Haldun OTMAN - E. Büyükelçi
Köşe Yazarı
Haldun OTMAN - E. Büyükelçi
 

Almanya’da Rheinland-Pfalz eyalet parlamentosu seçimleri: SPD’nin 35 yıllık hükümranlığının sonu, AFD’nin oylarını rekor düzeyine çıkartması

Almanya 16 eyaletten oluşmakta olup bunlardan ikisi - Hamburg ve Bremen -  şehir-eyalet (Stadtstaat) statüsündedir. 4 milyon nüfuslu ve 9.büyük eyalet  olan  Rheinland-Pfalz  22 Mart’ta, “süper seçim yılı” nın  2. eyalet parlamentosu seçimine sahne olmuştur. Özellikle şarap üretimi, tarihi kaleleri, Roma dönemi kalıntıları ve çekici nehir vadileriyle  bilinen  eyaletin, şarap üreticileri, çiftçiler ile memurlardan oluşan  kırsal-geleneksel orta sınıf ağırlıklı yapısıyla  Almanya'nın bir anlamda  klasik yüzünü temsil ettiği söylenir ve hatta  bazı yorumlara göre "en Alman" eyaletlerden biri olarak nitelenir. Fransa, Lüksemburg ve Belçika ile sınırdaş olan  Rheinland-Pfalz Almanya şarap üretiminde lider konumundadır, üretimin yaklaşık 2/3 ü bu bölgeden gelir. Şarapçılık, arz ettiği özel öneme binaen, Ekonomi, Ulaşım, Tarım ve Şarapçılık Bakanlığı  (Ministerium für Wirtschaft, Verkehr, Landwirtschaft und Weinbau) görev alanına dahil  edilmiştir. Ludwigshafen'de  yerleşik,  dünyanın en büyük kimya şirketi  BASF ise  eyaletteki en büyük işverendir. Diğer yandan eyalet,   otomotiv yan sanayi, değerli taş işleme tesisleri, cam ve kereste üretimi sayesinde   ihracat odaklı orta ölçekli sanayide de  güçlü olup  bunu neticesinde yüksek ihracat oranları ve  düşük işsizlik oranlarına sahiptir. Eğitim alanında Almanya’da örnek “ilk” ler  konusunda adımlar atan eyalet,  entegrasyon politikalarında öncü rol oynamış, bu bağlamda yaklaşık 200 bin Müslüman nüfusun varlığı  dikkate alınarak  İslamiyet 2024 yılında resmi din olarak tanınmıştır. Hamburg ve Bremen’den sonra bu konuda adım atan 3. Eyalet olan Rheinland-Pfalz, bu amaçla, Katolik ,Protestan ve Yahudi cemaatlerinde olduğu gibi, başta Diyanet İşleri Türk İslam Birliği – DİTİB olmak üzere, Müslüman toplumu temsil ettikleri düşünülen 4 kuruluş ile “devlet anlaşması” (Staatsvertrag) imzalamıştır. Rheinland-Pfalz  eyaletinden  söz ederken, İran’a yönelik ABD/İsrail savaşı nedeniyle de yeniden gündeme gelen, ABD’nin Ramstein Hava Üssü’ne  (Ramstein Air Base) de değinmek gerekir. 2.Dünya Savaşı sonrasında ABD tarafından inşa edilen ve 1952 yılından beri ABD tarafından kullanılan, benzerlerinde olduğu gibi statüsü zaman zaman tartışma konu olan, ABD’nin Avrupa’daki en büyük ve en stratejik hava üssüdür.  Kuvvetlerin Statüsü Anlaşması  (SOFA -Status of Forces Agreement) kapsamında ABD askerleri üs içinde geniş yetki ve dokunulmazlığa sahiptir. Alman yetkililerin üsse ancak ABD komutanının izniyle girebildiği ifade olunmaktadır. Üssün ABD drone operasyonlarının  (Suriye, Irak gibi  ve son olarak İran  saldırıları) uydu veri aktarım merkezi (röle merkezi) olması, ABD’nin Almanya üzerinden “yasadışı” veya “ahlaken sorunlu” savaşlar yürüttüğü iddialarını ve son İran  savaşı bağlamında üssün de  hedef olabileceği endişelerini gündeme getirmekle ve  barış  aktivistleri eylemlerine ortam hazırlamakla birlikte,  seçimlerde partiler genellikle bu konuyu araçsallaştırmama eğiliminde olagelmişlerdir. Bunun başlıca sebebi ise, 10-15 bin  askeri ve sivil personel ve aileleri ile birlikte 50 binden fazla ABD’linin ve  binlerce Alman sivil personele yaratılan istihdam imkanlarının ekonomiye kayda değer katkısıdır. Bölgenin ekonomik çıkarlarına hassasiyet gösterilmektedir. Konuya ilişkin partilerin görüşleri özetle şöyledir; CDU -  Almanya ve NATO güvenliği açısından mutlaka gerekli görür, transatlantikçi yaklaşım sergiler, SPD – Üssün tamamen kapatılmasını talep etmiyor, ancak, ABD tarafından drone ve füze operasyonlarında kullanılması konusunda şüpheleri var, İran'a yönelik ABD-İsrail operasyonlarında üssün kullanımının uluslararası hukuk açısından incelemesi talebinde bulunmuştur, AfD – “Önce Almanya” ilkesi uyarınca Almanya'nın dış politikasının Amerika'ya bağımlı kılınmaktan   kurtulmasını ve NATO içinde daha dengeli bir ilişki amaçlanmasını talep eder, körü körüne ABD’nin peşinden gidilmesine karşı çıkar  ve bu bağlamda, üssün kapatılmasını veya en azından ABD'nin askeri operasyonlar için kullanımının tamamen yasaklanmasını savunur. Böyle bir ortamda yapılan son seçimlerde, 2. dünya savaşı sonrası, 1991 yılına kadar, 1947-1969 arası 22 yıl  Peter Altmeier  ve  1969-76 arası sonradan Federal Başbakan da olan Helmut Kohl gibi güçlü muhafazakar CDU’lu  liderlerin Eyalet Başbakanı olarak görev yaptığı Rheinland-Pfalz  eyaletinde 1991 yılında ilk kez birinci parti olarak öne çıkan ve  günümüze kadar ikili veya  üçlü koalisyonlarla  (FDP ve/veya Yeşiller ile) 35 yıl kesintisiz  eyalet yönetimini uhdesinde bulunduran SPD birinci parti konumunu – kalesi olarak da bilinen bu eyalette – %10’varan oy kaybı neticesi koruyamamıştır. Bununla birlikte,  anketlerde Almanya için beliren %15-17 oranından daha fazla oy aldığı da görülmektedir. 22 Mart 2026 seçimleri sonuçları aşağıdaki tabloyu ortaya çıkartmıştır: -              CDU (Hristiyan Demokrat Birliği)   : %3.3   artışla  %31,0 -              SPD (Sosyal Demokrat Parti):  %9.8    kayıpla ile %25,9 -              AfD (Almanya için Alternatif):  %11.2  oy artışla %19,5 oy  (AfD’ninBu artış oranı batı eyaletlerinde rekor anlamına da gelmektedir.) -              Yeşiller Partisi (Bündnis 90/Die Grünen) 1.4 kayıpla %7.9 oy almışlardır. -              Bir önceki dönem eyalet parlamentosuna girmeyi başarmış olan Die  Linke (Sol Parti),  FDP (Hür Demokrat Parti) ile FW (Serbest Seçmenler – Freie Wähler) bu kez baraj altında kalmışlardır. 105 üyeli mecliste çoğunluk için 53 sandalye gerektiğinden ve partilerin   AFD ile ilkesel olarak işbirliği yapmama kararı hala geçerliliğini koruduğundan CDU lideri Gordon Schnieder'in yeni hükümeti  SPD ile kurması beklenmektedir. Diğer yandan bu gelişmenin federal düzeydeki CDU-SPD koalisyonu içinde de bazı sıkıntılar yaratabileceği dile getirilmekte olup boyutları zaman içinde belirginleşecektir. CDU’nun geri dönüşü 35   yıl sonra CDU ‘nun eyalette yeniden en güçlü parti  konumuna gelmesi, Parti Başkanı  Gordon Schnieder’in ayağı yere basan bir kişi ve samimi olduğu izlenimi uyandıran  kişiliği ile  etkili ama dengeli adaylık süreci  yürütmesi yanı sıra,  seçmenlerin ekonomi konusunda CDU’ya  daha  fazla yetkinlik atfetmesine, ülkedeki ekonomik durgunlukta CDU’yu daha çok  çözüm üretebilir, pratik ve güvenilir  olarak görmesine bağlanmaktadır. Ayrıca, CDU’ nun  muhalefette “temiz” bir çizgi sürdürmesinin de etken olduğu ifade olunmaktadır. SPD’de yine hayal kırıklığı 35 yıllık, çoğu zaman da FDP ve Yeşiller ile koalisyon   kurmak zorunda kalarak hükümet etmenin doğal zorluk ve sıkıntıları yanı sıra   iktidar yorgunluğu, halkın memnuniyetsizliğinin artması ve iktidar değişimine sıcak bakmaya başlaması,  özellikle orta kesim ve bazı geleneksel SPD seçmenlerinin CDU’ya ve AfD’ye  kayması ve nihayetinde SPD’nin federal düzeyde, Şansölye Olaf Scholz döneminden beri ortaya  yetersiz ve hatta “kötü” olarak da nitelenen performansının eyaletlere yansıdığını söylemek de  mümkündür ve bu bağlamda bir kısım SPD‘li seçmenin protesto oyu kullandığı da öne sürülmektedir. 2013-24 yılları arasında eyaletin ilk kadın başbakanı olarak göreve gelen,  kısaca kendisine “Malu” şeklinde hitap olunan, SPD içindeki popülerliği yanı sıra kamuoyu tarafından  da   sevilen, beğenilen ve “Kalplerin Kraliçesi”  olarak anılan  Marie-Luise  Dreyer döneminde esasen var olan bazı yapısal ve örgütsel sıkıntılar kendisine duyulan sempati ve gösterilen hoşgörü nedeniyle geniş yankı bulmaz ve  daha ziyade örtbas edilirken  2024 yılında ”Malu” nun ciddi sağlık sorunları nedeni ile görevi bırakmak istemesinden sonra halefi Alexander Schweitzer döneminde bu sıkıntılar daha fazla gündem işgal etmeye başlamıştır. SPD yenilgisi basında, "SPD, bir sonraki krize yuvarlanıyor”, “SPD krizi daha da derinleşiyor”, “SPD'nin seçim hezimeti” gibi başlıklarla yansıtılmış,  “çaresizlik”  ve “şaşkınlık” vurguları yapılmıştır. Yenilginin  sebebinin kişisel yetersizliklerden ziyade partinin, federal düzeyde olduğu gibi, yerel düzeyde de inandırıcı bir vizyon ortaya koyamamasına ve politika üretememesine bağlanmaktadır. Aynı tarihte Bavyera’da yapılan yerel seçimlerde de, 73 yıldır Münih Büyükşehir Belediye Başkanlığını elinde bulunduran SPD’nin, bu kez başkanlığı ciddi bir fark ile, farklı cinsel tercihlerini alenen sergileyen 35 yaşındaki genç bir Yeşiller adayına kaptırması bu tabloyu tamamlayan ilginç bir tesadüf olarak kayda geçmiştir. AfD güçlenmeye devam etti AfD'nin Rheinland-Pfalz eyalet parlamentosu seçimlerinde    oylarını %8.3’ den   % 11.2 artışla %19,5'e  yükselmesi, batı eyaletlerinde kaydedilen en yüksek oranlardan biri olmuştur. Bu yükseliş, genel olarak Almanya'da görülen AfD’ye  yönelimin    bir devamı olarak görülmelidir. Gerek federal, gerek eyaletler düzeyinde göçmenlik, düzensiz göç,  entegrasyon sorunları, suç ve terör korkularını merkeze alan partinin politikasının seçmende karşılık bulmaya devam ettiği anlaşılmaktadır. Yerel sorunlar konusunda da AfD’nin  rüzgar enerjisi karşıtlığının,  rüzgar enerjisi teşviklerini kaldırma ve yerine gelişmiş  nükleer enerji teknolojilerinden yararlanma  vaatlerinin  özellikle kırsal kesimde destek  gördüğü anlaşılmıştır. Seçim sonrası analizler ve çıkış anketlerine dayalı değerlendirmeler birçok yerel seçmenin  rüzgar türbinlerinin  görüntü bozukluğu yarattığını,  doğal güzelliklere ve  dolayısı ile  turizme zarar verdiğini, ayrıca gayrimenkul  değerlerini  düşürdüğünü ve bu nedenle, özellikle ormanlık alanlarda  öngörülen projelere büyük tepki gösterdiğini göstermiştir. Seçim çıkış anketleri ayrıca,  AfD’nin özellikle işçi sınıfı ve mavi yakalı seçmenlerden rağbet görmüş olduğu gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Buna göre  işçilerin yaklaşık %37-39'u AfD'ye oy verdiği, önceden SPD'nin "çekirdek" tabanı olan bu grubun, artık AfD'ye kaydığı yorumları yapılmaktadır. Diğer yandan,18-24 yaş grubundan da  AfD  %21 civarında oy alabilmiştir. ABD-İsrail ikilisinin İran’a yönelik saldırıları seçimleri kayda değer ölçüde etkilememiştir. Ancak, savaşın uzaması  yarattığı ve yaratacağı yan etkilerin artması anlamına gelecektir. Enerji darboğazı ve petrol  fiyat artışları, güvenlik endişeleri, dış ilişkiler konusundaki farklı yaklaşımlar  gibi konuların Alman iç politikasında ve sonbahar aylarında doğu eyaletlerinde yapılacak  seçimlerde daha yoğun tartışılması beklenmelidir. Alman devlet televizyonu ARD tarafından yapılan bir ankete göre halkın %58’inin bu savaşa karşı olduğu görülmüştür. Sonbahar aylarında doğu eyaletlerinde yapılacak seçimlerin siyasi dengeleri ne ölçüde değiştireceği merak konusudur. Bekleyip hep birlikte göreceğiz.
Ekleme Tarihi: 27 Mart 2026 -Cuma

Almanya’da Rheinland-Pfalz eyalet parlamentosu seçimleri: SPD’nin 35 yıllık hükümranlığının sonu, AFD’nin oylarını rekor düzeyine çıkartması

Almanya 16 eyaletten oluşmakta olup bunlardan ikisi - Hamburg ve Bremen -  şehir-eyalet (Stadtstaat) statüsündedir. 4 milyon nüfuslu ve 9.büyük eyalet  olan  Rheinland-Pfalz  22 Mart’ta, “süper seçim yılı” nın  2. eyalet parlamentosu seçimine sahne olmuştur. Özellikle şarap üretimi, tarihi kaleleri, Roma dönemi kalıntıları ve çekici nehir vadileriyle  bilinen  eyaletin, şarap üreticileri, çiftçiler ile memurlardan oluşan  kırsal-geleneksel orta sınıf ağırlıklı yapısıyla  Almanya'nın bir anlamda  klasik yüzünü temsil ettiği söylenir ve hatta  bazı yorumlara göre "en Alman" eyaletlerden biri olarak nitelenir.

Fransa, Lüksemburg ve Belçika ile sınırdaş olan  Rheinland-Pfalz Almanya şarap üretiminde lider konumundadır, üretimin yaklaşık 2/3 ü bu bölgeden gelir. Şarapçılık, arz ettiği özel öneme binaen, Ekonomi, Ulaşım, Tarım ve Şarapçılık Bakanlığı  (Ministerium für Wirtschaft, Verkehr, Landwirtschaft und Weinbau) görev alanına dahil  edilmiştir.

Ludwigshafen'de  yerleşik,  dünyanın en büyük kimya şirketi  BASF ise  eyaletteki en büyük işverendir. Diğer yandan eyalet,   otomotiv yan sanayi, değerli taş işleme tesisleri, cam ve kereste üretimi sayesinde   ihracat odaklı orta ölçekli sanayide de  güçlü olup  bunu neticesinde yüksek ihracat oranları ve  düşük işsizlik oranlarına sahiptir.

Eğitim alanında Almanya’da örnek “ilk” ler  konusunda adımlar atan eyalet,  entegrasyon politikalarında öncü rol oynamış, bu bağlamda yaklaşık 200 bin Müslüman nüfusun varlığı  dikkate alınarak  İslamiyet 2024 yılında resmi din olarak tanınmıştır. Hamburg ve Bremen’den sonra bu konuda adım atan 3. Eyalet olan Rheinland-Pfalz, bu amaçla, Katolik ,Protestan ve Yahudi cemaatlerinde olduğu gibi, başta Diyanet İşleri Türk İslam Birliği – DİTİB olmak üzere, Müslüman toplumu temsil ettikleri düşünülen 4 kuruluş ile “devlet anlaşması” (Staatsvertrag) imzalamıştır.

Rheinland-Pfalz  eyaletinden  söz ederken, İran’a yönelik ABD/İsrail savaşı nedeniyle de yeniden gündeme gelen, ABD’nin Ramstein Hava Üssü’ne  (Ramstein Air Base) de değinmek gerekir.

2.Dünya Savaşı sonrasında ABD tarafından inşa edilen ve 1952 yılından beri ABD tarafından kullanılan, benzerlerinde olduğu gibi statüsü zaman zaman tartışma konu olan, ABD’nin Avrupa’daki en büyük ve en stratejik hava üssüdür.  Kuvvetlerin Statüsü Anlaşması  (SOFA -Status of Forces Agreement) kapsamında ABD askerleri üs içinde geniş yetki ve dokunulmazlığa sahiptir. Alman yetkililerin üsse ancak ABD komutanının izniyle girebildiği ifade olunmaktadır.

Üssün ABD drone operasyonlarının  (Suriye, Irak gibi  ve son olarak İran  saldırıları) uydu veri aktarım merkezi (röle merkezi) olması, ABD’nin Almanya üzerinden “yasadışı” veya “ahlaken sorunlu” savaşlar yürüttüğü iddialarını ve son İran  savaşı bağlamında üssün de  hedef olabileceği endişelerini gündeme getirmekle ve  barış  aktivistleri eylemlerine ortam hazırlamakla birlikte,  seçimlerde partiler genellikle bu konuyu araçsallaştırmama eğiliminde olagelmişlerdir. Bunun başlıca sebebi ise, 10-15 bin  askeri ve sivil personel ve aileleri ile birlikte 50 binden fazla ABD’linin ve  binlerce Alman sivil personele yaratılan istihdam imkanlarının ekonomiye kayda değer katkısıdır. Bölgenin ekonomik çıkarlarına hassasiyet gösterilmektedir. Konuya ilişkin partilerin görüşleri özetle şöyledir;

CDU -  Almanya ve NATO güvenliği açısından mutlaka gerekli görür, transatlantikçi yaklaşım sergiler,

SPD – Üssün tamamen kapatılmasını talep etmiyor, ancak, ABD tarafından drone ve füze operasyonlarında kullanılması konusunda şüpheleri var, İran'a yönelik ABD-İsrail operasyonlarında üssün kullanımının uluslararası hukuk açısından incelemesi talebinde bulunmuştur,

AfD – “Önce Almanya” ilkesi uyarınca Almanya'nın dış politikasının Amerika'ya bağımlı kılınmaktan   kurtulmasını ve NATO içinde daha dengeli bir ilişki amaçlanmasını talep eder, körü körüne ABD’nin peşinden gidilmesine karşı çıkar  ve bu bağlamda, üssün kapatılmasını veya en azından ABD'nin askeri operasyonlar için kullanımının tamamen yasaklanmasını savunur.

Böyle bir ortamda yapılan son seçimlerde, 2. dünya savaşı sonrası, 1991 yılına kadar, 1947-1969 arası 22 yıl  Peter Altmeier  ve  1969-76 arası sonradan Federal Başbakan da olan Helmut Kohl gibi güçlü muhafazakar CDU’lu  liderlerin Eyalet Başbakanı olarak görev yaptığı Rheinland-Pfalz  eyaletinde 1991 yılında ilk kez birinci parti olarak öne çıkan ve  günümüze kadar ikili veya  üçlü koalisyonlarla  (FDP ve/veya Yeşiller ile) 35 yıl kesintisiz  eyalet yönetimini uhdesinde bulunduran SPD birinci parti konumunu – kalesi olarak da bilinen bu eyalette – %10’varan oy kaybı neticesi koruyamamıştır. Bununla birlikte,  anketlerde Almanya için beliren %15-17 oranından daha fazla oy aldığı da görülmektedir.

22 Mart 2026 seçimleri sonuçları aşağıdaki tabloyu ortaya çıkartmıştır:

-              CDU (Hristiyan Demokrat Birliği)   : %3.3   artışla  %31,0

-              SPD (Sosyal Demokrat Parti):  %9.8    kayıpla ile %25,9

-              AfD (Almanya için Alternatif):  %11.2  oy artışla %19,5 oy  (AfD’ninBu artış oranı batı eyaletlerinde rekor anlamına da gelmektedir.)

-              Yeşiller Partisi (Bündnis 90/Die Grünen) 1.4 kayıpla %7.9 oy almışlardır.

-              Bir önceki dönem eyalet parlamentosuna girmeyi başarmış olan Die  Linke (Sol Parti),  FDP (Hür Demokrat Parti) ile FW (Serbest Seçmenler – Freie Wähler) bu kez baraj altında kalmışlardır.

105 üyeli mecliste çoğunluk için 53 sandalye gerektiğinden ve partilerin   AFD ile ilkesel olarak işbirliği yapmama kararı hala geçerliliğini koruduğundan CDU lideri Gordon Schnieder'in yeni hükümeti  SPD ile kurması beklenmektedir. Diğer yandan bu gelişmenin federal düzeydeki CDU-SPD koalisyonu içinde de bazı sıkıntılar yaratabileceği dile getirilmekte olup boyutları zaman içinde belirginleşecektir.

CDU’nun geri dönüşü

35   yıl sonra CDU ‘nun eyalette yeniden en güçlü parti  konumuna gelmesi, Parti Başkanı  Gordon Schnieder’in ayağı yere basan bir kişi ve samimi olduğu izlenimi uyandıran  kişiliği ile  etkili ama dengeli adaylık süreci  yürütmesi yanı sıra,  seçmenlerin ekonomi konusunda CDU’ya  daha  fazla yetkinlik atfetmesine, ülkedeki ekonomik durgunlukta CDU’yu daha çok  çözüm üretebilir, pratik ve güvenilir  olarak görmesine bağlanmaktadır. Ayrıca, CDU’ nun  muhalefette “temiz” bir çizgi sürdürmesinin de etken olduğu ifade olunmaktadır.

SPD’de yine hayal kırıklığı

35 yıllık, çoğu zaman da FDP ve Yeşiller ile koalisyon   kurmak zorunda kalarak hükümet etmenin doğal zorluk ve sıkıntıları yanı sıra   iktidar yorgunluğu, halkın memnuniyetsizliğinin artması ve iktidar değişimine sıcak bakmaya başlaması,  özellikle orta kesim ve bazı geleneksel SPD seçmenlerinin CDU’ya ve AfD’ye  kayması ve nihayetinde SPD’nin federal düzeyde, Şansölye Olaf Scholz döneminden beri ortaya  yetersiz ve hatta “kötü” olarak da nitelenen performansının eyaletlere yansıdığını söylemek de  mümkündür ve bu bağlamda bir kısım SPD‘li seçmenin protesto oyu kullandığı da öne sürülmektedir.

2013-24 yılları arasında eyaletin ilk kadın başbakanı olarak göreve gelen,  kısaca kendisine “Malu” şeklinde hitap olunan, SPD içindeki popülerliği yanı sıra kamuoyu tarafından  da   sevilen, beğenilen ve “Kalplerin Kraliçesi”  olarak anılan  Marie-Luise  Dreyer döneminde esasen var olan bazı yapısal ve örgütsel sıkıntılar kendisine duyulan sempati ve gösterilen hoşgörü nedeniyle geniş yankı bulmaz ve  daha ziyade örtbas edilirken  2024 yılında ”Malu” nun ciddi sağlık sorunları nedeni ile görevi bırakmak istemesinden sonra halefi Alexander Schweitzer döneminde bu sıkıntılar daha fazla gündem işgal etmeye başlamıştır.

SPD yenilgisi basında, "SPD, bir sonraki krize yuvarlanıyor”, “SPD krizi daha da derinleşiyor”, “SPD'nin seçim hezimeti” gibi başlıklarla yansıtılmış,  “çaresizlik”  ve “şaşkınlık” vurguları yapılmıştır. Yenilginin  sebebinin kişisel yetersizliklerden ziyade partinin, federal düzeyde olduğu gibi, yerel düzeyde de inandırıcı bir vizyon ortaya koyamamasına ve politika üretememesine bağlanmaktadır.

Aynı tarihte Bavyera’da yapılan yerel seçimlerde de, 73 yıldır Münih Büyükşehir Belediye Başkanlığını elinde bulunduran SPD’nin, bu kez başkanlığı ciddi bir fark ile, farklı cinsel tercihlerini alenen sergileyen 35 yaşındaki genç bir Yeşiller adayına kaptırması bu tabloyu tamamlayan ilginç bir tesadüf olarak kayda geçmiştir.

AfD güçlenmeye devam etti

AfD'nin Rheinland-Pfalz eyalet parlamentosu seçimlerinde    oylarını %8.3’ den   % 11.2 artışla %19,5'e  yükselmesi, batı eyaletlerinde kaydedilen en yüksek oranlardan biri olmuştur. Bu yükseliş, genel olarak Almanya'da görülen AfD’ye  yönelimin    bir devamı olarak görülmelidir. Gerek federal, gerek eyaletler düzeyinde göçmenlik, düzensiz göç,  entegrasyon sorunları, suç ve terör korkularını merkeze alan partinin politikasının seçmende karşılık bulmaya devam ettiği anlaşılmaktadır.

Yerel sorunlar konusunda da AfD’nin  rüzgar enerjisi karşıtlığının,  rüzgar enerjisi teşviklerini kaldırma ve yerine gelişmiş  nükleer enerji teknolojilerinden yararlanma  vaatlerinin  özellikle kırsal kesimde destek  gördüğü anlaşılmıştır. Seçim sonrası analizler ve çıkış anketlerine dayalı değerlendirmeler birçok yerel seçmenin  rüzgar türbinlerinin  görüntü bozukluğu yarattığını,  doğal güzelliklere ve  dolayısı ile  turizme zarar verdiğini, ayrıca gayrimenkul  değerlerini  düşürdüğünü ve bu nedenle, özellikle ormanlık alanlarda  öngörülen projelere büyük tepki gösterdiğini göstermiştir.

Seçim çıkış anketleri ayrıca,  AfD’nin özellikle işçi sınıfı ve mavi yakalı seçmenlerden rağbet görmüş olduğu gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Buna göre  işçilerin yaklaşık %37-39'u AfD'ye oy verdiği, önceden SPD'nin "çekirdek" tabanı olan bu grubun, artık AfD'ye kaydığı yorumları yapılmaktadır. Diğer yandan,18-24 yaş grubundan da  AfD  %21 civarında oy alabilmiştir.

ABD-İsrail ikilisinin İran’a yönelik saldırıları seçimleri kayda değer ölçüde etkilememiştir. Ancak, savaşın uzaması  yarattığı ve yaratacağı yan etkilerin artması anlamına gelecektir. Enerji darboğazı ve petrol  fiyat artışları, güvenlik endişeleri, dış ilişkiler konusundaki farklı yaklaşımlar  gibi konuların Alman iç politikasında ve sonbahar aylarında doğu eyaletlerinde yapılacak  seçimlerde daha yoğun tartışılması beklenmelidir. Alman devlet televizyonu ARD tarafından yapılan bir ankete göre halkın %58’inin bu savaşa karşı olduğu görülmüştür.

Sonbahar aylarında doğu eyaletlerinde yapılacak seçimlerin siyasi dengeleri ne ölçüde değiştireceği merak konusudur. Bekleyip hep birlikte göreceğiz.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.