Bugün Venedik’te San Marco kilisesinde sergilenen ve ismine San Marco Atları denen at heykelleri aslında Sakız adasında Yunan klasik sanatının zirvesinde 2. veya 3. yüzyılda yapılmış, (quadriga- dört atın çektiği araba)bu arabayı çeken dört at heykelidir. (Bugün sadece atlar var, arabadan eser kalmamış)
KONSTANTİN DEVRİ
Konstantin zamanında Istanbul’da at yarışlarının yapıldığı hipodrom inşa edilmiş, kapısının üzerine de bu heykeller yerleştirilmiş. Hippo “at”, droma “yol” anlamına geliyor. Mavilerle Yeşiller arasındaki meşhur araba yarışları burada yapılırmış.
Bugün gördüğümüz Dikili Taş,Mısır’dan, Yılanlı Sütun’da Delphi, Apollo Tapınağı’ndan Konstantin’in emriyle getirilmiş. (Zamanında yapılma sebebi Yunanlıların Perslere karşı kazandığı zaferi kutlamakmış.)
Orta kısımda başka heykellerde varmış. İnternette meydanın eski halini gösteren bilgisayarla yapılan görseller var. Keşke böyle resimler konsa da, Sultanahmet Meydanı’nı gezenler eski halini o resimlere bakarak zihinlerinde canlandırsa.
DÖRDÜNCÜ HAÇLI SEFERİ
Daha evvelki yazılarımda Haçlı Seferlerinden bahsetmiştim. İlk ikisinde Haçlılar karayoluyla gelerek Anadolu’dan geçmiş ve Türklerin mukavemetiyle karşılaşmıştı. Üçüncüde deniz yolunu tercih ettiler. Sicilya, Yunan Adaları, Kıbrıs güzergahını takiben Filistin’e ulaştılar.
Dördüncüsünde Papa sefer çağrısı yapınca, hem daha önceki seferlerden hem de Avrupa’da kendi aralarındaki savaşlardan yorgun düştükleri için fazla heveslisi çıkmadı. Ayrıca ne paraları ne de gemileri vardı.
Bu işe niyetlenenler önce Cenevizlilere başvurdular ama onlar ilgilenmedi.
Zamanın en zengin şehir devletlerinden olan aynı zamanda bütük bir tersaneye sahip olan Venedik’e başvurduklarında Venedik onlar için gemi inşa etmeyi kabul etti. Aslında bir daha savaş olmasın diye Mısır Sultanı El Kamil, Venediklilerle ticaret anlaşması yapmış, bu anlaşma iki taraf için de kârlı olmuştu. Ama Venedikliler sözlerini tutmadılar.
Haçlı liderleri ödeme zamanı gelince borçlarını ödeyemediler, tahmin ettikleri kadar asker de toplayamamışlardı.Venedik Dükü (Doge deniyor İtalyanca’da) Enrico Dandolo, Haçlı seferine gitmek isteyen soylulara bir teklifte bulundu: Onları Kudüs’e bu yaptıkları gemilerle götürecekti ama buna karşılık kendi rakipleri olan Zara şehrini Venedik hesabına işgal edeceklerdi. Bugünkü ismi Zadar olan ve Hırvatistan’da bulunan bu şehrin halkı kendileri gibi Katolik’ti. Üstelik o sırada Macaristan’a bağlıydı ve Macar Kralı da Papa’nın yakınıydı.
Bu istek Haçlılar arasında şaşkınlık yarattı. “Biz din için yola çıktık, nasıl başka Katolik şehre saldırırız?” dediler. Enrico “başka çare yok, madem para veremiyorsunuz dediğimizi yapacaksınız” dedi. Bu saldırıyı haber alan Zaralılar şehri Haçlı bayrakları ile donattılar. “Biz de sizdeniz yapmayın, din kardeşiyiz” falan da deseler, işgale uğradılar. (1202)
Haber Papa’ya ulaşınca, çok sinirlendi, bu saldırıya katılanları aforoz etti, bununla da kalmadı bütün bu sefer için interdict denilen uygulamayı yürürlüğe koydu. (Bazı şehirlere bu yasaklama getirildiğinde kilise o bölgede görev yapmıyor, ayin yapılmıyor, günah çıkarılmıyor, nikah kıyılmıyor, cenaze merasimi yapılmıyordu. Yani çok ağır bir yaptırımdı. Bu büyük bir moral bozukluğuna yol açtı. Araya girenler oldu. Papa ikna edildi, aforoz kaldırıldı ve “yollarına devam etmeleri” için izin çıktı.
Yunanistan’ı geçince, güneye, Kıbrıs’a doğru gitmek gerekirken, Enrico Constantinopol’e gitme emri verdi. Hesapta olmayan bir şey, bu ikinci bir şaşkınlık oldu. Gene itirazlar yapıldı. Enrico “gemiler benim, orada görülecek hesabımız var önce Constantinopol’e gideceğiz” dedi.
Doğu Roma’da Isaac Angeleos tahttan indirilmiş, yerine başkası imparator olmuştu. Isaac’ın oğlu Alexios’da babasının tekrar tahta geçmesi için Venediklilerden yardım istemiş, karşılığında, Haçlılara yardım sözü vermişti.
Enrico’nun Istanbul’a gitmek istemesinin tek sebebi bu değildi. Önceki yıllarda Italyanlar Pera bölgesine yerleşmiş, sayıları altmış bini bulmuş, Bizanslılarla ticaret anlaşmaları yapmışlardı. Yalnız Italya’nın çeşitli şehir devletlerinden gelmiş olan bu tüccarların kendi aralarında rekabet vardı. Hem birbirleriyle kavga ediyorlardı, hem de Bizanslılarla araları açılmıştı. Halkta İtalyanlara karşı bir nefret oluşmuştu.
1182 de, tarihe “Latin Katliamı” diye geçen olaylar oldu. Istanbul’da çok sayıda İtalyan öldürüldü, malları yağmalandı bir kısmı da Selçuklulara köle olarak satıldı. Bu olaydan dolayı, iki tarafında birbirine nefreti büyümüştü. Enrico bu katliamın intikamını almak istiyordu. “Fırsat bu fırsat” diye gitti.
1203 de Haçlı Ordusu, Istanbul’u kuşattı ve Alexios’u tahta geçirmeyi başardı. Ama halk onu istemiyordu.Ayaklanma çıktı. Bu sefer haçlılar şehre kendileri hakim oldular ve tam 57 yıl sürecek olan Latin İmparatorluğu’nu kurdular. Bizanslılar İznik’e çekildi. Bir kısmı da Trabzon İmparatorluğu’nu kurdu. Her üç hükümdar da kendisine “Roma İmparatoru”diyordu.
Latin istilasında, şehir yağmalandı, yazının başında sözünü ettiğim at heykelleri, Enrico’nun emriyle Venedik’e gönderildi. Gemiye sığdırmak için başları kesildi. Daha sonra Venedik’te tekrar yerine takıldı, izi belli olmasın diye atların boyunlarına süs yapıldı. Venedik’teki San Marco Kilisesi’nin kapısının üzerine yerleştirildi.
Bundan başka Ayasofya yağmalanıp içindeki altın, gümüş, değerli taşlar gene aynı kiliseye gönderildi. Büyük İskender zamanında yapılmış, çok değerli Herkül heykeli bronz olduğu için eritildi, metalin değeri ne kadarsa o kadar para için yok edilmiş oldu.
Diocletian zamanında (üçüncü yüzyılda) dörtlü yönetim(tetrarchy) vardı. Bu dört imparatoru tasvir eden, imparatorları birbirlerine sarılmış olarak gösteren porfir mermerinden yapılmış değerli bir heykel de yine Venedik’e gönderildi.
NAPOLYON DEVRİ
At heykelleri Napolyon’unda gözdesiydi. 1797 yılında Italya’yı işgal edince bu atları alıp, Paris’e götürdü. Zafer Takı’nın (Arc de Triouph) üzerine koydurdu. Onun yaptırdığı komposizyonda artık atlar Barış’ı simgeleyen bir kadının arabasını çekiyorlardı.
1815’de Napolyon, Waterloo Savaşında yenilince atlar Venedik’e geri gönderilerek, San Marco Kilise’sinde eski yerlerini aldı.
GÜNÜMÜZ
1980’ lerde korunma amacıyla heykeller kilisenin içine alındı. Dışarıya replikaları kondu.
2013’de Italya’ya yaptığımız bir gezide görmek kısmet olmuştu. Kilisenin içinde dar bir merdivenle üst kata çıkılıp görülebiliyor.
Belki bizim belediyemiz de replikalarını yaptırıp sergileyebilir.
