Sevgili okurlar, bundan bir müddet önce Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a sevdiği roman kahramanları soruldu. Bir devlet başkanına siyasetin, ekonominin, iklim krizinin, savaşların dışında bir edebiyat sorusu sorulması hoşuma gitti.
Macron bilindiği gibi çok okuyan bir insan. Bir okur olarak en çok Stendhal’in karakterlerini ilginç bulduğunu söyledi. Ben de merak ettim, Stendhal’in Kırmızı ve Siyah romanını okudum.Sizler için kitabı özetliyorum.
Kitap 1829- 1830 tarihleri arasında yazılmış. Napolyon sonrası yeniden Krallığa dönüldüğü, Bourbon Restauration olarak anılan dönemde geçiyor. Bu sırada Devrimin Eşitlik- Adalet- Kardeşlik ilkeleri geride kalmış, aristokrasi ve kilise yeniden güç kazanmış. Napolyon zamanındaki liyakat ilkesi yerine yine zenginin daha zengin olduğu unvanı ve parası olmayanların ezildiği bir düzen gelmiş.
Cenevre’ye yakın hayali bir kentte başlayan kitap, Beçanson ve Paris maceralarından sonra yine aynı yerde bitiyor.
VERRİER
Geçen hafta hikayesini anlatmaya başladığım Julien Sorel, Latince öğretmeni olarak girdiği evde evin hanımına aşık olmuş, onunla bir ilişki yaşamak için planlar yapıyordu. Madame de Renal ise önce çekingen davranmasına rağmen sonradan Julein’in karanlıkta elini tutmasına ve ilerleyen dönemde odasına gelmesini kabul etti.
Aynı evin içerisinde hanımın yardımcısı olarak yaşayan Elisa da Julien’e aşık olmuş ve onunla evlenme hayalleri kurmaktaydı. Julien Elisa’dan gelen teklifi kabul etmedi. Onun gözü yüksekteydi.
O sıralarda hayali Verrier şehrine bir yabancı ülkenin kralı gelecekti. Bu kral için karşılama töreni yapılacaktı. Gösterişli atlara binen yakışıklı gençler mavi üniforma giyerek bu karşılama töreninde yer alacaktı
Madame de Renal bu atlı muhafızlar arasında Julien’i de görmek istedi. Beçanson şehrindeki bir terziye gizlice üniforma sipariş etti. Tören günü sevgilisi olan bu yakışıklı adamı büyük bir gururla izledi.
Onlar için güzel bir gün geçmişti ama herkes kıskandı. Şehrin ileri gelenleri kendi oğullarını muhafız alayında görmek istiyorlardı. Bir köylü çocuğu olan Julien’in orada bulunmasına anlam veremediler.
Madame de Renal çocuklarına düşkün iyi bir anne akıllı bir eş ve Belediye Başkanının eşi olarak toplum içinde saygın bir yere sahip olmasına rağmen adeta rüyada gibiydi. Yaptıklarının sonunun nereye varacağını düşünemiyordu.
Bir malikanede yaşıyorlardı, evde çalışanlar vardı, bu gizli ilişkinin açığa çıkacağı belliydi nitekim dedikodular başladı. Julien tarafından reddedilen Elisa durumu Mösyö de Renal’in rakibi Valenod’a ve papazlara söylemişti.
O sırada ailenin üç oğlundan en küçüğü hastalandı. Çocuk çok ateşlendiği için annesi paniğe kapıldı, bütün bunların kendi günahından olduğunu düşündü ve dine döndü. Günah çıkarmaya gitmek istiyordu. Julien’e evden gitmesi gerektiğini söyledi. Hiç olmazsa bir kaç gün izin alacaktı.
Felaketler üst üste geldi. Valenod’un da, güzel Madame de Renal’de aklı vardı. Bu fırsattan istifade kocasına imzasız bir mektup yazıp onun Julien ile ilişkisi olduğunu haber verdi.
Mösyö küplere bindi. Madame de Renal orada bir kurnazlık yaptı. Kendisine de böyle mektupların geldiğini bu adamın aileye düşman olduğunu kendilerini mahvetmek için uğraştığını söyleyerek kocasından Julien’e yol vermesini istedi.
Mösyö zaten karısının kendisini aldattığına inanmak istemiyordu. Karısından ve karısına kalan büyük mirastan ayrılmak istemiyordu. Bu çözüm hoşuna gitti. Julien’e para verip Beçanson' daki papaz okuluna gönderdiler.
BEÇANSON
Kilise okulunda Julien zorluk çekti ,orada da kıskançlıklar, arkadan iş çevirmeler vardı.Kendisini çok belli etmemesi, sınavlarda en yüksek notu almaması gerekiyordu.
Tuzak sorrular soruluyor, eşyaları karıştırılıyordu. Bir gün papaz ona Latin şair ve yazarları sordu. Boş bulunan Julien bildiği bütün şairleri yazarları ayrıntılı anlattı. Papaz dinledi dinledi- bilgisine hayran kalmıştı- “Sen bir din adamı olmak istiyorsun, nasıl olur da pagan edebiyatını okursun?” dedi. Sürekli rol yapmak gerekiyordu.
Bir müddet sonra kimden olduğunu bilmediği para ve kilise okuluna yardımlar gelmeye başladı. Geyik ve yaban domuzu gibi av hayvanları vurulduktan sonra hediye olarak geliyor parayı gönderen de Paul Sorel olarak görünüyordu. Aslında Paul Sorel diye biri yoktu. Herkes Julien’in ailesinin çok zengin olduğunu zannetti ve ona karşı tavırlar değişti. "Ye kürküm, ye" dünyası başlamıştı.
Ancak din adamları arasında da gruplaşmalar vardı. Oranın başpapazı ve Julien’i himayesine almış olan rahip Pirard istifa etmek zorunda kaldı ve birlikte Paris’e gittiler.
PARİS
Burada Julien kendisine kimin para gönderdiğini anladı. Marki de Molle adında bir aristokrat, rahip Pirard’ın arkadaşıydı. Rahibin ona bir iyiliği dokunmuş o da rahibe para vermek istemiş rahip reddedince o da rahibin “himayesindeki” Julien’e yardım etmişti.
Gene bu rahip vasıtasıyla Julien, Marki’ nin sekreteri oldu. Onun malikanesinde yaşıyor, markinin çeşitli işlerine bakıyordu.
Rüyasında göremeyeceği bir hayata kavuşmuştu. Paris sosyetesinin ortasındaydı. Her gece davetler, operalar, tiyatrolar böyle bir hayat yaşıyordu. İşinde başarılıydı. Marki onu takdir ediyordu. Çevresindeki insanlar da biraz “taşralı” diye alaycı davranıyor ama zekasına da hayran kalıyorlardı.
Bu evde de aşk kapıyı çaldı. Marki’nin kızı Matilda Julien’e aşık oldu, mektuplar yazmaya başladı. Julien önce böyle bir kızın kendisini seveceğine inanmadı. Kız hem çok güzel hem çok zengin hem de epeyce mağrurdu. Bir kraliçe edasıyla dolaşıyor, bütün asil aileler de onu oğullarıyla evlendirmek istiyordu.
Ama o Julien’de farklı birşey görmüştü, o da Madame de Renal gibi hayal alemine daldı ve Julien’i odasına davet etti. Onun hayalinde romantik bir aşkın kahramanı olmak vardı.
Bu iki kadının arasındaki fark, Madame de Renal çok utangaç çekingendi, Julien’in ısrarıyla aralarında bir ilişki başlamıştı. Fakat Matilda daha istediğini elde etmeye alışmış bir kadındı. O Julien’e talip oldu ve bu konuda ısrarcı oldu.
Yalnız beraber olduktan sonra pişman oldu. “Ben şimdi bir marangozun oğluyla mı evleneceğim?” dedi ve Julien’e soğuk davranmaya başladı.
Julien de ona soğuk davrandı ama içten içe üzüldü. Tanıdığı bir Rus asilzadesine Matilda’nın ismini vermeden durumu anlattı ve akıl sordu. Adam ona Matilda’yı kıskandırmasını salık verdi.
Artık Julien başka kadınlarla konuşuyor, Matilda’ya bakmıyordu. Bu duruma Matilda tahammül edemedi yeniden onu odasına davet etti. Hamile olduğunu açıkladı ve onunla evlenmek istediğini söyledi.
Marki’ye bu durumu nasıl söyleyeceklerdi?
Matilda babasına bir mektup yazarak durumu anlattı Julien ile evlenmek istediğini söyledi.
Marki önce çok sinirlendi, kabul etmedi, sonra razı geldi. Julien’e paralar verildi, bir soyluluk unvanı uyduruldu. Orduya girip rütbe sahibi olması sağlandı. Jet hızıyla onu kendilerine uygun bir damat haline getirdiler.
Fakat....
Julien Cennet bahçesine düşmüş gibiydi ama biri durumu Verrier’e haber verdi. Dedikodu yayıldı. Madame de Renal’in günah çıkardığı kilisenin papazı genç kadını Marki’ye bir mektup yazmaya ikna etti.
Julien’i kıskanan Madam de Renal onun “kötü biri, fırsatçı bir servet avcısı” olduğunu yazdı.
Marki fikrini değiştirdi, kızını Julien’e vermeyecekti.
O sırada Julien görevle başka bir yere gitmişti. Matilda ona mektup yazıp "herşeyi kaybettik babam bizi evlendirmeyecek" dedi.
VERRİER
Keşke Matilda ile evlenip hayallerine kavuşsaydı, çocuğunu kucağına alsaydı. Roman öyle bitseydi... İyi olurdu ama öyle bitmedi.
Matilda’dan haberi alan Julien derhal Verrier’e gitti. Bir silah alıp, kilisede dua etmekte olan Madam de Renal’i vurdu.
Hemen yakalanıp hapsedildi. Eski sevgilisini öldürdüğünü zannediyordu ama Louise de Renal sadece omuzundan yaralanmıştı. Hapishaneye gelip onu affettiğini söyledi.
Haberi alan Matilda’da hemen geldi avukat bulup Julien’i kurtarmaya çalıştı.
Julien kendisini savunmadı avukat da istemedi ve giyotinle idam edildi.
Esasında kendisini çok sevmiş olan Madam de Renal bir kaç gün sonra üzüntüden öldü.
Niye kötü sonla bitti?
Hayatı Boyunca gerçekle, yapmacıklık- iki yüzlülük arasında kalmış olan Julien Sorel artık kendisi olmak istedi. Mahkemede asıl suçunun kendi sosyal seviyesinin üzerinde bir yere çıkmak olduğunu kendisini yargılanların aslında bunu affetmediğini söyledi.
Bütün o ihtirasın kendisine mutluluk getirmediğini fark etti. Aslında gerçekte Madam de Renal’i sevdiğini anladı ama kaderine teslim oldu.
Diyeceksiniz ki böyle bir şey olur mu? Olmuş. Esasında buna benzer bir hikayeyi Stendhal gazete haberinden okuyup, bundan aldığı ilhamla derin bir psikolojik roman yazmış.
