16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman, Fransa Kralı 1.François, Alman İmparatoru 5.Charles ve dinde Reformasyon hareketini başlatan Protestanlığın kurucusu Martin Luther ile aynı dönemde yaşamış olan Jacque Cartier, Fransız Kralının emriyle Kanada’ya üç sefer yapmıştı.
Kanada’ya, Kanada ismini o vermiş oldu. Yerlilerin köy anlamına gelen Kanata kelimesini bugün Quebec eyaletinin başkenti olan Quebec şehrine geldiği zaman duymuş ve bu ismi o bölge için kullanmıştı.
St. Lawrence ırmağını bu ırmağın okyanusa döküldüğü körfezi o civardaki adaları bugünkü Québec ve Montreal şehirlerini keşfetmişti.
Onun Kanada’ya geldiği zaman İspanyollar Karayip Adaları, Meksika ve Orta Amerika ülkelerine yerleşmişler ve bir sonraki adım olarak Peru’yu feth etmeye başlamışlardı.
İlk seyahat 1534 yılında oldu. Cartier’in görevi Çin’e giden bir yol bulmak ve altın gümüş değerli taşlar bulup Fransa’ya getirmekti. O kendisini “Asya’da bir yere geldim” zannediyordu. Eğer yerleşme imkanı bulabilirse gittiği yerleri Fransa adına alıp, orada bir koloni oluşturacaktı.
Nisan ayında yola çıkmış 20 günde Kanada kıyılarına varmıştı. Temmuz'da Fransa adına bir tepeye haç dikmiş, Eylül ayında ise Şef Donnacona’nın çocuklarını alıp Fransa’ya götürmüştü.
İkinci yolculuk 1535 te oldu. Toplam 14 ay sürdü. 2 Ekim’de Montreal’e vardı, bugün onun adaya ayak bastığı yerde Jacque Cartier köprüsü bulunmakta.
St Lawrence ırmağından ilerlerse Çin’e varacağını zannediyordu. Irmakta çok akıntılı bir yere gelip de oradan ilerleyemeyince o bölgeye Lachine adını vermişti.
(Biz Montreal’de yaşarken evimiz Dorval’deydi. Trenle şehir merkezine gitmek 20 dakika sürüyordu. Duraklardan biri Lachine durağıydı. (1990 ile 1996 arasında orada yaşamıştık, şimdi Calgary’de yaşıyoruz) Ben Montréal’i çok sevmiştim,burası da güzel ama Montréal’den ayrılmak benim için “gurbet içinde gurbet” olmuştu.)
Montreal de kışın rutubetli bir soğuk yazın rutubetli bir sıcak olur. Her yer yazın yemyeşil kışın bembeyazdır. Çok kar yağar. Kar ağır, olur küremesi zordur. Rüzgar eserse iliklerinize kadar donduğunuzu hissedersiniz.
Cartier ile beraber gelen Fransızlar çok zorluk çektiler. Kış bastırmadan avlandılar, balık tuttular av etlerini ve balıkları tuzlayıp sakladılar. Hava soğuyunca ırmak dondu gemileri buzun içinde kaldı. Kanada’da geçirecekleri ilk kış 1535-36 kışı oldu. Bu zorlu kışta hastalık açlık ve soğuktan ölenler oldu.
Bahar gelince dönüş hazırlığı yapıldı. Mayıs ayında yola çıkarken, kendilerine iyilik yapan yerlilere teşekkür edeceklerine şefleri Donnaconna ve sekiz kişiyi kaçırarak Fransa’ya götürmeye karar verdiler. Ani bir hareketle bu kişiler kaçırıldı. Cartier’in niyeti, krala anlattıklarını doğrulamak için şefi yanında götürmekti. Güya şef, krala “Kanada’nın güzelliklerini, kralı olduğu Saguenay Krallığını ve orada bulunan altın gümüş çeşitli kıymetli taşları” anlatacaktı. Böylece kral da Kanada’ya yapılacak yeni seferleri finanse edecekti.
O sıralarda Fransa İspanya ile savaş halindeydi. Kral’ın tekrar sefer emri vermesi 1540 yılını buldu. Bu arada Şef Donnaconda ve onunla birlikte gelen yerliler ölmüş sadece bir kadın sağ kalmıştı.
Cartier anlattıklarıyla kralı etkilemişti, ona “Captain General” unvanı verildi. Ancak bir kaç ay sonra kral, bir arkadaşını Kanada’ya “genel vali” tayin etmeye karar verdi. Roberval isimli bu asilzadenin Kanada’ya vali olarak gitmesi söz konusu olunca Cartier ikinci adam durumuna düştü.
Cartier önden gidecek, Roberval arkadan askeri hazırlıkları yaptıktan sonra gelecekti. Şimdiki vazifeleri hayallerindeki Saguenay krallığını fethedip orada bir Fransız sömürgesi kurmaktı.
Stacona’ya (şimdiki Quebec şehri) geldiklerinde yerlilere şefleri Donnacona’nın öldüğünü söylemek zorunda kaldılar. Ancak diğerlerinin ölümlerini gizlediler. “Onlar Fransa’da kont oldu, çok zenginler hayatlarından memnunlar. Geri dönmek istemiyorlar” dediler.
Bu yanlış tutum Fransızların bu kıtadaki tek yardımcıları olan yerlileri kendilerinden uzaklaştırdı. Artık yerliler onlara güvenmiyor, uzak duruyor, yiyecek getirmiyor ve etraflarında şüpheli bir şekilde dolaşıyorlardı.
Stacona’nın biraz uzağında şimdi Charlesbourg Royal denilen yerde bir kale yaptılar oraya yerleştiler beş gemiyle gelmişlerdi. Bu sefer için Fransa’da hapishaneler boşaltılmış, suçlular, serseriler, boşta gezenler, tehlikeli görünen kişiler toplanıp Kanada’ya yollanmıştı. Sömürgeleşmek için işgücü ve nüfus gerekiyordu.
Gemide getirdikleri hayvanları saldılar, artık tarım ve hayvancılıkla uğraşacaklardı. Ekim yapmaya başladılar.
Altın zannederek pirit buldular (iron pyrite) buna “aptal altını” anlamında fool’s gold deniliyor. Bunun gibi elmas zannıyla bazı kristaller buldular. Cartier’in zengin olma hayalleri gerçekleşiyordu!
Bugün Ottawa’nın bulunduğu yere de gitmek istediler ama ırmak koşulları el vermedi.
Charlesbourg Royal’de yaptıkları kaleye döndüklerinde durum pek iyi değildi. Onlar yokken yerliler saldırıp 35 kişiyi öldürmüştü.
Cartier artık bulduğu altın ve elmaslarla geri dönmek istiyordu.
Kendisinden sonra yola çıkan Roberval’in yolculuğu da maceralı olmuştu. Roberval’in ailesi de kendisiyle beraber geliyordu. Marguerit adında genç güzel bir yeğeni vardı. Marguerite yakışıklı bir denizciye aşık oldu. Gençler gizlice görüşüyordu. Ancak amca durumu haber alınca küplere bindi. Zavallı kızı ıssız bir adaya yanında bir kadın yardımcıyla birlikte bıraktı ceza olarak. Denizciyi ise gemide tuttu. Kendisiyle birlikte götürecekti. Ancak genç aşık gemiden atlayıp yüzerek adaya Margueriet’in yanına vardı.
Kısa bir süre mutlu yaşadılar Marguerit hamile kaldı ama daha bebek doğmadan sevgilisi hastalanıp öldü. İki kadın bir bebekle adada yalnız kaldılar. Bir süre sonra bebek de yardımcısı da öldü. Ama Marguerit kuvvetli çıktı. Avlanmayı ve hayatta kalmayı başardı. Bir kaç sene sonra tesadüfen Basklara ait bir gemi gelip onu kurtardı ve genç kadın Fransa’ya dönebildi. Bu hikaye Avrupa’da senelerce anlatıldı.
Roberval buluşma noktasına vardığında Cartier artık dönüş hazırlıkları yapmıştı bile. Roberval’in “burada kal” emrini dinlemeyip gece karanlığında yola çıktı.
Roberval, Fransızların yaptığı kaleye yerleşti. Ancak 1543 de bu yerleşim yeri dağıldı. Soğuk hava, yerlilerle yaşanan sorunlar ve hastalıklarla boğuşan Fransızlar artık o hayatı sürdüremedi.
Fransızların Kanada macerasına bir sonraki kral 4. Henry’nin tahta çıkmasına kadar ara verilecekti.
Cartier zengin olma hayaline kavuşamadı ama hayatını doğduğu şehir olan St. Malo’da devam ettirdi. İyi bir denizciydi daha önce Portekizlilerle de çalışmıştı. Portekizce biliyordu. Tercümanlık yaptı. 1557 yılında bir salgın hastalıktan dolayı öldü.
Fransa’ya getirdiği elmaslar sahte çıkınca Fransız dili yeni bir deyim kazanmış oldu:
Faux comme les diamants du Canada- Kanada elması gibi sahte...
Not: Roberval’ in adı bugün Quebec eyaletinde bir şehir adı olarak yaşıyor.
