Bugünlerde en çok duyduğumuz sözlerden biri “No one is above the law”
Hiç kimse kanunun üstünde değildir.
Bu prensibi Batı dünyasında ilk kez olarak Magna Carta’da görüyoruz.
Kral John kötü yönetimiyle tanınıyordu, vergileri canının istediği gibi arttırmış. Herkesin elindeki avucundakini kendi hazinesine almaya calışmış, savaşlarda başarısız olmuş ve kendisine rakip gördüğü yeğen Arthur’u öldürmüştü. Bu arada kuvvetli baronların eşleri ve kızlarına karşı uygunsuz davranışları oluyordu. Daha evvelki kralların da çapkınlıkları olmuştu ama John kadar pervasız ve herkesin ayıpladığı biri olmamıştı.
En sonunda Baronlar, Kral’ın yetkilerini sınırlayarak anlaşmaya mecbur bıraktılar.
Windsor Kalesi yakınlarındaki Runnymede’de 15 Hazıran 2015’te Büyük Anlaşma manasındaki Magna Carta yazılıp, mühürlendi. Bazen alışkanlıkla imzalandı diyoruz ama o devirde henüz imza adeti yoktu anlaşmalar fermanlar kralın mührü ile mühürleniyordu.
İngilizce ’de bu anlaşmaya Great Charter da deniyor. O dönemlerde bir de hazine arazileriyle ilgili olarak Forest Charter adında bir düzenleme yapılmış. Forest-Orman arazisi denen yerde kralın hakkı vardı. Bu arazi tamamen ağaçlık değildi kralın üzerinde hak iddia ettiği toprakları ifade ediyordu. Ormandan kışlık odun için, ocakta yemek pişirmek için, masa sandalye yapmak herhangi bir inşaat işinde kullanmak için köylülere odun gerektiğinde bu ağacı Kralın ormanından keserlerse ödeme yapmaları gerekiyordu.
Bunun dışında avlanmak, ırmaktan balık tutmak, ormandaki mantar, böğürtlen vb besinlerden yararlanmak, meralarda koyun otlatmak izne tabii idi. Bütün bunlar halkı bıktırmıştı. Bu konuda da düzenleme yapıldı. Magna Carta daha çok asilleri ilgilendiriyordu ama Forest Charter halkın haklarını koruyordu.
Magna Carta koyun derisi üzerine Latince olarak yazıldı, ellerindeki deri parçası üzerine sığdırmak için karınca duası gibi dip dibe ve Orta çağ Latincesine özgü kısaltmalarla yazılmıştı. Onun için bugün ancak uzmanlar tarafından okunabiliyor.
Artık Kral keyfi olarak “Vurun Kellesini” diyemeyecek, yargısız infaz olmayacaktı. Yargılanma hakkı tanınacak, kendi eşitleri tarafından yargılanmadıkça mahkum edilmeyecekti. Jüri usulü zaten vardı bu sistem geliştirildi.
DUL KADINLARIN EVLENDİRİLMESİ
Daha evvel dul kadınlar, kralın emriyle evlendiriliyordu. Asil ailelere mensup bir kadın kocası öldüğünde ilk defa olarak malını kendi idare etmek hakkına sahip oluyordu. Ancak o zamanki düşünceye göre “kadın kendi idare edemez, evlensin yeni eşi idare etsin” deniyordu.
Esas mesele, bu zengin kadınlarla evlenmek isteyen çoktu ve kral bu işle bizzat ilgilenerek kadını kendi seçtiği kişiyle evlendirmek istiyordu. Hem evlendireceği adamdan para alıyor hem de kadının parasının nasıl birine gittiğini kontrol edebiliyordu. Kendisine muhalif birinin bu zengin kadınlarla evlenip çok para sahibi olmasını istemiyordu. Bazen de Normandiyadaki tanıdıklarıyla evlendiriyordu.
Tüccar sınıfta toplumda giderek daha önemli bir yer kazanıyordu. Bu tüccarlardan bazıları da asil kadınlarla evlenip diğer asiller arasına girmek istiyorlardı. Ama öyle biriyle asil kadınlar evlenmek istemiyor unvanı olmayan biriyle evlenirlerse statü kaybına uğrayacaklarını düşünüyorlardı. Kral buna da aldırmayıp işine gelirse bu hanımları tüccarlarla da evlendiriyordu.
Magna Carta ile buna da son verildi. Artık asil dul hanımlar rızaları hilafına evlendirilemeyeceklerdi.
VERGİLER
Kral artık Baronlarla anlaşmadan keyfi vergi koyamıyacaktı. Bu sonradan “No tax without representation-temsilsiz vergi olmaz” sisteminin başlangıcı oldu.
İngiliz Parlamenter sistemindeki Lordlar Kamerasının temeli 1265 de atılmıştı. Ancak bu Magna Carta ile bunun nüvesi oluştu. Baronlar bir çeşit danışma meclisi görevi görmeye başladılar. Artık kral tek başına karar veremeyecekti.
ANLAŞMANIN İPTALİ
Kral’ın Magna Carta’yı uygulamaya niyeti yoktu. Bu sebeple daha evvelden arasının açık olduğu Papa İnnocent’a müracat etti. Papa ilk defa böyle bir anlaşmayla karşılaşıyordu. Kral’ın yetkilerinin tanrı tarafından verildiğine ve sınırlanamayacağına inandığı için bu anlaşmayı duyunca şoke oldu ve iptal etti.
FRANSIZ PRENSİ LOUİS’NİN DAVET EDİLMESİ
Bu gelişme üzerine Baronlar (Derebeyleri)krala biat etmeyerek, ayaklandılar. Birinci Baronlar Savaşı çıktı. Kralı istemedikleri için Fransa Kralı Philip’İn oğlu Prens Louis’yi İngiltere Kralı olması için davet ettiler.
Bu John’a karşı büyük bir darbe oldu. Zaten Fransa’daki topraklarını kaybetmişti. Şimdi artık İngiltere’deki Hükümranlığı da tehlikeye girmişti.
Kral, Papa ile arasını düzeltmek için bugünkü tabirle “dükkân senin” dedi. Sembolik olarak kendi topraklarını Papalığa vererek kendisi Papa’nın vasalı oldu. Bu şekilde araları düzeldi.
Bu savaş hali devam ederken 1216 yılında Kral John öldü, oğlu Henry daha 9 yaşında olmasına rağmen Kral ilan edildi. Baronlar Magna Carta’nın yeniden yürürlüğe konması koşuluyla Fransa Prensi Louis’den vazgeçip, yeni Kral Henry’yi tanımaya kabul ettiler.
BARONLARIN ZAFERİ
Baronlar bu mücadeleden galip çıkmışlardı. Latince yazılan anlaşma hemen İngilizceye çevrilip her yere dağıtıldı. Kısa zamanda ülkedeki herkesin haberi oldu.
Magna Carta Batı dünyasında ilk anayasal belge olarak önemini koruyor. O devirde derebeylik sistemi ve toprağa bağlı kölelik vardı, herkes özgür değildi, kadınların hakları sınırlıydı ama bu demokratik yönetim konusunda bir adım olmuştu.
WİLLİAM MARSHALL
O zamanın önemli devlet adamlarından olan William Marshall Fransa Prensi Louis taraftarlarını Lincoln Savaşında yenip, Üçüncü Henry’nin vasisi olarak devleti idare etti Plantagenet Hanedanının görevde kalmasını sağladı ve 1217 yılında yenilenen Magna Carta tekrar yürürlüğe girdi.
Kral John dönemi ve zorbalık bitmişti. John İngiltere’nin en kötü kralı sayıldığı için bir daha bu isimde bir kral tahta geçmedi. Bu isim kraliyet ailesinde kullanılmaz oldu.
Günümüzde eski prens Andrew’un yaptığı rezaletler nedeniyle, sanırım bundan sonra Kraliyet ailesi Andrew isminden de uzak duracak.
Geçtiğimiz perşembe günü Andrew’un ikametgahından alınıp sorguya götürülmesi, eski ve yeni ikametgahlarında arama yapılması, kendisi hakkında tam dokuz soruşturma açılması “Kimse hukukun üstünde değildir” sözünü bir kez daha doğruladı ama kanaatimce çok geç kalındı. Bütün bu rezaletlerden sonra kraliyetin geleceği tehlikeye girdi.
