Almanya 16 eyaletten oluşmakta olup bunlardan ikisi - Hamburg ve Bremen - şehir-eyalet (Stadtstaat) statüsündedir. 4 milyon nüfuslu ve 9.büyük eyalet olan Rheinland-Pfalz 22 Mart’ta, “süper seçim yılı” nın 2. eyalet parlamentosu seçimine sahne olmuştur. Özellikle şarap üretimi, tarihi kaleleri, Roma dönemi kalıntıları ve çekici nehir vadileriyle bilinen eyaletin, şarap üreticileri, çiftçiler ile memurlardan oluşan kırsal-geleneksel orta sınıf ağırlıklı yapısıyla Almanya'nın bir anlamda klasik yüzünü temsil ettiği söylenir ve hatta bazı yorumlara göre "en Alman" eyaletlerden biri olarak nitelenir.
Fransa, Lüksemburg ve Belçika ile sınırdaş olan Rheinland-Pfalz Almanya şarap üretiminde lider konumundadır, üretimin yaklaşık 2/3 ü bu bölgeden gelir. Şarapçılık, arz ettiği özel öneme binaen, Ekonomi, Ulaşım, Tarım ve Şarapçılık Bakanlığı (Ministerium für Wirtschaft, Verkehr, Landwirtschaft und Weinbau) görev alanına dahil edilmiştir.
Ludwigshafen'de yerleşik, dünyanın en büyük kimya şirketi BASF ise eyaletteki en büyük işverendir. Diğer yandan eyalet, otomotiv yan sanayi, değerli taş işleme tesisleri, cam ve kereste üretimi sayesinde ihracat odaklı orta ölçekli sanayide de güçlü olup bunu neticesinde yüksek ihracat oranları ve düşük işsizlik oranlarına sahiptir.
Eğitim alanında Almanya’da örnek “ilk” ler konusunda adımlar atan eyalet, entegrasyon politikalarında öncü rol oynamış, bu bağlamda yaklaşık 200 bin Müslüman nüfusun varlığı dikkate alınarak İslamiyet 2024 yılında resmi din olarak tanınmıştır. Hamburg ve Bremen’den sonra bu konuda adım atan 3. Eyalet olan Rheinland-Pfalz, bu amaçla, Katolik ,Protestan ve Yahudi cemaatlerinde olduğu gibi, başta Diyanet İşleri Türk İslam Birliği – DİTİB olmak üzere, Müslüman toplumu temsil ettikleri düşünülen 4 kuruluş ile “devlet anlaşması” (Staatsvertrag) imzalamıştır.
Rheinland-Pfalz eyaletinden söz ederken, İran’a yönelik ABD/İsrail savaşı nedeniyle de yeniden gündeme gelen, ABD’nin Ramstein Hava Üssü’ne (Ramstein Air Base) de değinmek gerekir.
2.Dünya Savaşı sonrasında ABD tarafından inşa edilen ve 1952 yılından beri ABD tarafından kullanılan, benzerlerinde olduğu gibi statüsü zaman zaman tartışma konu olan, ABD’nin Avrupa’daki en büyük ve en stratejik hava üssüdür. Kuvvetlerin Statüsü Anlaşması (SOFA -Status of Forces Agreement) kapsamında ABD askerleri üs içinde geniş yetki ve dokunulmazlığa sahiptir. Alman yetkililerin üsse ancak ABD komutanının izniyle girebildiği ifade olunmaktadır.
Üssün ABD drone operasyonlarının (Suriye, Irak gibi ve son olarak İran saldırıları) uydu veri aktarım merkezi (röle merkezi) olması, ABD’nin Almanya üzerinden “yasadışı” veya “ahlaken sorunlu” savaşlar yürüttüğü iddialarını ve son İran savaşı bağlamında üssün de hedef olabileceği endişelerini gündeme getirmekle ve barış aktivistleri eylemlerine ortam hazırlamakla birlikte, seçimlerde partiler genellikle bu konuyu araçsallaştırmama eğiliminde olagelmişlerdir. Bunun başlıca sebebi ise, 10-15 bin askeri ve sivil personel ve aileleri ile birlikte 50 binden fazla ABD’linin ve binlerce Alman sivil personele yaratılan istihdam imkanlarının ekonomiye kayda değer katkısıdır. Bölgenin ekonomik çıkarlarına hassasiyet gösterilmektedir. Konuya ilişkin partilerin görüşleri özetle şöyledir;
CDU - Almanya ve NATO güvenliği açısından mutlaka gerekli görür, transatlantikçi yaklaşım sergiler,
SPD – Üssün tamamen kapatılmasını talep etmiyor, ancak, ABD tarafından drone ve füze operasyonlarında kullanılması konusunda şüpheleri var, İran'a yönelik ABD-İsrail operasyonlarında üssün kullanımının uluslararası hukuk açısından incelemesi talebinde bulunmuştur,
AfD – “Önce Almanya” ilkesi uyarınca Almanya'nın dış politikasının Amerika'ya bağımlı kılınmaktan kurtulmasını ve NATO içinde daha dengeli bir ilişki amaçlanmasını talep eder, körü körüne ABD’nin peşinden gidilmesine karşı çıkar ve bu bağlamda, üssün kapatılmasını veya en azından ABD'nin askeri operasyonlar için kullanımının tamamen yasaklanmasını savunur.
Böyle bir ortamda yapılan son seçimlerde, 2. dünya savaşı sonrası, 1991 yılına kadar, 1947-1969 arası 22 yıl Peter Altmeier ve 1969-76 arası sonradan Federal Başbakan da olan Helmut Kohl gibi güçlü muhafazakar CDU’lu liderlerin Eyalet Başbakanı olarak görev yaptığı Rheinland-Pfalz eyaletinde 1991 yılında ilk kez birinci parti olarak öne çıkan ve günümüze kadar ikili veya üçlü koalisyonlarla (FDP ve/veya Yeşiller ile) 35 yıl kesintisiz eyalet yönetimini uhdesinde bulunduran SPD birinci parti konumunu – kalesi olarak da bilinen bu eyalette – %10’varan oy kaybı neticesi koruyamamıştır. Bununla birlikte, anketlerde Almanya için beliren %15-17 oranından daha fazla oy aldığı da görülmektedir.
22 Mart 2026 seçimleri sonuçları aşağıdaki tabloyu ortaya çıkartmıştır:
- CDU (Hristiyan Demokrat Birliği) : %3.3 artışla %31,0
- SPD (Sosyal Demokrat Parti): %9.8 kayıpla ile %25,9
- AfD (Almanya için Alternatif): %11.2 oy artışla %19,5 oy (AfD’ninBu artış oranı batı eyaletlerinde rekor anlamına da gelmektedir.)
- Yeşiller Partisi (Bündnis 90/Die Grünen) 1.4 kayıpla %7.9 oy almışlardır.
- Bir önceki dönem eyalet parlamentosuna girmeyi başarmış olan Die Linke (Sol Parti), FDP (Hür Demokrat Parti) ile FW (Serbest Seçmenler – Freie Wähler) bu kez baraj altında kalmışlardır.
105 üyeli mecliste çoğunluk için 53 sandalye gerektiğinden ve partilerin AFD ile ilkesel olarak işbirliği yapmama kararı hala geçerliliğini koruduğundan CDU lideri Gordon Schnieder'in yeni hükümeti SPD ile kurması beklenmektedir. Diğer yandan bu gelişmenin federal düzeydeki CDU-SPD koalisyonu içinde de bazı sıkıntılar yaratabileceği dile getirilmekte olup boyutları zaman içinde belirginleşecektir.
CDU’nun geri dönüşü
35 yıl sonra CDU ‘nun eyalette yeniden en güçlü parti konumuna gelmesi, Parti Başkanı Gordon Schnieder’in ayağı yere basan bir kişi ve samimi olduğu izlenimi uyandıran kişiliği ile etkili ama dengeli adaylık süreci yürütmesi yanı sıra, seçmenlerin ekonomi konusunda CDU’ya daha fazla yetkinlik atfetmesine, ülkedeki ekonomik durgunlukta CDU’yu daha çok çözüm üretebilir, pratik ve güvenilir olarak görmesine bağlanmaktadır. Ayrıca, CDU’ nun muhalefette “temiz” bir çizgi sürdürmesinin de etken olduğu ifade olunmaktadır.
SPD’de yine hayal kırıklığı
35 yıllık, çoğu zaman da FDP ve Yeşiller ile koalisyon kurmak zorunda kalarak hükümet etmenin doğal zorluk ve sıkıntıları yanı sıra iktidar yorgunluğu, halkın memnuniyetsizliğinin artması ve iktidar değişimine sıcak bakmaya başlaması, özellikle orta kesim ve bazı geleneksel SPD seçmenlerinin CDU’ya ve AfD’ye kayması ve nihayetinde SPD’nin federal düzeyde, Şansölye Olaf Scholz döneminden beri ortaya yetersiz ve hatta “kötü” olarak da nitelenen performansının eyaletlere yansıdığını söylemek de mümkündür ve bu bağlamda bir kısım SPD‘li seçmenin protesto oyu kullandığı da öne sürülmektedir.
2013-24 yılları arasında eyaletin ilk kadın başbakanı olarak göreve gelen, kısaca kendisine “Malu” şeklinde hitap olunan, SPD içindeki popülerliği yanı sıra kamuoyu tarafından da sevilen, beğenilen ve “Kalplerin Kraliçesi” olarak anılan Marie-Luise Dreyer döneminde esasen var olan bazı yapısal ve örgütsel sıkıntılar kendisine duyulan sempati ve gösterilen hoşgörü nedeniyle geniş yankı bulmaz ve daha ziyade örtbas edilirken 2024 yılında ”Malu” nun ciddi sağlık sorunları nedeni ile görevi bırakmak istemesinden sonra halefi Alexander Schweitzer döneminde bu sıkıntılar daha fazla gündem işgal etmeye başlamıştır.
SPD yenilgisi basında, "SPD, bir sonraki krize yuvarlanıyor”, “SPD krizi daha da derinleşiyor”, “SPD'nin seçim hezimeti” gibi başlıklarla yansıtılmış, “çaresizlik” ve “şaşkınlık” vurguları yapılmıştır. Yenilginin sebebinin kişisel yetersizliklerden ziyade partinin, federal düzeyde olduğu gibi, yerel düzeyde de inandırıcı bir vizyon ortaya koyamamasına ve politika üretememesine bağlanmaktadır.
Aynı tarihte Bavyera’da yapılan yerel seçimlerde de, 73 yıldır Münih Büyükşehir Belediye Başkanlığını elinde bulunduran SPD’nin, bu kez başkanlığı ciddi bir fark ile, farklı cinsel tercihlerini alenen sergileyen 35 yaşındaki genç bir Yeşiller adayına kaptırması bu tabloyu tamamlayan ilginç bir tesadüf olarak kayda geçmiştir.
AfD güçlenmeye devam etti
AfD'nin Rheinland-Pfalz eyalet parlamentosu seçimlerinde oylarını %8.3’ den % 11.2 artışla %19,5'e yükselmesi, batı eyaletlerinde kaydedilen en yüksek oranlardan biri olmuştur. Bu yükseliş, genel olarak Almanya'da görülen AfD’ye yönelimin bir devamı olarak görülmelidir. Gerek federal, gerek eyaletler düzeyinde göçmenlik, düzensiz göç, entegrasyon sorunları, suç ve terör korkularını merkeze alan partinin politikasının seçmende karşılık bulmaya devam ettiği anlaşılmaktadır.
Yerel sorunlar konusunda da AfD’nin rüzgar enerjisi karşıtlığının, rüzgar enerjisi teşviklerini kaldırma ve yerine gelişmiş nükleer enerji teknolojilerinden yararlanma vaatlerinin özellikle kırsal kesimde destek gördüğü anlaşılmıştır. Seçim sonrası analizler ve çıkış anketlerine dayalı değerlendirmeler birçok yerel seçmenin rüzgar türbinlerinin görüntü bozukluğu yarattığını, doğal güzelliklere ve dolayısı ile turizme zarar verdiğini, ayrıca gayrimenkul değerlerini düşürdüğünü ve bu nedenle, özellikle ormanlık alanlarda öngörülen projelere büyük tepki gösterdiğini göstermiştir.
Seçim çıkış anketleri ayrıca, AfD’nin özellikle işçi sınıfı ve mavi yakalı seçmenlerden rağbet görmüş olduğu gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Buna göre işçilerin yaklaşık %37-39'u AfD'ye oy verdiği, önceden SPD'nin "çekirdek" tabanı olan bu grubun, artık AfD'ye kaydığı yorumları yapılmaktadır. Diğer yandan,18-24 yaş grubundan da AfD %21 civarında oy alabilmiştir.
ABD-İsrail ikilisinin İran’a yönelik saldırıları seçimleri kayda değer ölçüde etkilememiştir. Ancak, savaşın uzaması yarattığı ve yaratacağı yan etkilerin artması anlamına gelecektir. Enerji darboğazı ve petrol fiyat artışları, güvenlik endişeleri, dış ilişkiler konusundaki farklı yaklaşımlar gibi konuların Alman iç politikasında ve sonbahar aylarında doğu eyaletlerinde yapılacak seçimlerde daha yoğun tartışılması beklenmelidir. Alman devlet televizyonu ARD tarafından yapılan bir ankete göre halkın %58’inin bu savaşa karşı olduğu görülmüştür.
Sonbahar aylarında doğu eyaletlerinde yapılacak seçimlerin siyasi dengeleri ne ölçüde değiştireceği merak konusudur. Bekleyip hep birlikte göreceğiz.
