Elif MAT ERKMEN - Araştırmacı-Yazar
Köşe Yazarı
Elif MAT ERKMEN - Araştırmacı-Yazar
 

CALGARY’ DE BİR APARTMAN - ÖYKÜ

Bir sabah işe giderken asansörde karşılaştım onunla. Bir şarkı mırıldanmaya başladım, bana baktı, “Biliyor musun bu şarkıyı?” dedim.  -Tabii bilmez miyim çocuk şarkısı her çocuk mutlaka söylemiştir. -Evet biz seyahate giderken arabada çalardık. -Anne babalarımız nasıl tahammül etmiş?  -Benimkiler severdi -Gerçekten mi? -Sizde bu binada mı oturuyorsunuz? -Evet, birkaç yıldan beri. -İşe gidiyorsunuz herhalde.  -Evet. Beşinci caddeye. Sen nerede çalışıyorsun? Böylece konuşmaya başladık. Aslında onunla sık sık karşılaşıyorduk ama konuşmamıştık. Baktım o girişimde bulunmuyor, ben şarkı mırıldanarak sohbete başladım. Apartmanda bir de yaşlı çift oturuyordu. Ayrı ayrı dairelerde oturan iki komşu. Zamanla arkadaş olmuşlardı. Rudolf Amerika’dan gelmiş, emekliydi. Gençliğinde araba tamircisi dükkânı varmış. Katie ise emekli öğretmendi. İkisinin de eşleri ölmüştü. Katie’nin bir de küçük köpeği vardı. Zaman zaman Rudolf’la beraber yürüyüşe çıkıyorlardı. Belki de her sabah, köpeği gezdirme bahanesiyle.   Onların bu tatlı arkadaşlığı hoşuma gidiyordu. Biz de belki Mark’la güzel bir arkadaşlık başlatabiliriz diye umut ediyordum. Zamanla biz de birlikte vakit geçirmeye başladık. Mark bilgisayar mühendisi, yakışıklı biri.  Beni arkadaşlarıyla tanıştırmak istiyor. Geçen gün Rudolf’un yeğeni gelmiş apartmanın önünde konuşuyorlardı. Daha doğrusu tartışıyorlardı. Larry, ondan para istiyordu, o da “gene mi para, artık bir iş bul çalış” diyordu. Larry, arkasından “aslında o paralar benim babamın parasıydı, artık bana hakkımı versen iyi olur” diyordu. Rudolf bunaldı, sanki kalbi sıkıştı. “Yeter artık!” deyip içeri girdi, apartmanın kapısını kapattı. O sıra Katie geldi. “Ne bu halin, bunalmışsın” dedi onu çaya davet etti. Katie’yi görünce Rudolf sakinleşti. Giderlerken “önemli değil, sonra anlatırım” diyordu. Neler anlatacaktı acaba? Larry belli ki onun başına dert oluyordu. Bir gün Katie ile karşılaştım, bana Rudolf ile birlikte başka bir şehre, sahilde bir yere taşınmak istediklerini söyledi.  Biraz şaşırdım bu habere ama emeklilerin Vancouver tarafına taşınmak istediklerini biliyordum. Orada hem tabiat çok güzel hem de hava ılımandı. “Ne zaman taşınacaksınız?” diye sordum, “yaza” dedi. “Ne güzel bir değişiklik olur size” dedim. Katie heyecanlı gözüküyordu. Bir akşam geç saatte Mark’la beraber bir partiden dönüyorduk. Kapının önünde ambulansları görünce şaşırdık. Hemen koştuk. Rudolf’u götürüyorlardı. Rudolf kalp krizi geçirmişti. Katie arkasından endişe ile bakıyordu. Ne olduğunu sorduk. Akşam kendisini arayınca, Rudolf telefonu açmamış o da merak edip bakmaya gelmiş, kapıdan ses gelmeyince anahtarıyla açıp bakmış. Rudolf yerde yatıyormuş. “Merak etme kurtulur” dedim. “Sabaha kadar zor bekleyeceğim sabah hemen hastaneye gideceğim” dedi. Rudolf’un bir yakını varsa aramayı teklif ettim. “Yeğeni Larry’den başkası yok, onu da sevmiyor” dedi. Geceyi zor geçirecekti belli. “Yarın Pazar, beraber gideriz hastaneye şimdi uyumaya çalış” dedim ona. Ertesi sabah hastaneye giderken yolda bana eski bir hikâye, Rudolf’un neden Los Angeles’tan Kanada’ya taşındığını anlattı.  Neler oluyor hayatta… Vaktiyle Rudolf’un kardeşi Tom’la birlikte işlettiği bir araba tamircisi dükkânı varmış, Los Angeles’te. Bir gün şehirde bir cinayet işlenmiş. Cinayeti işleyen meşhur bir mafya babasıymış. Soruşturma yapılırken Rudolf mahkemeye seçilen 12 jüri üyesinden biri olmuş. Bu görevi reddetmenin olanağı yokmuş. Sağlık sebebi falan olmadıkça jüri üyesi seçilen vatandaşların bu görevi yerine getirmeleri gerekiyormuş. İşe gidemedikleri günler için devlet onlara ödeme yapıyormuş. Rudolf bu görevi hiç istememiş ama mecburen kabul etmiş. Bir gün dükkanına gelen iki kara kıyafetli adam, mahkeme sonunda oyunu “sanık suçsuzdur” şeklinde kullanmasını isteyip kendisine yüklü bir para teklif etmiş.  “Ben paranızı istemiyorum, bu mesele yüzünden hapse girecek değilim, paranız sizin olsun, bırakın peşimi” diye itiraz ettiyse de adamlardan biri ceketini açıp silahını gösterince sesini kısmak zorunda kalmış. Kardeşi Tom, “başka çaremiz yok, mahkemede “sanık suçsuz” diyeceksin, yoksa bu herifler peşimizi bırakmaz. Burayı başımıza yıkarlar, seni de öldürürler” demiş. Al başına belayı. Jüri oylamayı yaparken “not guilty” demiş bu iki kelime karşısında dünya parayı alıp evine dönmüş. Kardeşi Tom’a “parayı aldım ama iki sene boyunca hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam edeceğiz. Zorunlu harcamalar dışında etrafa para saçmayacağız, lüks araba falan almayacağız, yoksa biri şüphelenir beni ihbar eder, hem paradan oluruz hem de ben hapse girerim” demiş. İki sene sonra, kardeşini göndermiş Kanada’ya, sonra kendi gelmiş. Burada da iyi bir hayat yaşamışlar ama hiçbir zaman dikkat çekecek şekilde bir zenginlik göstermemişler. Yalnız şimdi yeğeni Larry çalışmak istemiyor, amcasından para çekip keyif yapmak istiyormuş. Rudolf artık onu idare etmekten bıkmış, buradan Vancouver’a taşınmak istiyormuş. Katie heyecanla bana bütün bunları anlatırken hâlâ şoktaydı. Sonra biraz kendine geldi. Bana anlattığı için çekindi bir an. “Aman kimseye söyleme” dedi. “Söylemem merak etme” dedim. “Ömrü boyunca bu sırrı taşımak Rudolf için kolay olmamıştır, hep yakalanma korkusuyla yaşamak.” diye ilave ettim. “Evet şimdi artık biraz rahat etmek istiyordu. Bu yaşımda biraz keyfime bakmak istiyorum, şöyle deniz manzaralı bir daire bulalım” diyordu. “Merak etme, o da olur” dedim.  
Ekleme Tarihi: 15 Aralık 2025 -Pazartesi

CALGARY’ DE BİR APARTMAN - ÖYKÜ

Bir sabah işe giderken asansörde karşılaştım onunla. Bir şarkı mırıldanmaya başladım, bana baktı,

“Biliyor musun bu şarkıyı?” dedim.

 -Tabii bilmez miyim çocuk şarkısı her çocuk mutlaka söylemiştir.

-Evet biz seyahate giderken arabada çalardık.

-Anne babalarımız nasıl tahammül etmiş?

 -Benimkiler severdi

-Gerçekten mi?

-Sizde bu binada mı oturuyorsunuz?

-Evet, birkaç yıldan beri.

-İşe gidiyorsunuz herhalde.

 -Evet. Beşinci caddeye. Sen nerede çalışıyorsun?

Böylece konuşmaya başladık.

Aslında onunla sık sık karşılaşıyorduk ama konuşmamıştık. Baktım o girişimde bulunmuyor, ben şarkı mırıldanarak sohbete başladım.

Apartmanda bir de yaşlı çift oturuyordu. Ayrı ayrı dairelerde oturan iki komşu. Zamanla arkadaş olmuşlardı.

Rudolf Amerika’dan gelmiş, emekliydi. Gençliğinde araba tamircisi dükkânı varmış. Katie ise emekli öğretmendi. İkisinin de eşleri ölmüştü. Katie’nin bir de küçük köpeği vardı. Zaman zaman Rudolf’la beraber yürüyüşe çıkıyorlardı. Belki de her sabah, köpeği gezdirme bahanesiyle.

 

Onların bu tatlı arkadaşlığı hoşuma gidiyordu. Biz de belki Mark’la güzel bir arkadaşlık başlatabiliriz diye umut ediyordum.

Zamanla biz de birlikte vakit geçirmeye başladık. Mark bilgisayar mühendisi, yakışıklı biri.  Beni arkadaşlarıyla tanıştırmak istiyor.

Geçen gün Rudolf’un yeğeni gelmiş apartmanın önünde konuşuyorlardı. Daha doğrusu tartışıyorlardı. Larry, ondan para istiyordu, o da “gene mi para, artık bir iş bul çalış” diyordu. Larry, arkasından “aslında o paralar benim babamın parasıydı, artık bana hakkımı versen iyi olur” diyordu. Rudolf bunaldı, sanki kalbi sıkıştı. “Yeter artık!” deyip içeri girdi, apartmanın kapısını kapattı.

O sıra Katie geldi. “Ne bu halin, bunalmışsın” dedi onu çaya davet etti.

Katie’yi görünce Rudolf sakinleşti. Giderlerken “önemli değil, sonra anlatırım” diyordu.

Neler anlatacaktı acaba? Larry belli ki onun başına dert oluyordu.

Bir gün Katie ile karşılaştım, bana Rudolf ile birlikte başka bir şehre, sahilde bir yere taşınmak istediklerini söyledi.  Biraz şaşırdım bu habere ama emeklilerin Vancouver tarafına taşınmak istediklerini biliyordum. Orada hem tabiat çok güzel hem de hava ılımandı.

“Ne zaman taşınacaksınız?” diye sordum, “yaza” dedi. “Ne güzel bir değişiklik olur size” dedim. Katie heyecanlı gözüküyordu.

Bir akşam geç saatte Mark’la beraber bir partiden dönüyorduk. Kapının önünde ambulansları görünce şaşırdık. Hemen koştuk. Rudolf’u götürüyorlardı. Rudolf kalp krizi geçirmişti.

Katie arkasından endişe ile bakıyordu. Ne olduğunu sorduk. Akşam kendisini arayınca, Rudolf telefonu açmamış o da merak edip bakmaya gelmiş, kapıdan ses gelmeyince anahtarıyla açıp bakmış. Rudolf yerde yatıyormuş.

“Merak etme kurtulur” dedim. “Sabaha kadar zor bekleyeceğim sabah hemen hastaneye gideceğim” dedi.

Rudolf’un bir yakını varsa aramayı teklif ettim. “Yeğeni Larry’den başkası yok, onu da sevmiyor” dedi.

Geceyi zor geçirecekti belli.

“Yarın Pazar, beraber gideriz hastaneye şimdi uyumaya çalış” dedim ona.

Ertesi sabah hastaneye giderken yolda bana eski bir hikâye, Rudolf’un neden Los Angeles’tan Kanada’ya taşındığını anlattı. 

Neler oluyor hayatta…

Vaktiyle Rudolf’un kardeşi Tom’la birlikte işlettiği bir araba tamircisi dükkânı varmış, Los Angeles’te. Bir gün şehirde bir cinayet işlenmiş. Cinayeti işleyen meşhur bir mafya babasıymış. Soruşturma yapılırken Rudolf mahkemeye seçilen 12 jüri üyesinden biri olmuş. Bu görevi reddetmenin olanağı yokmuş. Sağlık sebebi falan olmadıkça jüri üyesi seçilen vatandaşların bu görevi yerine getirmeleri gerekiyormuş. İşe gidemedikleri günler için devlet onlara ödeme yapıyormuş.

Rudolf bu görevi hiç istememiş ama mecburen kabul etmiş. Bir gün dükkanına gelen iki kara kıyafetli adam, mahkeme sonunda oyunu “sanık suçsuzdur” şeklinde kullanmasını isteyip kendisine yüklü bir para teklif etmiş.

 “Ben paranızı istemiyorum, bu mesele yüzünden hapse girecek değilim, paranız sizin olsun, bırakın peşimi” diye itiraz ettiyse de adamlardan biri ceketini açıp silahını gösterince sesini kısmak zorunda kalmış.

Kardeşi Tom, “başka çaremiz yok, mahkemede “sanık suçsuz” diyeceksin, yoksa bu herifler peşimizi bırakmaz. Burayı başımıza yıkarlar, seni de öldürürler” demiş.

Al başına belayı. Jüri oylamayı yaparken “not guilty” demiş bu iki kelime karşısında dünya parayı alıp evine dönmüş.

Kardeşi Tom’a “parayı aldım ama iki sene boyunca hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam edeceğiz. Zorunlu harcamalar dışında etrafa para saçmayacağız, lüks araba falan almayacağız, yoksa biri şüphelenir beni ihbar eder, hem paradan oluruz hem de ben hapse girerim” demiş.

İki sene sonra, kardeşini göndermiş Kanada’ya, sonra kendi gelmiş. Burada da iyi bir hayat yaşamışlar ama hiçbir zaman dikkat çekecek şekilde bir zenginlik göstermemişler.

Yalnız şimdi yeğeni Larry çalışmak istemiyor, amcasından para çekip keyif yapmak istiyormuş. Rudolf artık onu idare etmekten bıkmış, buradan Vancouver’a taşınmak istiyormuş.

Katie heyecanla bana bütün bunları anlatırken hâlâ şoktaydı. Sonra biraz kendine geldi. Bana anlattığı için çekindi bir an. “Aman kimseye söyleme” dedi.

“Söylemem merak etme” dedim. “Ömrü boyunca bu sırrı taşımak Rudolf için kolay olmamıştır, hep yakalanma korkusuyla yaşamak.” diye ilave ettim.

“Evet şimdi artık biraz rahat etmek istiyordu. Bu yaşımda biraz keyfime bakmak istiyorum, şöyle deniz manzaralı bir daire bulalım” diyordu.

“Merak etme, o da olur” dedim.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.