Elif MAT ERKMEN - Araştırmacı-Yazar
Köşe Yazarı
Elif MAT ERKMEN - Araştırmacı-Yazar
 

KANADA YOLLARI 3

SAMUEL DE CHAMPLAIN Samuel de Champlain 1574 yılında Fransa’nın Atlantik kıyısındaki Brouage kentinde doğmuş, denizci bir aileye mensup,çocuk yaştan itibaren zamanını denizcilikle geçirmiş, Atlantik Okyanusuna açılmanın güçlüklerine rağmen çok cesur yetişmiş bir gençti. Okulla çok ilgisi olmamış ama kendi kendine öğrenebilen, resme, haritacılığa meraklı, yıldızlara, güneşe bakarak ve astrolab kullanarak yön bulma, rota çizme kabiliyeti olan, gittiği, gördüğü yerleri not alan, yazan zorluklar karşısında hiç pes etmeyen bir kişiydi. O devirde Fransa’da Katolik- Protestan çekişmesi ve İspanya ile savaşlar, İngiltere ve diğer ülkelerle rekabet vardı. Tahtta Dördüncü Henry bulunuyordu. Champlain savaş zamanı asker olarak orduda yükseldi, barış zamanı İspanyol gemileriyle Karayipler, Meksika ve Panama’ya gitti. Soylu bir sınıftan olmamasına rağmen kralın takdirini kazandı. Denizci olması ve liman şehrinde yaşaması dolayısıyla çok lisanlar biliyordu. İspanyol gemileriyle gittiği seyahatlerde yalnızca bir denizci değildi, aslında kralın özel görevlisiydi ve saraya rapor veriyordu. Kendisi genç yaştan itibaren kralın güvenini kazanmış ve çok da zengin olmuştu. Hatta bazıları bu durumu yadırgıyor, “kral onu oğlu gibi seviyor acaba bilmediğimiz bir şey mi var?”diyorlar, “ Kralın gayrı meşru oğlu olabilir mi?” gibi dedikodular da oluyordu. Jacque Cartier’nin keşiflerinden sonra Fransa, kendi içindeki karışıklıklar ve savaşlar nedeniyle Kanada’ya gemi göndermez olmuştu. Resmen bir faaliyet olmuyordu ama özel kişiler balıkçılık ve kürk ticareti için Kanada kıyılarına gidip geliyordu. Kış şartlarının sertliği ve vitaminsizlikten olan hastalıklar nedeniyle daha evvelki yerleşme ve koloni kurma çabaları başarısız olmuştu. Jacques Cartier Kanada’da fazla kalmak istememiş, Tevrat’ta  Kabil’in Habil’i öldürmesinden sonra sürüldüğü yere atıfta bulunarak, “Burası sanırım Tanrı’nın Kabil’e verdiği yer” demişti. Şimdi artık devir değişmişti tahtta yeni bir kral ve sahada yeni bir kâşif vardı. 1603 yılında barış ortamından faydalanan Champlain Kanada’ya bir geminin gideceğini duyunca hemen o gemide görev aldı. Kanada’nın Atlantik kıyılarına ve bugün ABD’nin Kuzey Doğu Eyaletlerine Fransızlar Acadia ismini vermişlerdi. Bugün ismi Saint Lawrence olan ırmağa “Kanada ırmağı” ve bu ırmakta ilerleyip geldikleri Québec City ve civarına “Kanada” diyorlardı. Kanada yerlilerin dilinde “köy” Québec veya Kebek ise “dar boğaz” anlamına geliyordu. Champlain’in diğer kâşiflerden farkı yerli halkla iyi geçinmesi onların dilini öğrenmesi ve onlara karşı dürüst ve saygılı davranmasıydı. Bu sayede yerlilerin güvenini kazandı. İspanyollar ve İngilizler sömürgelerinde yerli halklara çok acımasız davranıyor, çok insan öldürüyorlardı. Fransızlar böyle bir davranış benimsemedi. Kanada’da yaşamlarını sürdürebilmek için bu halkların yardımına ihtiyaçları vardı. Bir de Champlain’in çok iyimser bir karakteri vardı, hep yapabileceğine inanıyordu. “ Bu topraklarda da tarım yapılır, burada da Fransız kolonisi kurulabilir” düşüncesindeydi. Bir de içlere doğru ilerledikçe Çin’e giden bir yol bulacaktı. Kral ona güveniyordu Champlain’in anlattıklarıyla bir koloni kurulabileceğine inanmış, Pierre du Gua de Monts adlı bir kişiyi Kanada’ya genel vali tayin etmişti. Kürk ticareti yaparak bu yeni koloniyi finanse edeceklerdi. Atlantik kıyılarına yerleştiler. Champlain kıyıların haritasını çıkardı. Kışı New Brunswick’ de geçirdiler bir sonraki sene Port Royal isimli bir yerleşim yeri kurdular. Ama akıllarında daha önce Jacque Cartier’in keşfettiği bugünkü Québec eyaleti vardı. St. Lawrence ırmağı boyunca ilerleyip oraları görmek istiyorlardı. Daha kuzeye gittikçe hayvanların kürkleri daha kalın, daha değerli oluyor. De Mont, Champlain’i St Lawrence ırmağı boyunca keşfe yolladı. Québec City’nin bulunduğu dar boğaza gelince Champlain buranın savunmaya elverişli, yerleşim için iyi bir yer olduğuna karar verdi ve ilk yerleşim merkezini kurdu. Bu sebeple kendisine “Kanada’nın Babası” hem de “Québec şehrinin kurucusu” deniliyor. Bu arada tam “işler iyi gidiyor” derken bir hain çıktı. Champlain, Jean du Val isimli birinin kendisini öldürüp bu yerleştikleri yeri Basklara vermek için anlaştığını öğrendi. Hiç bir şey olmamış gibi hainleri yemeğe davet etti. Jean du Val’i öldürüp kesik başını ibret-i alem için kazığa astı. Diğer şüphelileri yargılanmaları için gemiyle Fransa’ya gönderdi. Hiç bir zaman aşırı şiddet yanlısı olmadı, yapılması gerekeni yaptı, o kadar. Jean du Val’i de yargılayarak astı. Orman kanunu değil hukuka uygun bir düzen kurmak istiyordu.Bu olaydan sonra ona bir daha kimse isyan etmedi. Québec City’ de yerleştikleri yer kale gibiydi. İki katlı balkonlarla birbirine bağlı binalardan oluşan üst kattan dışarıya gerekirse ateş edebilecekleri korunaklı mevzileri olan bir yapıydı bu. Oradaki kabilelerle yardımlaşıyor, iyi geçiniyorlardı ama o kabileler de bu yardımlarına karşılık Fransızların kendilerini düşmanlarına karşı korumasını istiyorlardı. Bugün New York eyaletinde bulunan topraklarda Irouquey kabileleri vardı bunlar da Québec’te bulunan Wendat, Algonquin ve Montagnais kabilelerine düşmanlardı. O sırada Fransa’da Başbakanlık makamında Kardinal Richelieu vardı. Onun ismini bir ırmağa verdiler. O ırmak boyunca güneye indiler ve ve bir göl kenarına geldiler. O göle Champlain kendi ismini verdi. Lake Champlain bugün Kanada ve Amerika arasında sınır teşkil ediyor. Daha büyük kısmı Amerika tarafında kalıyor. O civarda İroquois kabilesiyle savaş oldu. Champlain üstüne zırhını giymiş eline arquebus denilen ilkel tüfeğini almıştı. O zamana kadar böyle bir şey görmeyen yerliler hayret ettiler. Tüfeğin sesini ilk defa olarak duyuyorlardı. Bazıları öldürüldü, bazıları kaçtı. 1610 yılında Kral Protestanlara fazla müsamahakar davrandığı gerekçesiyle bir fanatik Katolik tarafından öldürülünce Fransa’ya geri döndüler. Dördüncü Henry aslında kendisi de Protestandı ama tahta çıkabilmek için Katolikliği kabul etmiş, 1598 yılında Edict of Nantes denilen bildiriyi yayınlayarak Protestanlara bazı haklar tanımıştı. Yeni Kral 13. Louis dokuz yaşında bir çocuktu. Yeni yönetimden de Fransa’nın Kanada’daki kolonisi için destek istemek gerekiyordu. Kardinal Richelieu yeni kral zamanında da görevine devam etti. Champlain bu gelişinde bir saray görevlisinin kızıyla evlenmek üzere anlaşma yaptı. O zamanın kilise kurallarına göre 12 yaşındaki kızlarla evlenmek için evlenme anlaşması yapılabiliyordu ama genç kız büyüyene kadar annesinin babasının yanında kalacaktı. Hélen isimli bu çocuk gelin doğal olarak, ne evlenmeyi ne de Kanada’ya gitmeyi istiyordu. Nitekim ilk defa olarak Kanada’ya gelişi 1620 yılını buldu. Yani artık 22 yaşındaydı. Uzun süre dayanamayarak 1624 yılında Paris’e geri döndü. Kanada’ya geldiği zamanda evlilik ilişkisini reddettiği için aslında bu evlilik kağıt üzerinde kaldı. Québec’te yaşadığı süre içinde üç yerli kız çocuğu evlat edindiler. Onlara Hristiyanlığın üç ilkesi Faith, Hope ve Charity (İman Ümit ve Sevgi) isimleri verildi.  Paris’ten gelen bu güzel gelin Helen çok sevilmiş sayılmıştı. Ama onun isteği kendi memleketine dönüp rahibe olmaktı.   Fransızlar o dönemde Québec City, Trois Rivier ve Montréal civarlarını detaylı olarak keşfettiler geldiler. Montréal şehrine oradaki bir dağdan esinlenerek Mont Royal- kraliyet dağı ismini verdiler.   Champlain Montréal’in güneyindeki küçük bir adaya da eşinin ismini verdi: Sainte Hélen adası. Champlain’in aklı hep ticaretten ziyade  yeni keşiflerdeydi Bugün Ottawa ırmağı denilen ırmaktan ilerleyerek Ottawa bölgesi, Ontario eyaletindeki Barrie ve Kingston bölgelerini buralardaki ırmakları ve gölleri keşfettiler. Irmakta yerlilerden öğrendikleri gibi kanolar veya kendi yaptıkları küçük teknelerle ilerliyorlar ilerlemenin güç olduğu noktalarda karadan yüklerini taşıyorlardı. Buna Fransızca taşıma anlamında portage deniliyor. Champlain’in koloni kurma çabası başarılı olunca, Fransa buradaki yerlileri Hristiyan yapma adına Kanada’ya papazlar göndererek alınan toprakların yüzde otuzunun kiliseye verilmesini kararlaştırdı. Fransızların hakim oldukları bölgelere “Yeni Fransa” deniliyordu. 1627 yılında Kardinal Richelieu yüz ortaklı Compagnie des Cent Associés şirketini kurdu. Champlain de bu ortaklardan biri oldu. Kürk ticaretini ve koloniyi geliştirmek için yeni gemilerle gelenler oldu. Kışı geçirmeleri için düzenli olarak Fransa'dan erzak geliyordu. Aksi takdirde aç kalıyorlardı. Vitaminsizlikten scurvy (iskorbüt) hastalığına yakalanıyorlardı. Onlar da yerlilerden ağaç kabuklarını kaynatıp çay gibi içmeyi örendiler. Bazı ağaçların kabukları ve çam iğneleri C vitamini bakımından zengin olduğu için onların hayatını kurtardı. 1628 yılında İngiltere ve Fransa arasında savaş çıktı. David Kirke ve kardeşleri denen bir korsan grup, Fransız kolonilerine saldırdı, onlara erzak getiren gemilere el koydu, gemicileri esir aldı. Bu koşullarda uzun süre dayanamadılar. Yiyecekleri çok azdı. Ellerinde sadece az miktarda kuru fasulye ve kuru bezelye vardı bununla çorba yapıp, idare etmeye çalışıyorlardı. Champlain dağılmaları gerektiğini söyledi, Fransızların bir kısmı yerli halkla birlikte yaşamaya başladı. En sonunda Champlain teslim olmak zorunda kaldı. Québec şehri İngilizlere verildi. Champlain ve beraberindekiler İngiltere’ye esir olarak götürüldü ama 1632 de İngiltere ve Fransa arasında barış anlaşması imzalanınca serbest kaldı. 1633 yılında Québec Fransızlara geri verildi. Aynı yıl Champlain Kanada’ya geri geldi. Fiilen vali gibi her konuda yetkiliydi ama o zamanın kurallarına göre soylu olmadığı için resmen vali unvanı taşıyamıyordu. Yardımcı konumundaydı ama halk ona “valimiz” diyordu. 1635 yılında kalp krizi geçirerek Quebec şehrinde öldü ve orada gömüldü. Onun hayatı bir kişinin azmiyle neler yapılabileceğini gösteriyor. Hélen ise 1645 yılında rahibe oldu 1624 yılında vefat etti. Adanın dışında ismi Québec’te bazı parklara verildi.    
Ekleme Tarihi: 05 Haziran 2026 -Cuma

KANADA YOLLARI 3

SAMUEL DE CHAMPLAIN

Samuel de Champlain 1574 yılında Fransa’nın Atlantik kıyısındaki Brouage kentinde doğmuş, denizci bir aileye mensup,çocuk yaştan itibaren zamanını denizcilikle geçirmiş, Atlantik Okyanusuna açılmanın güçlüklerine rağmen çok cesur yetişmiş bir gençti. Okulla çok ilgisi olmamış ama kendi kendine öğrenebilen, resme, haritacılığa meraklı, yıldızlara, güneşe bakarak ve astrolab kullanarak yön bulma, rota çizme kabiliyeti olan, gittiği, gördüğü yerleri not alan, yazan zorluklar karşısında hiç pes etmeyen bir kişiydi.

O devirde Fransa’da Katolik- Protestan çekişmesi ve İspanya ile savaşlar, İngiltere ve diğer ülkelerle rekabet vardı. Tahtta Dördüncü Henry bulunuyordu.

Champlain savaş zamanı asker olarak orduda yükseldi, barış zamanı İspanyol gemileriyle Karayipler, Meksika ve Panama’ya gitti. Soylu bir sınıftan olmamasına rağmen kralın takdirini kazandı. Denizci olması ve liman şehrinde yaşaması dolayısıyla çok lisanlar biliyordu.

İspanyol gemileriyle gittiği seyahatlerde yalnızca bir denizci değildi, aslında kralın özel görevlisiydi ve saraya rapor veriyordu. Kendisi genç yaştan itibaren kralın güvenini kazanmış ve çok da zengin olmuştu. Hatta bazıları bu durumu yadırgıyor, “kral onu oğlu gibi seviyor acaba bilmediğimiz bir şey mi var?”diyorlar, “ Kralın gayrı meşru oğlu olabilir mi?” gibi dedikodular da oluyordu.

Jacque Cartier’nin keşiflerinden sonra Fransa, kendi içindeki karışıklıklar ve savaşlar nedeniyle Kanada’ya gemi göndermez olmuştu. Resmen bir faaliyet olmuyordu ama özel kişiler balıkçılık ve kürk ticareti için Kanada kıyılarına gidip geliyordu.

Kış şartlarının sertliği ve vitaminsizlikten olan hastalıklar nedeniyle daha evvelki yerleşme ve koloni kurma çabaları başarısız olmuştu. Jacques Cartier Kanada’da fazla kalmak istememiş, Tevrat’ta  Kabil’in Habil’i öldürmesinden sonra sürüldüğü yere atıfta bulunarak, “Burası sanırım Tanrı’nın Kabil’e verdiği yer” demişti.

Şimdi artık devir değişmişti tahtta yeni bir kral ve sahada yeni bir kâşif vardı. 1603 yılında barış ortamından faydalanan Champlain Kanada’ya bir geminin gideceğini duyunca hemen o gemide görev aldı.

Kanada’nın Atlantik kıyılarına ve bugün ABD’nin Kuzey Doğu Eyaletlerine Fransızlar Acadia ismini vermişlerdi. Bugün ismi Saint Lawrence olan ırmağa “Kanada ırmağı” ve bu ırmakta ilerleyip geldikleri Québec City ve civarına “Kanada” diyorlardı. Kanada yerlilerin dilinde “köy” Québec veya Kebek ise “dar boğaz” anlamına geliyordu.

Champlain’in diğer kâşiflerden farkı yerli halkla iyi geçinmesi onların dilini öğrenmesi ve onlara karşı dürüst ve saygılı davranmasıydı. Bu sayede yerlilerin güvenini kazandı. İspanyollar ve İngilizler sömürgelerinde yerli halklara çok acımasız davranıyor, çok insan öldürüyorlardı. Fransızlar böyle bir davranış benimsemedi. Kanada’da yaşamlarını sürdürebilmek için bu halkların yardımına ihtiyaçları vardı.

Bir de Champlain’in çok iyimser bir karakteri vardı, hep yapabileceğine inanıyordu. “ Bu topraklarda da tarım yapılır, burada da Fransız kolonisi kurulabilir” düşüncesindeydi. Bir de içlere doğru ilerledikçe Çin’e giden bir yol bulacaktı.

Kral ona güveniyordu Champlain’in anlattıklarıyla bir koloni kurulabileceğine inanmış, Pierre du Gua de Monts adlı bir kişiyi Kanada’ya genel vali tayin etmişti. Kürk ticareti yaparak bu yeni koloniyi finanse edeceklerdi.

Atlantik kıyılarına yerleştiler. Champlain kıyıların haritasını çıkardı. Kışı New Brunswick’ de geçirdiler bir sonraki sene Port Royal isimli bir yerleşim yeri kurdular. Ama akıllarında daha önce Jacque Cartier’in keşfettiği bugünkü Québec eyaleti vardı. St. Lawrence ırmağı boyunca ilerleyip oraları görmek istiyorlardı.

Daha kuzeye gittikçe hayvanların kürkleri daha kalın, daha değerli oluyor. De Mont, Champlain’i St Lawrence ırmağı boyunca keşfe yolladı. Québec City’nin bulunduğu dar boğaza gelince Champlain buranın savunmaya elverişli, yerleşim için iyi bir yer olduğuna karar verdi ve ilk yerleşim merkezini kurdu. Bu sebeple kendisine “Kanada’nın Babası” hem de “Québec şehrinin kurucusu” deniliyor.

Bu arada tam “işler iyi gidiyor” derken bir hain çıktı. Champlain, Jean du Val isimli birinin kendisini öldürüp bu yerleştikleri yeri Basklara vermek için anlaştığını öğrendi. Hiç bir şey olmamış gibi hainleri yemeğe davet etti. Jean du Val’i öldürüp kesik başını ibret-i alem için kazığa astı. Diğer şüphelileri yargılanmaları için gemiyle Fransa’ya gönderdi.

Hiç bir zaman aşırı şiddet yanlısı olmadı, yapılması gerekeni yaptı, o kadar. Jean du Val’i de yargılayarak astı. Orman kanunu değil hukuka uygun bir düzen kurmak istiyordu.Bu olaydan sonra ona bir daha kimse isyan etmedi.

Québec City’ de yerleştikleri yer kale gibiydi. İki katlı balkonlarla birbirine bağlı binalardan oluşan üst kattan dışarıya gerekirse ateş edebilecekleri korunaklı mevzileri olan bir yapıydı bu.

Oradaki kabilelerle yardımlaşıyor, iyi geçiniyorlardı ama o kabileler de bu yardımlarına karşılık Fransızların kendilerini düşmanlarına karşı korumasını istiyorlardı. Bugün New York eyaletinde bulunan topraklarda Irouquey kabileleri vardı bunlar da Québec’te bulunan Wendat, Algonquin ve Montagnais kabilelerine düşmanlardı.

O sırada Fransa’da Başbakanlık makamında Kardinal Richelieu vardı. Onun ismini bir ırmağa verdiler. O ırmak boyunca güneye indiler ve ve bir göl kenarına geldiler. O göle Champlain kendi ismini verdi. Lake Champlain bugün Kanada ve Amerika arasında sınır teşkil ediyor. Daha büyük kısmı Amerika tarafında kalıyor.

O civarda İroquois kabilesiyle savaş oldu. Champlain üstüne zırhını giymiş eline arquebus denilen ilkel tüfeğini almıştı. O zamana kadar böyle bir şey görmeyen yerliler hayret ettiler. Tüfeğin sesini ilk defa olarak duyuyorlardı. Bazıları öldürüldü, bazıları kaçtı.

1610 yılında Kral Protestanlara fazla müsamahakar davrandığı gerekçesiyle bir fanatik Katolik tarafından öldürülünce Fransa’ya geri döndüler.

Dördüncü Henry aslında kendisi de Protestandı ama tahta çıkabilmek için Katolikliği kabul etmiş, 1598 yılında Edict of Nantes denilen bildiriyi yayınlayarak Protestanlara bazı haklar tanımıştı.

Yeni Kral 13. Louis dokuz yaşında bir çocuktu. Yeni yönetimden de Fransa’nın Kanada’daki kolonisi için destek istemek gerekiyordu. Kardinal Richelieu yeni kral zamanında da görevine devam etti.

Champlain bu gelişinde bir saray görevlisinin kızıyla evlenmek üzere anlaşma yaptı. O zamanın kilise kurallarına göre 12 yaşındaki kızlarla evlenmek için evlenme anlaşması yapılabiliyordu ama genç kız büyüyene kadar annesinin babasının yanında kalacaktı. Hélen isimli bu çocuk gelin doğal olarak, ne evlenmeyi ne de Kanada’ya gitmeyi istiyordu. Nitekim ilk defa olarak Kanada’ya gelişi 1620 yılını buldu. Yani artık 22 yaşındaydı. Uzun süre dayanamayarak 1624 yılında Paris’e geri döndü.

Kanada’ya geldiği zamanda evlilik ilişkisini reddettiği için aslında bu evlilik kağıt üzerinde kaldı. Québec’te yaşadığı süre içinde üç yerli kız çocuğu evlat edindiler. Onlara Hristiyanlığın üç ilkesi Faith, Hope ve Charity (İman Ümit ve Sevgi) isimleri verildi.  Paris’ten gelen bu güzel gelin Helen çok sevilmiş sayılmıştı. Ama onun isteği kendi memleketine dönüp rahibe olmaktı.

 

Fransızlar o dönemde Québec City, Trois Rivier ve Montréal civarlarını detaylı olarak keşfettiler geldiler. Montréal şehrine oradaki bir dağdan esinlenerek Mont Royal- kraliyet dağı ismini verdiler.  

Champlain Montréal’in güneyindeki küçük bir adaya da eşinin ismini verdi: Sainte Hélen adası.

Champlain’in aklı hep ticaretten ziyade  yeni keşiflerdeydi Bugün Ottawa ırmağı denilen ırmaktan ilerleyerek Ottawa bölgesi, Ontario eyaletindeki Barrie ve Kingston bölgelerini buralardaki ırmakları ve gölleri keşfettiler.

Irmakta yerlilerden öğrendikleri gibi kanolar veya kendi yaptıkları küçük teknelerle ilerliyorlar ilerlemenin güç olduğu noktalarda karadan yüklerini taşıyorlardı. Buna Fransızca taşıma anlamında portage deniliyor.

Champlain’in koloni kurma çabası başarılı olunca, Fransa buradaki yerlileri Hristiyan yapma adına Kanada’ya papazlar göndererek alınan toprakların yüzde otuzunun kiliseye verilmesini kararlaştırdı.

Fransızların hakim oldukları bölgelere “Yeni Fransa” deniliyordu.

1627 yılında Kardinal Richelieu yüz ortaklı Compagnie des Cent Associés şirketini kurdu. Champlain de bu ortaklardan biri oldu. Kürk ticaretini ve koloniyi geliştirmek için yeni gemilerle gelenler oldu.

Kışı geçirmeleri için düzenli olarak Fransa'dan erzak geliyordu. Aksi takdirde aç kalıyorlardı. Vitaminsizlikten scurvy (iskorbüt) hastalığına yakalanıyorlardı. Onlar da yerlilerden ağaç kabuklarını kaynatıp çay gibi içmeyi örendiler. Bazı ağaçların kabukları ve çam iğneleri C vitamini bakımından zengin olduğu için onların hayatını kurtardı.

1628 yılında İngiltere ve Fransa arasında savaş çıktı. David Kirke ve kardeşleri denen bir korsan grup, Fransız kolonilerine saldırdı, onlara erzak getiren gemilere el koydu, gemicileri esir aldı. Bu koşullarda uzun süre dayanamadılar. Yiyecekleri çok azdı. Ellerinde sadece az miktarda kuru fasulye ve kuru bezelye vardı bununla çorba yapıp, idare etmeye çalışıyorlardı. Champlain dağılmaları gerektiğini söyledi, Fransızların bir kısmı yerli halkla birlikte yaşamaya başladı.

En sonunda Champlain teslim olmak zorunda kaldı. Québec şehri İngilizlere verildi. Champlain ve beraberindekiler İngiltere’ye esir olarak götürüldü ama 1632 de İngiltere ve Fransa arasında barış anlaşması imzalanınca serbest kaldı. 1633 yılında Québec Fransızlara geri verildi.

Aynı yıl Champlain Kanada’ya geri geldi. Fiilen vali gibi her konuda yetkiliydi ama o zamanın kurallarına göre soylu olmadığı için resmen vali unvanı taşıyamıyordu. Yardımcı konumundaydı ama halk ona “valimiz” diyordu.

1635 yılında kalp krizi geçirerek Quebec şehrinde öldü ve orada gömüldü.

Onun hayatı bir kişinin azmiyle neler yapılabileceğini gösteriyor.

Hélen ise 1645 yılında rahibe oldu 1624 yılında vefat etti. Adanın dışında ismi Québec’te bazı parklara verildi.

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.