Orta çağ tarihinde vergi meseleleri ve piskoposların atanması dolayısıyla Papalar ve Krallar arasında anlaşmazlıklar çıkmıştır. Bunların içinde üç örnek hatırlanır:
1- Alman İmparatoru IV. Henry ile Papa VII. Gregory
Kutsal Roma İmparatoru seçilen IV.Henry’nin babası III.Henry Papalık seçimlerinde etkili olmuş otoriter bir hükümdardı. IV Henry kendisi göreve gelince Piskopos seçiminden dolayı Papa ile anlaşmazlığa düştü. Kendisinin baskın çıkacağını düşünerek gerilimi arttırdı. Yalnız Papa da çok etkili bir kişiydi ve Gregorien reformlar denilen yenilikler yapıyor, papazların evlenmesini yasaklıyor vergi düzenlemeleri.
Bu tartışmaların sonunda Papa İmparatoru ve kendisine destek veren diğer Alman prensleri aforoz ile tehdit etti. Bu durumda Electoral Prenslerin oylarıyla Kutsal Roma imparatorluğuna seçilen Henry durumunu tehlikede görerek ordusuyla birlikte İtalya'ya doğru hareket etti.
Normalde kış günü ne bir sefere çıkılır ne de seyahate çıkılırdı, hele de Alpleri aşmak hiç düşünülmezdi. Papa kendisini tehlikede görerek Roma’dan ayrıldı. Toskana Düşesi Matilda’nın Conassa’daki Şatosuna çekildi. (Her ne kadar papazlara evlenmeyi yasaklamış olsa da kendisi bu düşesle yakın bir arkadaşlığı vardı.)
Çok zengin olan, Toscana’ da büyük topraklara hükmeden, kendisinin de ordusu bulunan Matilda, Papa’yı koruyacaktı. Çok geçmeden İmparatorun saldırı maksadıyla değil, af dilemek için geldiği anlaşıldı. İmparator çıplak ayak ve keçe gömlekle geliyordu.
1076 yılı Noel’inden evvel Canossa kalesinin kapısına kafile vardı. Bu yüksek tepeye kayalık araziye yapılmış kaleye ulaşmak da zordu. Karda kışta o zorlu yolculuktan sonra kapıya gelen kral, kraliçe ve kafilesi üç gün aç susuz bekletildi içeri alınmadı. Söylendiğine göre Alman Kralı bu süreyi oruç tutarak geçirdi.
Papa zor durumda kalmıştı. Dini görevi nedeniyle tövbe edeni, af dileyeni, yoldan geleni kabul etmek zorundaydı. Üç gün beklettikten sonra Kral’a kapısını açtı, barış işareti olarak öperek kabul etti.
Road to Canossa:
Kanosa Yolu olarak tarihe geçen bu olay imparatorun Papa tarafından aşağılanması olarak algılanmış sonra gelen kuşaklarda zaman zaman bu duruma düşmeyeceğiz anlamında “Kanossa’ya gitmeyeceğiz” cümlesi kurulmuş.
Kimine göre ise bu imparator için içinden çıkılmaz duruma getirdiği kurnaz bir çözümdü.
2- İngiltere Kralı II. Henry ve Canterbury Başpiskoposu Thomas Becket
İngiliz Kralı Henry en yakın arkadaşı olan Thomas Becket’i önce Chancellor-Başbakan olarak atar, daha sonra Baş Piskoposluk makamı boşalınca kendisine Papalığa karşı destek olması amacıyla Canterbury Başpiskoposluğu'na getirir. Ama Becket dini siyasete tercih ediyorum diyerek, Papa’dan yana tavır alınca Kral tarafından birkaç şovalye gönderilerek öldürülür. (1170)
Bu cinayet kralın prestijini düşürüp hem halk hem soylular nezdinde başına bela olunca Becket’i kendisinin öldürtmediğini, oraya giden şovalyelerin kendisini yanlış anladığını söyleyerek din adamlarından af diler. Canterbury’ye sırtında tövbe edenlerin giydiği ve cilde zarar veren sert bir keçeden yapılmış bir gömlek ayağı çıplak olarak gider tövbe eder ve papazlardan kendisini ceza olarak kırbaçlamalarını ister. Böylece cinayet suçundan af edilecek ve Kilise ile arasını düzeltecektir.
3 - Fransa Kralı IV. Philip ve Papa VIII. Boniface
İkisi de inatçı ve “dediğim dedik” olan Papa ve Kral, kilise vergileri yüzünden çatıştılar. Fransa ve İngiltere arasındaki savaşların finanse edilmesi için her iki kral da kendi memleketlerinde toplanan kilise vergilerine el koymak istiyorlardı.
Bu arada bir papazın bir suçtan ötürü cezalandırılması da söz konusuydu. Philip papazı kendi yargılamak isterken Papa kilise mensuplarının ancak kilise mahkemesi tarafından yargılanabileceğini söylüyor papazın Roma’ya gönderilmesini istiyordu. Avrupa’nın o günkü karmaşık siyasi ortamında inatlaşmalar sürdü. Papa iki bildiri yayınladı:
Birisi Auscolta Fili-Dinle Oğlum, diğeri Unam Sanctum- Tek Kutsal.
Bu bildirilerle Papalık otoritesinin krallık otoritesinden yüksek olduğu ve Kralların Papa’yı dinlemesi gerektiğini anlatıyordu.
Kral ise “kılıç benim elimde, ben kendi toprağımda kimseden emir alacak değilim” diyor, bu bildirileri yırtıp ateşe atıyordu.
Kral kendi otoritesinin direkt olarak tanrıdan geldiğini savunurken Papa da Aziz Peter’in halefi olarak kendisinin doğrudan Hazreti İsa’yı temsil ettiğini söylüyordu.
Papalık avukatları Güneş ve Ay örneğini veriyor, Papa’nın Güneşi temsil ettiğini, Kral’ın ise Ay gibi ışığını Güneş’ten aldığını söylüyorlardı.
Paris Üniversitesi hukukçuları ve din alimleri ise Kralı haklı çıkarmaya çalışıyordu.
Sonunda Kral’ın sabrı taştı. Papa’nın evine Roma yakınlarındaki Anagni’ye asker göndererek Papa’yı kaçırmak istedi.
Papa’yı kaçırmaya muvaffak olamadılar ama üç gün boyunca eziyet ettiler. Papa kendi taraftarlarınca kurtarıldı ama maruz kaldığı muamele yüzünden bir ay içinde vefat etti. (1303)
Sonra gelen Papa da 8 ay dayanabildi o da zehirlenerek öldürüldü.
Bir sonraki Papa Clemence ise Franssız’dı ve Kral ile iyi geçinmeye çalışıyordu. Papalık tacını Lyon’da girdi. Papalık merkezini Roma’dan Fransa'nın Avignon kentine götürdü. Bugün Avignon’da Papa sarayı halen görülebiliyor.
AVIGNON PAPALIĞI
1309-1377 yılları arasında görev yapan Papalar Roma’ya gitmeden Avignon da yaşadılar.
Avignon Papalığı denen bu dönem Siyasetin dine karşı üstünlüğü anlamına geliyordu. O dönemde Papa aynı zamanda Papalık devletinin de Başkanı olduğu için sadece dini değil aynı zamanda siyasi bir lider görevini de yapıyordu. Bu anlamda Avrupa siyasetinde etkiliydi.
Bu dönemleri yaşamış olan İtalyan şair Dante, Monarşi adını verdiği eserinde “iki güneş” benzetmesi yaparak aslında ikisinin de eşit durumda olduğu ve kendi alanlarında kalmaları gerektiğini söyledi.
Papa’nın Roma’dan ayrılmış olması Italyanlarca büyük üzüntüyle karşılandı.
PAPA VE TRUMP
Gelelim günümüze,
Papa savaşa karşı ve Trump ve çevresinin lüzumsuz yere İran’a savaş açmasından, bu savaş için dini bir söylem kullanmasından rahatsız. Bu konuda verdiği demeçler ve yaptığı sosyal medya paylaşımları Trump’ı fazlasıyla huzursuz etti.
Ocak ayında İran saldırıs başlamadan Vatikan temsilcisi Pentagon’a çağrılıp Amerika'nın çok güçlü olduğu istediğini yapabileceği, Papa’nın bu işlere karışmaması gerektiği söylenerek Avignon Papalığı hatırlatılmış.
Papa XIV. Leo, Trump’tan korkmadığını ve Barış söylemine devam edeceğini açıkladı.
Hem Gazze soykırımı hem de İran savaşı dolayısıyla dünya kamuoyunun tepkisini çeken ABD-İsrail ikilisi gittikçe güç kaybetmeye devam ediyor. Dört milyar müslümanı karşılarına aldıkları gibi dünyada en büyük Hristiyan grup olan 1.4 milyar Katolik topluluğunu Papa’ya hakaret ederek kendilerine düşman ettiler.
Bunun neticesi ABD yarı dönem seçimlerinde kendisini gösterecek.
Hem Trump’ın hem de Peter Hegset’in devlet adamına yakışmayacak paylaşımları kullandıkları dil kendi taraftarlarını da rahatsız etti.
Peter Hegset Arapça Kafir, Latince Dieu Veut yazan dövmelerini sergiliyor. Hem kimliğini hem de ortaçağdaki Haçlı Seferi çağrısını tekrarlayarak niyetini açıklıyor. (Dieu Veut- Tanrı istedi anlamına gelen ifade Papa Urban'ın haçlı seferi çağrısı sonrası halkın attığı bir slogan olmuş)
Katolik karşıtı bir tavır alarak Pentagon’daki Paskalya kutlamalarına sadece protestanları davet etti.
Trump ise gene Paskalya dönemi yaptığı küfürlü paylaşımlarla bütün Hristiyanların tepkisini çektiği gibi en son olarak kendisini Hazreti İsa olarak gösteren bir yapay zekâ paylaşımı yaptı, gelen tepki üzerine ben hastaları iyileştiren Hazreti İsa değil bir doktor olarak bu paylaşımı yapmıştım diyerek resmi sildi.
Hristiyanlık da bu dine yapılmış bir küfür olarak görülüyor ve bazılarınca akıl hastası olduğu söyleniyor.
Papa geri adım atmadı din adamı olarak vazifesinin dini tebliğ etmek ve barışı savunmak olduğunu söyledi. Matta İncil’inden “Blessed are the peacemakers for they will be called Children of God- Barış yapanlar kutsanmıştır onlar Tanrı’nın çocukları olarak anılacaktır” ifadesini tekrarladı.
Biz de Bakara suresi 208. Ayeti hatırlayalım:
“Ey iman edenler! Hep birden barışa girin. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin; çünkü o, apaçık düşmanınızdır.”
Bir de “firavunun” hikâyenin sonunda boğulduğunu...
(Firavun’da “Ben sizin en yüce Rabb’ inizim” diyordu.)
