Elif MAT ERKMEN - Araştırmacı-Yazar
Köşe Yazarı
Elif MAT ERKMEN - Araştırmacı-Yazar
 

GENÇ ADAM JULIEN SOREL

  Bugünkü konumuz, Fransız yazar Stendhal’in Kırmızı ve Siyah adlı meşhur romanının kahramanı Julien Sorel. Julien, Fransa’nın İsviçre sınırına yakın bir yerde Doubs ırmağı kıyısında Verriere adında “hayali” bir kasabada doğmuş. Stendhal sanırım özellikle gerçek bir yer ismi kullanmamış çünkü romanda o kasabanın rahipleri, belediye başkanı ve önde gelen kişilerinin adı geçiyor. Julien’in babası doğramacılık işi yapıyor. Yaşadıkları yer dağlık, ormanlık bir yerdi. Oğulları da onunla çalışıyor.  Ailenin erkekleri iri yarı, kaba saba ve okumamış kişiler, ancak Julien ince zarif yapılı bir genç. Okumaya çok meraklı. Vaktiyle Napolyon’un ordusunda cerrah olarak görev yapmış bir doktor emekli olunca o bölgeye yerleşmiş ve Julien’e Latince ve tarih konularında ders vermiş. Çocuğun çok yetenekli olduğu anlaşılınca, Chélan isimli bir papaz da kendisine ilgi gösterip, ilahiyat dersleri vermeye başlamış. Julien’in annesi küçük yaşta ölmüş ve hayatında kendisine şevkat gösterecek bir anne figürü olmamış. Vaktini okumakla geçirmeyi seviyor. Esasında dinle bir alakası yok. İnanmıyor ama geleceği için rahip olmanın iyi olacağını düşünüyor. Sevdiği üç kitap: Jean Jacque Rousseau’nun İtiraflar isimli hayat hikayesi,  Napolyon’un Grand Armée adını verdiği ordusunun Bültenleri ve Napolyon’un St Helena adasında sürgündeyken dikte ettirdiği Hatıratı. Tahmin edileceği gibi Julien, Napolyon hayranı bir genç, onun yaptığı savaşları ve yaşamını idealize ediyor. Bu üç kitaptan Rousseau’nun İtirafları oldukça dürüst bir şekilde yazılmış bir otobiyografi. Bu türün ilk örneklerinden biri. Genellikle otobiyorgrafilerde yazar kendi hayatını ve düşüncelerini biraz daha pozitif bir ışıkta göstermeye çalışır ama Rousseau’nun İtiraflar’ı için “insanı rahatsız edecek kadar dürüst” ifadesi kullanılıyor. Napolyon’un ordusunun günlükleri için ise tam tersine yalan dolandan ibaret. Onun için “ordu bülteni gibi yalan” sözü çıkmış. Napolyon savaştayken ordu bültenlerini Paris’e propaganda amacıyla gönderiyor, kendisini ve ordusunu daima kahraman gösteriyordu. Sezar ve Büyük İskender’e hayrandı. O da Julien gibi çok okumuştu gençliğinde. Genç adam Latinceyi çok iyi öğrenip İncil’i de ezberlediği için rahip Chélan’ın sevgisini kazandı. Tabiatının keresteciliğe uygun olmaması, babası ve ağabeylerinden hep dayak yemesi sebebiyle iyi yürekli rahip onu kurtarmak istedi. Belediye Başkanı M. De Renal’in üç oğlu vardı ve Julien’in bu çocuklara Latince öğretmesi için rahip aracı oldu. Mösyö de Renal çok zengin bir adam onun da çivi fabrikası vardı, zenginliğini göstermek istiyor ve ailesiye birlikte şato gibi duvalarla çevrili bir evde yaşıyordu. Julien’in rahibin bu düşüncesinden haberi yoktu. Belediye Başkanı işyerine gelerek, bu teklifi yaptığında baba Sorel şaşırdı “oğluma sorayım” diyerek Julien’i bulmaya gitti. O sırada Julien’in işinin başında olması gerekiyordu. Fakat o oturmuş gene Napolyon’un St Helena Hatıratı’nı okumaya dalmıştı. Baba seslendi, oğlu duymadı çünkü makinelerin gürültüsü vardı. Yaşlı adam yanına geldi, kitabı tuttuğu gibi ırmağa attı, Julien’e de bir yumruk patlattı:  “Ben seni işe bak diye gönderdim sen gene lüzumsuz kitaplar okuyorsun” Babanın okuma yazması olmadığı için kitap okuma zevkinden habersizdi. Julien kendine gelince onu sorguya çekti:  “Bu iş nerden çıktı? Benden habersiz ne işler çeviriyorsun?”  Gencin bir şey bilmediğini anlayınca ona bu işi kabul etmesini söyledi. Julien, “Ben Belediye Başkanının evinde hizmetkâr olmak istemiyorum” dedi. “Hizmetkâr değil, çocukların Latince hocası olacaksın” “Kimle yemek yiyeceğim, aileyle sofraya mı oturacağım yoksa diğer çalışanlarla mutfakta mı yiyeceğim?” “Aileyle beraber olacaksın.” “Ücret ne kadar?” .... Böyle konuşmalardan sonra, Julien cesaretini toplayarak Belediye Başkanının şatosuna gitti. Kapıyı Madame Rénal açtı. Otuz yaşında çok güzel zarif bir hanımdı. Bu güzelliği görünce Julien’in eli ayağına dolaştı. Zaten çevresinde konuşabildiği sırınlı sayıda insan vardı. Böyle bir lüks eve ilk defa geliyordu. Ev sahibesi de Latince öğretmeninin bu kadar genç olmasına şaşırmıştı: “Gerçekten Latince biliyor musun?” “Evet efendim.” “İyi biliyor musun?” “Papaz kendisi kadar hatta daha iyi bildiğimi söylüyor” ....... “Çocuklarımı dövmezsin değil mi?” “Ben sizin emrinizden çıkmam hanımefendi.” O zamanlar hocalar çocukları dövüyor, sert davranıyordu. Genç annenin korkusu buydu. Julien’in kibar tavırlarını görünce rahatladı. Mösyö Rénal, Julien’in yeni konumuna uygun giyinmesini istiyordu. Onu terziye gönderip iki takım siyah elbise yaptırttı. Çocukları artık şehirde dolaşırken başlarında Latince hocaları olacak herkes onlara hayran kalacak, rakipleri kıskanacaktı. Her şey güzel başladı değil mi? Ama karışıklıklar geliyor. Roman, Fransız romanı illaki bir aşk olacak. Çok güzel ve naif Madam Rénal ile çocuklarının hocası kendisinden on yaş küçük Julien’in aşkı. Aslında kadının aklına hiç öyle bir şey gelmemişti başlangıçta ama onun küçük beyaz elleri Julien’in aklına fena halde takılmıştı. Ne yapıp edip o elleri tutacaktı...        
Ekleme Tarihi: 26 Ağustos 2026 -Çarşamba

GENÇ ADAM JULIEN SOREL

 

Bugünkü konumuz, Fransız yazar Stendhal’in Kırmızı ve Siyah adlı meşhur romanının kahramanı Julien Sorel.

Julien, Fransa’nın İsviçre sınırına yakın bir yerde Doubs ırmağı kıyısında Verriere adında “hayali” bir kasabada doğmuş. Stendhal sanırım özellikle gerçek bir yer ismi kullanmamış çünkü romanda o kasabanın rahipleri, belediye başkanı ve önde gelen kişilerinin adı geçiyor.

Julien’in babası doğramacılık işi yapıyor. Yaşadıkları yer dağlık, ormanlık bir yerdi. Oğulları da onunla çalışıyor.

 Ailenin erkekleri iri yarı, kaba saba ve okumamış kişiler, ancak Julien ince zarif yapılı bir genç. Okumaya çok meraklı. Vaktiyle Napolyon’un ordusunda cerrah olarak görev yapmış bir doktor emekli olunca o bölgeye yerleşmiş ve Julien’e Latince ve tarih konularında ders vermiş.

Çocuğun çok yetenekli olduğu anlaşılınca, Chélan isimli bir papaz da kendisine ilgi gösterip, ilahiyat dersleri vermeye başlamış.

Julien’in annesi küçük yaşta ölmüş ve hayatında kendisine şevkat gösterecek bir anne figürü olmamış.

Vaktini okumakla geçirmeyi seviyor. Esasında dinle bir alakası yok. İnanmıyor ama geleceği için rahip olmanın iyi olacağını düşünüyor.

Sevdiği üç kitap:

Jean Jacque Rousseau’nun İtiraflar isimli hayat hikayesi,

 Napolyon’un Grand Armée adını verdiği ordusunun Bültenleri ve

Napolyon’un St Helena adasında sürgündeyken dikte ettirdiği Hatıratı.

Tahmin edileceği gibi Julien, Napolyon hayranı bir genç, onun yaptığı savaşları ve yaşamını idealize ediyor.

Bu üç kitaptan Rousseau’nun İtirafları oldukça dürüst bir şekilde yazılmış bir otobiyografi. Bu türün ilk örneklerinden biri. Genellikle otobiyorgrafilerde yazar kendi hayatını ve düşüncelerini biraz daha pozitif bir ışıkta göstermeye çalışır ama Rousseau’nun İtiraflar’ı için “insanı rahatsız edecek kadar dürüst” ifadesi kullanılıyor.

Napolyon’un ordusunun günlükleri için ise tam tersine yalan dolandan ibaret. Onun için “ordu bülteni gibi yalan” sözü çıkmış. Napolyon savaştayken ordu bültenlerini Paris’e propaganda amacıyla gönderiyor, kendisini ve ordusunu daima kahraman gösteriyordu. Sezar ve Büyük İskender’e hayrandı. O da Julien gibi çok okumuştu gençliğinde.

Genç adam Latinceyi çok iyi öğrenip İncil’i de ezberlediği için rahip Chélan’ın sevgisini kazandı. Tabiatının keresteciliğe uygun olmaması, babası ve ağabeylerinden hep dayak yemesi sebebiyle iyi yürekli rahip onu kurtarmak istedi.

Belediye Başkanı M. De Renal’in üç oğlu vardı ve Julien’in bu çocuklara Latince öğretmesi için rahip aracı oldu.

Mösyö de Renal çok zengin bir adam onun da çivi fabrikası vardı, zenginliğini göstermek istiyor ve ailesiye birlikte şato gibi duvalarla çevrili bir evde yaşıyordu.

Julien’in rahibin bu düşüncesinden haberi yoktu. Belediye Başkanı işyerine gelerek, bu teklifi yaptığında baba Sorel şaşırdı “oğluma sorayım” diyerek Julien’i bulmaya gitti. O sırada Julien’in işinin başında olması gerekiyordu. Fakat o oturmuş gene Napolyon’un St Helena Hatıratı’nı okumaya dalmıştı.

Baba seslendi, oğlu duymadı çünkü makinelerin gürültüsü vardı. Yaşlı adam yanına geldi, kitabı tuttuğu gibi ırmağa attı, Julien’e de bir yumruk patlattı:

 “Ben seni işe bak diye gönderdim sen gene lüzumsuz kitaplar okuyorsun”

Babanın okuma yazması olmadığı için kitap okuma zevkinden habersizdi.

Julien kendine gelince onu sorguya çekti:

 “Bu iş nerden çıktı? Benden habersiz ne işler çeviriyorsun?”

 Gencin bir şey bilmediğini anlayınca ona bu işi kabul etmesini söyledi.

Julien, “Ben Belediye Başkanının evinde hizmetkâr olmak istemiyorum” dedi.

“Hizmetkâr değil, çocukların Latince hocası olacaksın”

“Kimle yemek yiyeceğim, aileyle sofraya mı oturacağım yoksa diğer çalışanlarla mutfakta mı yiyeceğim?”

“Aileyle beraber olacaksın.”

“Ücret ne kadar?” ....

Böyle konuşmalardan sonra, Julien cesaretini toplayarak Belediye Başkanının şatosuna gitti.

Kapıyı Madame Rénal açtı. Otuz yaşında çok güzel zarif bir hanımdı. Bu güzelliği görünce Julien’in eli ayağına dolaştı. Zaten çevresinde konuşabildiği sırınlı sayıda insan vardı. Böyle bir lüks eve ilk defa geliyordu. Ev sahibesi de Latince öğretmeninin bu kadar genç olmasına şaşırmıştı:

“Gerçekten Latince biliyor musun?”

“Evet efendim.”

“İyi biliyor musun?”

“Papaz kendisi kadar hatta daha iyi bildiğimi söylüyor”

.......

“Çocuklarımı dövmezsin değil mi?”

“Ben sizin emrinizden çıkmam hanımefendi.”

O zamanlar hocalar çocukları dövüyor, sert davranıyordu. Genç annenin korkusu buydu. Julien’in kibar tavırlarını görünce rahatladı.

Mösyö Rénal, Julien’in yeni konumuna uygun giyinmesini istiyordu. Onu terziye gönderip iki takım siyah elbise yaptırttı.

Çocukları artık şehirde dolaşırken başlarında Latince hocaları olacak herkes onlara hayran kalacak, rakipleri kıskanacaktı.

Her şey güzel başladı değil mi? Ama karışıklıklar geliyor. Roman, Fransız romanı illaki bir aşk olacak. Çok güzel ve naif Madam Rénal ile çocuklarının hocası kendisinden on yaş küçük Julien’in aşkı.

Aslında kadının aklına hiç öyle bir şey gelmemişti başlangıçta ama onun küçük beyaz elleri Julien’in aklına fena halde takılmıştı. Ne yapıp edip o elleri tutacaktı...

 

 

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.