Elif MAT ERKMEN - Araştırmacı-Yazar
Köşe Yazarı
Elif MAT ERKMEN - Araştırmacı-Yazar
 

ODYSSEUS/ DANTE / CEBEL’İ TARIK BOĞAZI / CEUTA

ODYSSEUS-HOMER Odysseus Homer’in hikayelerinde on sene Truva’da savaşmış, savaşın sonunda Truva Atı’nın şehre sokarak Truva’nın mahvına sebep olmuştur. Önce savaşa gitmek istememiş hatta gitmemek için deli rolü yapmıştır. Ithaka Kralının aslında deli olmadığını, yeni doğmuş oğlu olduğunu bilen ve bu sebeple gitmek istemediğini düşünen askeri yetkililer çocuğu kapıp sabanın önüne atmıştır. Bunun üzerine oğlunu kurtaran Odysseus’un deli olmadığı anlaşılmış, herkes gibi o da adamlarını toplayıp savaşa gitmek zorunda kalmıştır. Zeus “misafir hukukuna” saygı gösterilmesini istiyordu. Böyle olmadı Truva Prensi Paris,Sparta Kralı Meneleus’un karısı Helen’i misafir gittiği evden kaçırdı. Helen’in getirdiği çeyizi (hazinelerini)de Truva’ya götürdü. Bütün Yunanistan ayaklandı, Helen’i geri almaya geldiler. Helen’i ve bütün hazinesini… Truva zaten zengindi. İşin içinde onur meselesi mi var, yağma meselesi mi onu okuyucunun takdirine bırakalım... On senenin sonunda “hediye” atı Truva’ya soktular. İçinden askerler çıktı, şehri ele geçirip yağmaladılar, kadınları kaçırdılar. Meşhur kahramanları Aşil, Paris tarafından öldürüldü. O beğenmedikleri Paris, Aşil’i topuğundan vurdu.(Annesi onu ölümsüzlük suyuna batırırken topuğundan tutmuş. “ Herkesin bir zayıf noktası vardır” anlamında Achiles’ heel diye günümüzde de kullanılan bir deyim hala var) Şehre girince Athena’nın heykelini de kaçırdılar. Onlar da Zeus’un “misafir hukuku” kurallarını ihlal etti. Ateşkes varken “Athena’ya hediye getirdik” diyerek Truvalıları kandırdılar. Bazısı buna karşı çıksa da Savaş Tanrıçası Athena’yı kızdırmamak adına hediye kabul edildi ve “Hediye getiren Yunanlılara dikkat edin- Beware of the Greeks Bearing Gifts” özdeyişi söylenmeye başlandı. Sonra ne oldu? Yunanlıların çoğu eve dönemedi. Baş kralları Agamemnon,memleketine döndü ama onu da karısı öldürdü. (Yola çıkarken kızını kurban etmişti) Odysseus ise ancak on senede dönebildi. Çok çeşitli maceralar geldi başına. Cyclops denen (ya da Tepegöz) tek gözlü canavarın inine girip onun peynirlerini yediler sonra canavarın öfkesinden kurtulmak için ona şarap içirip bayılttılar.  Odysseus ateşte kızdırdığı mızrağını canavarın tek gözüne sokarak onu kör etti. Canavar ona ismini sorduğunda Hiçkimse anlamındaki Yunanca Outis demişti. Canavar acıyla  bağırınca diğer tepegözler gelip ne oldu diye sordular “Outis beni öldürüyor” deyince onlar “Beni hiçkimse öldürmüyor” diye anladılar. (İngilizcede “Noone is killing me” cümlesi daha açıklayıcı oluyor.) Ancak kıyıdan ayrılırken Odysseus kendi ismini söyledi “Laertes’in oğlu İthakalı Odyseus’um” dedi. Kibrine yenilmişti.” Herkesi öldürdüm seni de kör ettim” demek istedi. Yalnız bu Tepegöz, Deniz tanrısı Poseidon’un oğluymuş. Bundan sonrası gelsin fırtına, gitsin fırtına. Bu arada kadınlarla olan macerraları var, o konuya girmeyelim evde hanımı bekliyor. Neyse tam on sene oradan oraya savrulup (on senenin sekizini güzel bir kadının kölesi olarak geçirdikten sonra) memleketine vardı. Ama kendisine yapılan beddualar tutmuş, 12 gemi olarak yola çıktıktan sonra gemilerini ve adamlarını kaybedip tek başına dönmüştü. Başka adamlar karısı Penelope’yi rahatsız ediyor onunla evlenip hem Penelope’nin çeyizine hem de Ithaka krallığına sahip olmak istiyor, Penelope onları reddediyordu. Oğlu artık büyümüş bir an evvel babasının dönüşünü bekliyordu. Sonunda mutlu son oldu ailesine kavuştu. VİRGİL- AENEAS DESTANI Bu hikaye asırlarca anlatıldı, Romalı şair Virgil’e ilham oldu. Özellikle Odysseus’ un yeraltına inip Aşil’in ruhuyla karşılaşması. (Aşil “keşke kahramanlık yapacağım diye erken yaşta ölmeseydim de herkes gibi sıradan bir hayat yaşasaydım” demişti.) Çünkü yarı tanrıça olan annesinden Aşil’e böyle bir uyarı gelmişti. “Ya Kahraman olup şan şöhret sahibi olacaksın ama genç öleceksin, ya da sıradan bir hayat yaşayıp uzun ömürlü olacaksın ama öldüğünde kimse seni hatırlamayacak” demişti. “Hiç bir savaş genç yaşta ölmeye değmez.” Aşil’in ruhu bu sonuca vardı ama artık çok geçti. Virgil Truvalı Kahraman Aeneas’ın hayatını yazdı. Aeneas da aynı Odysseus gibi uzun bir yolculuktan sonra hedefe vardı. Hedef Italya, amaç Roma İmparatorluğunu kurmaktı. O da yeraltına inip ruhlarla konuştu bilgeliklerinden yararlandı, o da yolda güzel bir kadın tarafından gönüllü olarak alıkonuldu.(Kartaca Kraliçesi Dido) Sonuçta Odyseus Ithaka’ya memleketine dönerken, Aeneas Roma’ya vardı amacını gerçekleştirdi. Venüs’ün oğlu olduğu için Romalıların soyunu hem Truva’ya hem de tanrılara dayandırdı. O devirde böyle hikayeler, kuruluş destanları önemliydi. Roma İmparatorluğu kurulmuş, ilk imperator Augustus Virgil’e “kuruluş destanı” yazma görevi vermişti. DANTE ve İLAHİ KOMEDYA Dante İlahi Komedya’nın Cehennem Bölümü 26. Kantoda Ulyses’e yer Verdi. Latince’de Odyseus’a Ulysses deniliyordu. Dante burada hikayeyi değiştirdi. Ithaka’ya vardıktan sonrasını yazdı. Memleketine varınca bu maceraperest Kurnaz Odyseus ne yapmıştı? Öyle oturup denize bakmış olamazdı. “Muhakkak yelkenleri şişirip yeniden yola çıkmıştır” diye düşünen Dante ona yeni bir macera yazdı. Burada Odysseus/ Ulysses daha Batı’ya doğru yola çıkacaktı. Akdeniz’in en ucu Cebel-i Tarık Boğazına gidecekti. Antik çağda o boğaza Herkül Kayalıkları deniyordu. Bu boğazı geçip Atlantik Okyanusuna çıkacaktı. Gitti de, bir tarafta İspanya’yı, bir tarafta Fas’ı,bugünkü gazetelerde yer alan meşhur Ceuta’yı gördü.(Afrika tarafında olup da İspanya’ya ait olan ve Faslı göçmenlerin istilasına uğrayan küçük kasaba) Oradan Boğazı geçip Atlantik Okyanusuna açıldı. Bu yaptığı iş “haddi aşma” olarak görüldü. Sonra ne olduğunu Dante’den okuyalım. Dante ve rehberi Virgil Cehennem çukurunda Ulysses’e raslıyorlar. Antik devrin insanı olduğu için onlarla Virgil konuşuyor. (Çeviri bana ait) ULYSSES VE DİOMEDES Sevin Floransa, gerçekten büyüksün, İsmin yazılmış karanın ve denizin üzerine, Kanatların açılmış boydan boya, Cehennem’in her yerine... Hırsızlar kısmında beş vatandaşını gördüm, utandım, Senin için bundan büyük onur olmaz! Yalnız, rüyamda gördüm, yakında Prato, başına iş açacak. Belki de felaket başına geldi bile. Yaşlandıkça her şe daha da ağır geliyor bana. Güçlükle kayaları tırmandık. O kadar dikti ki kayalar, ellerimizi de kullanmak zorunda kaldık. Yeteneğimi “iyiyi” anlatmakta kullanmak istiyorum, Erdemin olmadığı yere gitmek istemem. Aşağıdaki çukurda pek çok alev parlıyordu Bir yaz akşamında parıldayan binlerce ateş böceği gibi. Her ateşin içinde bir günahkâr yanmaktaydı. Köprüden aşağıya baktım iyice eğilerek. Neredeyse düşüyordum. “Bu alevlerin içinde ruhlar var,” dedi rehberim. “Evet, siz söyleyince emin oldum. Bir tanesinin içinde sanki iki ruh var Eteocles ve kardeşinin ateşi gibi.”  “O ateşin içinde Ulyses ve Diomede birlikteler; Aynı öfkeyle kalktılar, aynı ateşte yanıyorlar. Truva’ya atı sokan hilebazlar bunlar, Bunların yüzünden Roma’yı kuran asillerin ataları şehri terk etmek zorunda kaldılar. Achille’in arkasından, üzüntüsünden zavallı Deidamia öldü. Palladium (Athena) heykelini çalmanın cezasını burada çekiyorlar.” “Peki, bu alevlerin içerisinden konuşabilirler mi? Çok rica etsem, onlar buraya gelinceye kadar bekleyebilir miyiz? Bekleyip önümüze gelince onlara soru soralım,” dedim.    “İsteğin yerinde, tabii konuşalım ama sen bir şey söyleme, yalnız ben konuşayım. Yunanlı oldukları için, belki senin konuşman hoşlarına gitmez.” Biraz bekleyip fırsat yakalayınca onlara seslendi: “Ben yaşarken, sizlere layık mısralar yazabildiysem eğer, Lütfen, biraz durup bizimle konuşun. Nasıl oldu da vefat ettiniz, bize anlatır mısınız?” Alevler sanki bir boynuz gibi ikiye ayrılmıştı. Boynuzun daha uzun olan kısmı zorlanarak konuşmaya başladı, Alev titriyordu: “Circe’ nin yanından ayrılabildiğim zaman -Aeneas’ın isim verdiği yerde, Gaeta Körfezi’nde bir yıl kalmıştım, Ne oğluma olan sevgim ne babama olan sorumluluğum Ne de eşim Penelope’ ye borçlu olduğum aşk buna mâni olabildi; Bu onu mutlu ederdi, biliyorum. Dünyayı görmeliydim, iyiyi kötüyü tanımalıydım, Açık denize sadece bir tek gemiyle ve bana sadık küçük bir grupla açıldım. İspanya’yı, Fas kıyılarını gördüm. Dalgaların kıyılarını dövdüğü adaları, Sardunya’ yı gördüm. Herkül’ün sınır yaptığı kayalıklaravardığımızda Hem ben hem de arkadaşlarım artık yaşlanmış, yavaşlamıştık. Herkül bu geçitten kimsenin geçememesi için kayaları yığmıştı buraya Sağ tarafımızda İspanya, sol tarafımızda Ceuta’ yı geçmiştik çoktan. ‘Kardeşlerim,’ dedim Yüz binlerce tehlike atlatarak batıya ulaştınız. Ömrümüzden geriye kalan kısa bir zaman var, Bu zamanı güneşin altında ne varsa görmeye adayalım, Hiçbir insanın ulaşamadığı yerlere ulaşalım! Sizi dünyaya getiren asil tohumu düşünün, Hayatımızı kaba saba adamlar olarak yaşamak için dünyaya gelmedik, Erdem ve bilgi için yaşamalıyız!’ Bu konuşmayla onları coşturdum, artık istesem de durduramazdım. Sabaha karşı bir maceraya yelken açtık. Küreklerimiz kanatlanmış, bir deli uçuşa (Folle Volo) başlamıştık. Boğaz’ı geçince sola döndük, Yönümüzü güneye çevirdik. Gece olmuş, artık Güney Yarım Küre ve yıldızları görünmeye başlamıştı, Bizim yıldızımızsa, bir daha görünmemek üzere batmıştı. Beş gece sonra karanlık ve o zamana kadar görmediğimiz büyüklükte  Bir dağ yükseldi önümüzde. Önce sevindik ama sonra sevincimiz kedere dönüştü. O yeni karadan bir rüzgâr yükseldi, Girdap oldu; gemimiz fırtınaya tutuldu. Etrafımızda dalgalar üç kez döndü, Dördüncüde geminin kıçı havalandı, başı sulara gömüldü. İlahi irade denizi üzerimize örttü…” Not: “Considerate la vostra semenza: fatti non foste a viver come bruti, ma per seguir virtute e canoscenza”. Sizi dünyaya getiren asil tohumu düşünün, Hayatımızı kaba saba adamlar olarak yaşamak için dünyaya gelmedik, Erdem ve bilgi için yaşamalıyız!’  Bu diziler İlahi Komedya’nınenmeşhurdizeleriarasındadır…
Ekleme Tarihi: 07 Ağustos 2026 -Cuma

ODYSSEUS/ DANTE / CEBEL’İ TARIK BOĞAZI / CEUTA

ODYSSEUS-HOMER

Odysseus Homer’in hikayelerinde on sene Truva’da savaşmış, savaşın sonunda Truva Atı’nın şehre sokarak Truva’nın mahvına sebep olmuştur.

Önce savaşa gitmek istememiş hatta gitmemek için deli rolü yapmıştır. Ithaka Kralının aslında deli olmadığını, yeni doğmuş oğlu olduğunu bilen ve bu sebeple gitmek istemediğini düşünen askeri yetkililer çocuğu kapıp sabanın önüne atmıştır. Bunun üzerine oğlunu kurtaran Odysseus’un deli olmadığı anlaşılmış, herkes gibi o da adamlarını toplayıp savaşa gitmek zorunda kalmıştır.

Zeus “misafir hukukuna” saygı gösterilmesini istiyordu. Böyle olmadı Truva Prensi Paris,Sparta Kralı Meneleus’un karısı Helen’i misafir gittiği evden kaçırdı. Helen’in getirdiği çeyizi (hazinelerini)de Truva’ya götürdü.

Bütün Yunanistan ayaklandı, Helen’i geri almaya geldiler. Helen’i ve bütün hazinesini… Truva zaten zengindi. İşin içinde onur meselesi mi var, yağma meselesi mi onu okuyucunun takdirine bırakalım...

On senenin sonunda “hediye” atı Truva’ya soktular. İçinden askerler çıktı, şehri ele geçirip yağmaladılar, kadınları kaçırdılar. Meşhur kahramanları Aşil, Paris tarafından öldürüldü. O beğenmedikleri Paris, Aşil’i topuğundan vurdu.(Annesi onu ölümsüzlük suyuna batırırken topuğundan tutmuş. “ Herkesin bir zayıf noktası vardır” anlamında Achiles’ heel diye günümüzde de kullanılan bir deyim hala var)

Şehre girince Athena’nın heykelini de kaçırdılar. Onlar da Zeus’un “misafir hukuku” kurallarını ihlal etti. Ateşkes varken “Athena’ya hediye getirdik” diyerek Truvalıları kandırdılar. Bazısı buna karşı çıksa da Savaş Tanrıçası Athena’yı kızdırmamak adına hediye kabul edildi ve “Hediye getiren Yunanlılara dikkat edin- Beware of the Greeks Bearing Gifts” özdeyişi söylenmeye başlandı.

Sonra ne oldu?

Yunanlıların çoğu eve dönemedi. Baş kralları Agamemnon,memleketine döndü ama onu da karısı öldürdü. (Yola çıkarken kızını kurban etmişti)

Odysseus ise ancak on senede dönebildi. Çok çeşitli maceralar geldi başına. Cyclops denen (ya da Tepegöz) tek gözlü canavarın inine girip onun peynirlerini yediler sonra canavarın öfkesinden kurtulmak için ona şarap içirip bayılttılar.  Odysseus ateşte kızdırdığı mızrağını canavarın tek gözüne sokarak onu kör etti.

Canavar ona ismini sorduğunda Hiçkimse anlamındaki Yunanca Outis demişti.

Canavar acıyla  bağırınca diğer tepegözler gelip ne oldu diye sordular “Outis beni öldürüyor” deyince onlar “Beni hiçkimse öldürmüyor” diye anladılar. (İngilizcede “Noone is killing me” cümlesi daha açıklayıcı oluyor.)

Ancak kıyıdan ayrılırken Odysseus kendi ismini söyledi “Laertes’in oğlu İthakalı Odyseus’um” dedi. Kibrine yenilmişti.” Herkesi öldürdüm seni de kör ettim” demek istedi.

Yalnız bu Tepegöz, Deniz tanrısı Poseidon’un oğluymuş. Bundan sonrası gelsin fırtına, gitsin fırtına. Bu arada kadınlarla olan macerraları var, o konuya girmeyelim evde hanımı bekliyor.

Neyse tam on sene oradan oraya savrulup (on senenin sekizini güzel bir kadının kölesi olarak geçirdikten sonra) memleketine vardı.

Ama kendisine yapılan beddualar tutmuş, 12 gemi olarak yola çıktıktan sonra gemilerini ve adamlarını kaybedip tek başına dönmüştü.

Başka adamlar karısı Penelope’yi rahatsız ediyor onunla evlenip hem Penelope’nin çeyizine hem de Ithaka krallığına sahip olmak istiyor, Penelope onları reddediyordu.

Oğlu artık büyümüş bir an evvel babasının dönüşünü bekliyordu.

Sonunda mutlu son oldu ailesine kavuştu.

VİRGİL- AENEAS DESTANI

Bu hikaye asırlarca anlatıldı, Romalı şair Virgil’e ilham oldu. Özellikle Odysseus’ un yeraltına inip Aşil’in ruhuyla karşılaşması. (Aşil “keşke kahramanlık yapacağım diye erken yaşta ölmeseydim de herkes gibi sıradan bir hayat yaşasaydım” demişti.) Çünkü yarı tanrıça olan annesinden Aşil’e böyle bir uyarı gelmişti. “Ya Kahraman olup şan şöhret sahibi olacaksın ama genç öleceksin, ya da sıradan bir hayat yaşayıp uzun ömürlü olacaksın ama öldüğünde kimse seni hatırlamayacak” demişti.

“Hiç bir savaş genç yaşta ölmeye değmez.”

Aşil’in ruhu bu sonuca vardı ama artık çok geçti.

Virgil Truvalı Kahraman Aeneas’ın hayatını yazdı. Aeneas da aynı Odysseus gibi uzun bir yolculuktan sonra hedefe vardı. Hedef Italya, amaç Roma İmparatorluğunu kurmaktı.

O da yeraltına inip ruhlarla konuştu bilgeliklerinden yararlandı, o da yolda güzel bir kadın tarafından gönüllü olarak alıkonuldu.(Kartaca Kraliçesi Dido)

Sonuçta Odyseus Ithaka’ya memleketine dönerken, Aeneas Roma’ya vardı amacını gerçekleştirdi.

Venüs’ün oğlu olduğu için Romalıların soyunu hem Truva’ya hem de tanrılara dayandırdı.

O devirde böyle hikayeler, kuruluş destanları önemliydi.

Roma İmparatorluğu kurulmuş, ilk imperator Augustus Virgil’e “kuruluş destanı” yazma görevi vermişti.

DANTE ve İLAHİ KOMEDYA

Dante İlahi Komedya’nın Cehennem Bölümü 26. Kantoda Ulyses’e yer Verdi. Latince’de Odyseus’a Ulysses deniliyordu.

Dante burada hikayeyi değiştirdi. Ithaka’ya vardıktan sonrasını yazdı.

Memleketine varınca bu maceraperest Kurnaz Odyseus ne yapmıştı? Öyle oturup denize bakmış olamazdı.

“Muhakkak yelkenleri şişirip yeniden yola çıkmıştır” diye düşünen Dante ona yeni bir macera yazdı.

Burada Odysseus/ Ulysses daha Batı’ya doğru yola çıkacaktı. Akdeniz’in en ucu Cebel-i Tarık Boğazına gidecekti. Antik çağda o boğaza Herkül Kayalıkları deniyordu. Bu boğazı geçip Atlantik Okyanusuna çıkacaktı.

Gitti de, bir tarafta İspanya’yı, bir tarafta Fas’ı,bugünkü gazetelerde yer alan meşhur Ceuta’yı gördü.(Afrika tarafında olup da İspanya’ya ait olan ve Faslı göçmenlerin istilasına uğrayan küçük kasaba)

Oradan Boğazı geçip Atlantik Okyanusuna açıldı. Bu yaptığı iş “haddi aşma” olarak görüldü.

Sonra ne olduğunu Dante’den okuyalım. Dante ve rehberi Virgil Cehennem çukurunda Ulysses’e raslıyorlar. Antik devrin insanı olduğu için onlarla Virgil konuşuyor.

(Çeviri bana ait)

ULYSSES VE DİOMEDES

Sevin Floransa, gerçekten büyüksün,

İsmin yazılmış karanın ve denizin üzerine,

Kanatların açılmış boydan boya, Cehennem’in her yerine...

Hırsızlar kısmında beş vatandaşını gördüm, utandım,

Senin için bundan büyük onur olmaz!

Yalnız, rüyamda gördüm, yakında Prato, başına iş açacak.

Belki de felaket başına geldi bile.

Yaşlandıkça her şe daha da ağır geliyor bana. Güçlükle kayaları tırmandık.

O kadar dikti ki kayalar, ellerimizi de kullanmak zorunda kaldık.

Yeteneğimi “iyiyi” anlatmakta kullanmak istiyorum,

Erdemin olmadığı yere gitmek istemem.

Aşağıdaki çukurda pek çok alev parlıyordu

Bir yaz akşamında parıldayan binlerce ateş böceği gibi.

Her ateşin içinde bir günahkâr yanmaktaydı.

Köprüden aşağıya baktım iyice eğilerek. Neredeyse düşüyordum.

“Bu alevlerin içinde ruhlar var,” dedi rehberim.

“Evet, siz söyleyince emin oldum. Bir tanesinin içinde sanki iki ruh var

Eteocles ve kardeşinin ateşi gibi.”

 “O ateşin içinde Ulyses ve Diomede birlikteler;

Aynı öfkeyle kalktılar, aynı ateşte yanıyorlar. Truva’ya atı sokan hilebazlar bunlar,

Bunların yüzünden Roma’yı kuran asillerin ataları şehri terk etmek zorunda kaldılar.

Achille’in arkasından, üzüntüsünden zavallı Deidamia öldü.

Palladium (Athena) heykelini çalmanın cezasını burada çekiyorlar.”

“Peki, bu alevlerin içerisinden konuşabilirler mi?

Çok rica etsem, onlar buraya gelinceye kadar bekleyebilir miyiz?

Bekleyip önümüze gelince onlara soru soralım,” dedim.

 

 “İsteğin yerinde, tabii konuşalım ama sen bir şey söyleme, yalnız ben konuşayım.

Yunanlı oldukları için, belki senin konuşman hoşlarına gitmez.”

Biraz bekleyip fırsat yakalayınca onlara seslendi:

“Ben yaşarken, sizlere layık mısralar yazabildiysem eğer,

Lütfen, biraz durup bizimle konuşun.

Nasıl oldu da vefat ettiniz, bize anlatır mısınız?”

Alevler sanki bir boynuz gibi ikiye ayrılmıştı.

Boynuzun daha uzun olan kısmı zorlanarak konuşmaya başladı,

Alev titriyordu: “Circe’ nin yanından ayrılabildiğim zaman

-Aeneas’ın isim verdiği yerde, Gaeta Körfezinde bir yıl kalmıştım,

Ne oğluma olan sevgim ne babama olan sorumluluğum

Ne de eşim Penelope’ ye borçlu olduğum aşk buna mâni olabildi;

Bu onu mutlu ederdi, biliyorum.

Dünyayı görmeliydim, iyiyi kötüyü tanımalıydım,

Açık denize sadece bir tek gemiyle ve bana sadık küçük bir grupla açıldım.

İspanya’yı, Fas kıyılarını gördüm.

Dalgaların kıyılarını dövdüğü adaları, Sardunya’ yı gördüm.

Herkül’ün sınır yaptığı kayalıklaravardığımızda

Hem ben hem de arkadaşlarım artık yaşlanmış, yavaşlamıştık.

Herkül bu geçitten kimsenin geçememesi için kayaları yığmıştı buraya

Sağ tarafımızda İspanya, sol tarafımızda Ceuta’ yı geçmiştik çoktan.

‘Kardeşlerim,’ dedim

Yüz binlerce tehlike atlatarak batıya ulaştınız.

Ömrümüzden geriye kalan kısa bir zaman var,

Bu zamanı güneşin altında ne varsa görmeye adayalım,

Hiçbir insanın ulaşamadığı yerlere ulaşalım!

Sizi dünyaya getiren asil tohumu düşünün,

Hayatımızı kaba saba adamlar olarak yaşamak için dünyaya gelmedik,

Erdem ve bilgi için yaşamalıyız!’

Bu konuşmayla onları coşturdum, artık istesem de durduramazdım.

Sabaha karşı bir maceraya yelken açtık.

Küreklerimiz kanatlanmışbir deli uçuşa (Folle Volo) başlamıştık.

Boğazı geçince sola döndük, Yönümüzü güneye çevirdik.

Gece olmuş, artık Güney Yarım Küre ve yıldızları görünmeye başlamıştı,

Bizim yıldızımızsa, bir daha görünmemek üzere batmıştı.

Beş gece sonra karanlık ve o zamana kadar görmediğimiz büyüklükte

 Bir dağ yükseldi önümüzde.

Önce sevindik ama sonra sevincimiz kedere dönüştü.

O yeni karadan bir rüzgâr yükseldi, Girdap oldu; gemimiz fırtınaya tutuldu.

Etrafımızda dalgalar üç kez döndü,

Dördüncüde geminin kıçı havalandı, başı sulara gömüldü.

İlahi irade denizi üzerimize örttü…”

Not:

“Considerate la vostra semenza:
fatti non foste a viver come bruti,
ma per seguir virtute e canoscenza”.

Sizi dünyaya getiren asil tohumu düşünün,

Hayatımızı kaba saba adamlar olarak yaşamak için dünyaya gelmedik,

Erdem ve bilgi için yaşamalıyız!’

 Bu diziler İlahi Komedya’nınenmeşhurdizeleriarasındadır…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.