Şu uyuşturucu batağına batanları dehşetle izliyoruz. Hatta bir doktorun uyarısını da gördük “uyuşturucu zekâ geriliğine yol açıyor, beyne geri dönülmesi imkânsız zarar veriyor” dedi. Bunu uyuşturucu kullanan bir spikerin yüzüne karşı söyledi. Spiker hanımın gözleri büyüdü “Yaa” dedi.
Bu kadar uyarı yapılıyor niye bile bile insanlar kendisini bu bataklığa atıyor, neden sisten göz gözü görmüyor acaba?
Aşağıda İlahi Komedya’nın Cehennem Bölümü’nün 8. Kantosunu bulacaksınız. Çeşitli sebeplerle cehenneme düşmüş insanlar, sisten, pislikten birbirini göremiyor.
Sis öfkeden veya bir başka sebepten kafanın karışmasını, düşünememesini, insanın önünü görememesini simgeliyor.
Dünyadaki ihtiras, yaptıkları kavgalar öbür dünyaya da sirayet etmiş, halen akıllanmamışlar, Floransa’da nasıl birbirlerini yedilerse öbür dünyada da aynı şekilde devam ediyorlar.
Bunlardan soyadı Argenti (Gümüş) olan bir adamı görüyoruz. Yaşarken o kadar zenginmiş ki atının üzengisi bile gümüştenmiş. Gel gör ki, o paralar mutluluk getirmemiş.
İnsanlık mücadelesi hep karanlıktan aydınlığa çıkma mücadelesi. Dileyelim bu karanlık dönem de geride kalsın.
Evet,Kule'ye yaklaşmıştık;
Ama bataklığı geçmeden evvel sanki iki işaret fişeği gibi
Bir parıltı oldu kulenin her iki tarafından.
Sonra uzaktan bir başka ateş ona cevap verdi;
"Bu işaretleşmeler de ne?" dedim Bilge'ye
"Bu kadar mesafeden kim ne söylüyor ateşle?'
"Pis bataklığa bak; kimi çağırdıklarını göreceksin,
Eğer sis mâni olmazsa."
O kirli kanalda, ok hızıyla geldi tekne;
Sadece tek bir kayıkçısı vardı,
"Yakaladım sizi" dedi kayıkçı.
"Phlegyas! Phelegyas! boşuna nefesini tüketme" dedi Rehber;
"Sadece bizi karşı kıyıya geçireceksin o kadar!"
Deli Phlegyas sanki kendisine bir şey yapmışız gibi öfke doluydu.
Hiçbir şeyden korkmayan rehberim, kayığa bindi eliyle gelmem için işaret etti;
Ben binince kayık ağırlığımla yerleşti suya,
Her zamankinden daha ağırdı.
Bataklığın içinden biri başını kaldırdı ve bağırdı;
"Zamanından önce buraya gelen de kim?"
"Benim geldiysem de, burada kalacak değilim!
Sen kimsin bu düşkün ve kötü kokulu halinle?"
"Ağlayanım ben."
"Kıyamete kadar ağla, ah çek!
Tanıdım seni, Cehennem köpeği;
Pislik seni!"
Elini kayığa uzatınca Üstadım;
"İn aşağı pis köpek; diğerleriyle beraber kal burada" diye azarladı onu.
Sonra bana sarıldı "Surat asma" dedi
"Seni doğuran Ana' ya rahmet olsun, kibar ruh."
"Bu aşağıdaki adam ukalanın tekiydi,
Dünyada hiçbir iyilik yapmamıştır kimseye
Şimdi pisliğin içinde.
Şimdi yaşayanlar içinde nice üst mevkide olan,
Bağırıp, çağıran var ki; sonları böyle olacak
Bu domuz pisliğinin içine serilecekler."
"Canı çıksın dedim beter olsun!
Beter olsun da bu pis kokulu yeri terk etmeden göreyim."
"Karşı kıyıya varmadan isteğinin kabul edildiğini göreceksin" dedi bana rehberim.
Diğer ruhlar bunun üzerine hücum ederek;
"Filippo Argenti’ nin işini bitirelim" dediler hep birlikte.
Floransalı kuduz köpek, çılgına döndü hırsından kendi kendisini ısırdı.
Diğerleri onun başında toplandı.
Onu öylece bıraktık…
Daha başka bir şey demeyeceğim.
Ama çığlıkları hâlâ kulağımda.
Karşı kıyıyı görmek için gözlerimi kıstım.
"Oğlum;" dedi ustam
"Cehennemin başşehri Dis önümüzde
Sakinleri de kalabalık guruplar halinde dolaşıyorlar içinde."
"Görüyorum kubbelerini,
Alev alev yanıyorlar." dedim.
"Cehennem ateşinin kıyamete kadar yanacak yakıtıdır onlar
Bütün alt tabakalardan görülür." dedi Ustam.
O konuşurken hendeğe girmiştik.
Duvarları sanki demirden yapılmış, kayığımızın yanında
Yükseklere uzanıyordu şehrin.
Etrafında dolandık, en nihayet tekneyi kıyıya çekti kayıkçı ve
"İnin, inin!" diye bağırdı. “Burası giriş."
Cennet’ten kovulmuş yüzlerce gölge kapının üzerine birikmiş halde,
“Ölüm krallığını daha yaşarken gelip işgal eden de kim?” dediler.
Virgil biraz ilerleyerek, onlarla konuşmak istediğini belli etti.
Sakinleştiler.
Birisi:
"Gel ama yalnız gel" dedi
Buraya gelmeye cüret eden yanındakine söyle;
Nasıl geldiyse öyle gitsin.Aynı yoldan.
Şansını denesin bakalım. Buraya sadece ölüler gelir ve bir daha çıkamaz."
Değerli Okuyucu; bu kötü lafların bana nasıl tesir ettiğini,
Nasıl içime işlediğini anlayabilirsin.
Bir daha dünyaya dönme ümidimi kaybetmiştim.
"Aman değerli ustam, rehberim!
Beni buraya kadar sağ salim getirdin kötüleri defettin.
Sakın yanımdan ayrılma.
Korkuyorum bunlar bizi geçirmeyecekse geri dönelim.
Işığa doğru gidelim."
Rehberim yüce ruhluydu;
"Korkma" dedi, "sana yüksek yerden izin verilmiştir kimse mâni olamaz.
Burada bekle kendine gel ümidini kaybetme
Seni burada yalnız başına koymam, göndermem biryere.'
Bunları söyleyerek yanımdan ayrıldı.
Şüphe içindeydim.
Neler konuştuklarını duyamıyordum
Ama onu dinleyen kalabalık dağıldı; bağırıp çağırmaya başladılar.
Kapıyı ustamın suratına çarptılar.
Yüce Ruh kapının önünde yalnız kalmıştı.
Yanıma geldi acı içindeydi.
Gözleri yerde, suratı asıktı
"Kim bizi yasaklıyor?" dedi
Sonra bana "ümidini kaybetme ben sinirlendim diye.
Bunlar ne tuzak kurarsa kursun biz yolumuza devam edeceğiz.
Bu edepsizlikleri yeni değil daha önce de bizi engellemeye çalıştılar
Ama biz geçtik daha önceki geçitlerden.
Orada Cehennemin Kapısı’ndaki yazıları okumuştun.
Ama şimdi bize yardım etmeye biri gelecek.
O kapıdan geçti, yaklaşıyor.
Karanlık yokuştan aşağı iniyor,
Ona rehber gerekmez,
Onun gelişiyle tüm kapılar açılır..." dedi.
