çekimser kalmak suretiyle, AfD iktidara gelip gelmeyeceğini belirleyecek kilit roldedir. AfD de, değişim ve dönüşüme destek olacaklar ile işbirliğine açık olunacağını açıklamıştır. “Brandmauer” ilkesinin devamını sorgulayan 1-2 CDU üyesinin parti değiştirmesi veya parti disiplini dışına çıkabileceği olasılığına ilişkin bazı söylentiler de vardır.

SAKSONYA-ANHALT SEÇİMLERİNİ ETKİLERİ

Seçim sonuçlarını 2 milyon nüfuslu eski bir Doğu Alman eyaleti çerçevesinde ele almak yanıltıcı olacaktır. Nitekim, Şansölye Merz, bu seçimlerin sadece   Saksonya-Anhalt’ı  değil tüm Almanya’yı değiştirdiğini ifade etmiş, eski Şansölye Angela Merkel de seçim sonuçlarının Almanya tarihinde derin bir iz bırakacağını, kırılma noktası olacağına işaret etmiştir.

AfD artık kabuklarından çıkarak, gençlerden ve SPD ile Sol Parti tabanını oluşturan mavi yakalılardan önemli ölçüde oy alabilen bir kitle partisi konumuna gelmiştir. Güvenilir kamu oyu araştırmaları son seçimlerde AfD’ye oy veren işçi ve mavi yakalı grubuna girenlerin  oranını % 59-61 arasında göstermektedir. Genç seçmen tercihler açısında da bu oranlar 19-24 yaş grubu için %42, 25-24 yaş grubu için de %44 olarak belirlenmiştir. Mevcut iktidar partilerine duyulan güvensizlik ve tepkiler, kontrolsüz göçün yaratığı endişeler, yüksek enflasyon ve artan işsizlik bu grupları AfD’ye yöneltmeye devam etmektedir.

AfD’nin Ukrayna savaşını sona erdirme, Rusya ile ilişkileri dengeleme ve bu ülkeye yönelik yaptırımları kaldırarak ekonomiyi rahatlama  vaatleri bu kesimlerde önemsenmekte ve karşılık bulmaktadır.

Diğer yandan, AfD ‘yi   demokrasi için  bir tehdit olarak gören siyasi partilerin AfD ile mücadele yöntemleri de sorgulanmalıdır. Her şeyden önce, AfD’ye ilkesel ve ideolojik  bazda karşı çıkmak yerine kendilerini bu partiye benzeterek oy kayıplarını telafi etme çabasına girişmişlerdir.  Ayrıca, mücadelelerinde parti kapatma veya yasaklama gibi anti-demokratik yöntemleri bile gündeme getirmeleri “amaç üzüm yemek değil bağcı dövmek” deyimini çağrıştırmakta ve bir bakımdan da hayal dünyasında yarattığı devasa düşmanlarla savaşan Don Kişot’u anımsatmaktadır.

Daha da ironik bir yaklaşım ise, ülkelerinde aşırı sağ olarak niteledikleri bir partiye karşı çıkanların, İsrail’de hükümet ortağı olan aşırı sağcı Yahudi Gücü (Otzma Yehudit) partisine ve bu partiden atanmış Ulusal Güvenlik Bakanı olarak  pervasızca “etnik temizlik yapacağım” diyebilen  Ben Gvir’e tepkisiz kalmaları ve hatta ortağı olduğu hükümete aleni destekte bulunmalarıdır.

 

Önceki bir yazımda da belirttiğim gibi, aşırı sağ ve sağ popülist partiler tüm Avrupa’da yükseliştedir. İtalya’da iktidar, Almanya’da en güçlü parti olmuşlardır. Fransa’da da keza öyle ve iktidara gelme olasılıkları yüksektir. Avusturya, Hollanda, Finlandiya, İsveç, Slovakya, Hırvatistan gibi ülkelerde koalisyon ortağıdırlar veya hükümetlere dışardan destek vermektedirler. Birleşik Krallık’ da Reform Partisi’nin son yerel seçim zaferi de çarpıcı bir gelişmedir. Bu bağlamda, İngiliz “The Times” tarafından yapılan bir araştırmada, “Z” kuşağı İngilizler arasında demokrasi yerine otokrasiyi tercih edenlerin oranının % 50’nin   üstüne çıkmış olması şaşırtıcı gelmemektedir.

Ancak, geçmişte aşırı milliyetçilik Avrupa’da savaşlara yol açmışsa da, günümüzde liberal demokrasiye uyumlu, milliyetçi-muhafazakar  görünüm sergilemektedirler. İtalya’da  “Faşizm geliyor” korkularının abartılı olduğu görülmüştür.

Almanya açısından en büyük tehlike ise, bir dönem Avrupa’nın en güçlü ekonomisi iken günümüzde ciddi sorunlar ile boğuşmak zorunda kalan, transatlantik ilişkileri önceleyerek bu cenahtan gelen yönlendirme ve baskılara direnemeyen ve bu nedenlerle yüksek enerji maliyetlerine razı olamak zorunda kalarak ekonomisinin rekabet gücüne zarar veren, keza, Merkel döneminde federal ve eyalet hükümetleri borçlanmalarına  sınırlama getirmek üzere  anayasaya eklenen” borç freni” (Schuldenbremse)  maddelerinin,  Merz’in “Zeitwende” süreci ve Güçlü Alman Ordusu açılımı gereği değiştirilerek, aşırı borçlanma ile silahlanma yarışına giren mevcut iktidarın, ülkesini ve tüm Avrupa kıtasını felakete sürükleyebilecek çılgınca bir maceraya girişmesi olasılığının küçümsenemeyecek bir risk oluşturmasıdır.

Euronews, konuya ilişkin bir haberinde, “Başbakan Friedrich Merz: Almanya'nın hasta adamı mı?” başlığını kullanmış. Başlık “Almanya Avrupa’nın hasta adamı mı?” olsa daha isabetli olmaz mıydı diye düşünmeden edemedim.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.