Elif MAT ERKMEN - Araştırmacı-Yazar
Köşe Yazarı
Elif MAT ERKMEN - Araştırmacı-Yazar
 

CAMDAKİ HAYALET

Camdaki hayalet, küçük bir kız çocuğuna aitti. İçeri girmek istiyordu. Çocukluğunun geçtiği eve. RüzgârlıTepeler ’deki evine. Hava gene fırtınalı, rüzgâr gene soğuktu. Çocukluğunu unutmuyordu. Heathcliff ile birlikte geçirdiği deli dolu yaramaz çocukluğunu. Kendisi altı yaşındayken babası Liverpool’a bir iş için gitmişti. “Dönüşte çocuklar size ne getireyim?” Demişti. Ağabeyi Hindley bir flüt, Catherine ise atları için kırbaç istemişti. Afacan kız daha o yaşta çok güzel ata biniyordu. Saatlerce babalarının dönüşünü beklediler, bahçe kapısına koşup baktılar. Baba çok geç geldi. Yorgunluktan, soğuktan, uzun yol yürümekten tükenmiş bir haldeydi. Yere yığıldı adeta. O anda paltosuna sardığı küçük esmer bir çocuk çıktı ortaya. Herkes şaşırdı. Anne itiraz etti. “Nereden buldun bu çocuğu niye buraya getirdin?” dedi. Çocuk İngilizceyi anlamıyordu, orijini, nereden geldiği, annesi babası bilinmiyordu. Mr. Earnshaw, Liverpool sokaklarında aç, açık ölmek üzere vaziyette olan bu çocuğu bulmuş, sormuş soruşturmuş, hiç kimse sahip çıkmayınca, ölüme terk etmemiş, kucaklayıp getirmişti. Liverpool koskoca bir liman kenti, İngiltere 19. Yüzyılda koca bir imparatorluk, dünya ticaretine hâkim bir devletti; gemileri dünyayı dolaşıyor, sömürgelerinde milyonlarca insan yaşıyordu. O gemilerden limana kim geliyor kim gidiyor belli değildi. Dünyanın herhangi bir yerinden gelmiş, kimliği bilinmeyen esmer, afacan bir çocuk. Ona Heathcliff adı verildi. Baba çok seviyordu onu, eğitimine önem veriyor, kendi çocuğu gibi ilgileniyordu. Catherine de evlerine gelen bu (yeni kardeş mi diyelim arkadaş mı diyelim) bu çocuğu çok sevdi. Hemen kaynaştılar. İkisi de afacandı. Dışarıda oynamaya bayılıyorlardı. Gelgelim ağabeyleri Hindley hiç hoşlanmadı Heathcliff’ten ona hep eziyet etti. Anneleri de istemiyordu. Ne yazık ki, iki sene sonra anneleri öldü. Babaları evdeki gerilimin farkındaydı. Hindley’i yatılı okula başka bir şehre yolladı. Cathy ve Heathcliff birlikte büyüdüler. Zaman geçti, baba da öldü, ağabey eve geri geldi. Hindley, artık evlenmişti ve babası ölünce ev ona kalmıştı. O zamanın yasalarına göre ev büyük erkek çocuğa kalıyordu. Hindley halen Heathcliff’ten nefret ediyordu. “Artık evin çocuğu değil işçisi olacaksın” diye onu arka odalara, diğer işçilerle birlikte kalmaya yolladı. Okutmadı. Kendisinden uzak tutmaya çalıştı. Ancak, Heathcliff ve Cathy yine maceralarına devam ediyordu. Bir gün uzak komşuları Linden’ lerin evlerinin yakınına gittiler, gece vakti evi gözetlemeye başladılar. Evin Edgar ve Isabellaisimli iki çocuğu vardı. Ev pek güzel bakımlı, çocuklar çok akıllı usluydu. Onların düzensiz evleri, disiplinsiz hayat tarzlarıyla bir tezat teşkil ediyordu. Bu çocuklar pek bir “hanım evladı” uslu çocuklardı, onlarla uzaktan alay ettiler. Evin köpekleri dışarıda birilerinin olduğunu anlayınca havlamaya başladı. Kuşkulanan hizmetliler kapıları açtı, köpekleri dışarı saldı. Köpeğin biri gelip Catherine’i bacağından yakaladı. Onun çığlıklarına koşan ev halkı köpeğin yakaladığı kişinin komşularının kızı olduğunu anlayınca kucaklayıp eve taşıdılar, yarasını sardılar. Ancak Heathcliff’i istemediler. O dışlanmıştı. Ev sahiplerine göre o üstü başı kir pas içinde,“çingenenin” tekiydi. Kendi çocuklarıyla oynayamaz, evlerine giremezdi. Heathcliff bir müddet dışarıda bekledi, Cathy’nin iyi olduğundan emin olmak istedi. Ancak sabaha karşı döndü. Kendi ev halkı da meraktaydı. Olan biteni anlattı. Ertesi sabah Mr. Linden geldi, o da olan biteni anlattı. Cathy’yi köpeğin ısırdığını iyileşene kadar onu misafir edeceklerini söyledi. Bu arada Hindley’i kardeşine iyi bakmamakla suçladı. “Onun gece vakti, başıboş dışarıda kırsal alanda nasıl gezmesine, oynamasına nasıl izin veriyorsun?” Diye ayıpladı. Hindley suçu Heathcliff’e attı. “Bunlar hep Heathcliff’in yüzünden oluyor. Artık beraber vakit geçirmelerine izin vermeyeceğim” dedi.                                                                                                                           WUTHERİNG HEİGHTS Bu kısa girişle Emily Brontë’nin unutulmaz romanı Rüzgârlı Tepeler’i (veya Uğultulu Tepeler) anmak istedim. İngilizce ismi Wuthering Heights olan bu romanı seneler evvel okumuştum (belki yirmi sene olmuştur) şimdi sesli kitap olarak dinliyorum. İngilizce olarak YouTube’ de var. Orijinal diliyle dinlemek isteyenler bulabilir. Zamanı, modası geçmeyen bir roman, birkaç defa filmi de yapıldı. Bu sene yeni bir uyarlaması vizyona girecek. Filmi seyretmeden romanı okuyun derim… YORKSHIRE Brontëkardeşlerin yaşadıkları yerler, evleri, babalarının, görev yaptığı kilise, romanlarında anlattıkları harabeler halen ayakta, moore denilen yeşil çalılık alanlar o kayalık, rüzgârlı tepeler, aynen değişmeden kalmış. Otlaklarda gene koyunlar otluyor. Buraları gösteren belgeseller, onların hayatlarını anlatan programlar da var. Yorkshire yünleri meşhur bir bölge. Orta çağdan beri Avrupa ülkelerine satılıyormuş. Brontë kardeşlerin yaşadığı dönemde tifüs, kolera ve verem gibi salgın hastalıklar varmış. Çocuk ölümleri, genç ölümleri çok oluyormuş. Onlar da zor bir çocukluk geçirmiş, kardeşleri ölmüş, salgın hastalık yüzünden okullar sık sık kapatıldığı için düzenli bir okul hayatları olmamış ama babalarının kütüphanesinde kendilerini iyi yetiştirip, her üç kızkardeş de şiirler ve romanlar yazmışlar. Emily, Wuthering Heights, Charlotte,Jane Eyre ve Anne,Agnes Grey adlı romanlarıyla tanınıyor. Yeni yılınızı kutlar, sağlıklı mutlu yıllar dilerim.
Ekleme Tarihi: 13 Ocak 2026 -Salı

CAMDAKİ HAYALET

Camdaki hayalet, küçük bir kız çocuğuna aitti. İçeri girmek istiyordu. Çocukluğunun geçtiği eve. RüzgârlıTepeler ’deki evine. Hava gene fırtınalı, rüzgâr gene soğuktu. Çocukluğunu unutmuyordu. Heathcliff ile birlikte geçirdiği deli dolu yaramaz çocukluğunu.

Kendisi altı yaşındayken babası Liverpool’a bir iş için gitmişti. “Dönüşte çocuklar size ne getireyim?” Demişti. Ağabeyi Hindley bir flüt, Catherine ise atları için kırbaç istemişti. Afacan kız daha o yaşta çok güzel ata biniyordu.

Saatlerce babalarının dönüşünü beklediler, bahçe kapısına koşup baktılar. Baba çok geç geldi. Yorgunluktan, soğuktan, uzun yol yürümekten tükenmiş bir haldeydi. Yere yığıldı adeta. O anda paltosuna sardığı küçük esmer bir çocuk çıktı ortaya.

Herkes şaşırdı. Anne itiraz etti. “Nereden buldun bu çocuğu niye buraya getirdin?” dedi. Çocuk İngilizceyi anlamıyordu, orijini, nereden geldiği, annesi babası bilinmiyordu. Mr. Earnshaw, Liverpool sokaklarında aç, açık ölmek üzere vaziyette olan bu çocuğu bulmuş, sormuş soruşturmuş, hiç kimse sahip çıkmayınca, ölüme terk etmemiş, kucaklayıp getirmişti.

Liverpool koskoca bir liman kenti, İngiltere 19. Yüzyılda koca bir imparatorluk, dünya ticaretine hâkim bir devletti; gemileri dünyayı dolaşıyor, sömürgelerinde milyonlarca insan yaşıyordu. O gemilerden limana kim geliyor kim gidiyor belli değildi.

Dünyanın herhangi bir yerinden gelmiş, kimliği bilinmeyen esmer, afacan bir çocuk. Ona Heathcliff adı verildi. Baba çok seviyordu onu, eğitimine önem veriyor, kendi çocuğu gibi ilgileniyordu. Catherine de evlerine gelen bu (yeni kardeş mi diyelim arkadaş mı diyelim) bu çocuğu çok sevdi. Hemen kaynaştılar. İkisi de afacandı. Dışarıda oynamaya bayılıyorlardı.

Gelgelim ağabeyleri Hindley hiç hoşlanmadı Heathcliff’ten ona hep eziyet etti. Anneleri de istemiyordu. Ne yazık ki, iki sene sonra anneleri öldü.

Babaları evdeki gerilimin farkındaydı. Hindley’i yatılı okula başka bir şehre yolladı. Cathy ve Heathcliff birlikte büyüdüler.

Zaman geçti, baba da öldü, ağabey eve geri geldi. Hindley, artık evlenmişti ve babası ölünce ev ona kalmıştı. O zamanın yasalarına göre ev büyük erkek çocuğa kalıyordu. Hindley halen Heathcliff’ten nefret ediyordu. “Artık evin çocuğu değil işçisi olacaksın” diye onu arka odalara, diğer işçilerle birlikte kalmaya yolladı. Okutmadı. Kendisinden uzak tutmaya çalıştı.

Ancak, Heathcliff ve Cathy yine maceralarına devam ediyordu. Bir gün uzak komşuları Linden’ lerin evlerinin yakınına gittiler, gece vakti evi gözetlemeye başladılar. Evin Edgar ve Isabellaisimli iki çocuğu vardı. Ev pek güzel bakımlı, çocuklar çok akıllı usluydu. Onların düzensiz evleri, disiplinsiz hayat tarzlarıyla bir tezat teşkil ediyordu. Bu çocuklar pek bir “hanım evladı” uslu çocuklardı, onlarla uzaktan alay ettiler.

Evin köpekleri dışarıda birilerinin olduğunu anlayınca havlamaya başladı. Kuşkulanan hizmetliler kapıları açtı, köpekleri dışarı saldı. Köpeğin biri gelip Catherine’i bacağından yakaladı. Onun çığlıklarına koşan ev halkı köpeğin yakaladığı kişinin komşularının kızı olduğunu anlayınca kucaklayıp eve taşıdılar, yarasını sardılar. Ancak Heathcliff’i istemediler. O dışlanmıştı. Ev sahiplerine göre o üstü başı kir pas içinde,“çingenenin” tekiydi. Kendi çocuklarıyla oynayamaz, evlerine giremezdi.

Heathcliff bir müddet dışarıda bekledi, Cathy’nin iyi olduğundan emin olmak istedi. Ancak sabaha karşı döndü. Kendi ev halkı da meraktaydı. Olan biteni anlattı. Ertesi sabah Mr. Linden geldi, o da olan biteni anlattı. Cathy’yi köpeğin ısırdığını iyileşene kadar onu misafir edeceklerini söyledi. Bu arada Hindley’i kardeşine iyi bakmamakla suçladı. “Onun gece vakti, başıboş dışarıda kırsal alanda nasıl gezmesine, oynamasına nasıl izin veriyorsun?” Diye ayıpladı.

Hindley suçu Heathcliff’e attı. “Bunlar hep Heathcliff’in yüzünden oluyor. Artık beraber vakit geçirmelerine izin vermeyeceğim” dedi.

                                                                                                                         

WUTHERİNG HEİGHTS

Bu kısa girişle Emily Brontë’nin unutulmaz romanı Rüzgârlı Tepeler’i (veya Uğultulu Tepeler) anmak istedim.

İngilizce ismi Wuthering Heights olan bu romanı seneler evvel okumuştum (belki yirmi sene olmuştur) şimdi sesli kitap olarak dinliyorum. İngilizce olarak YouTube’ de var. Orijinal diliyle dinlemek isteyenler bulabilir.

Zamanı, modası geçmeyen bir roman, birkaç defa filmi de yapıldı. Bu sene yeni bir uyarlaması vizyona girecek. Filmi seyretmeden romanı okuyun derim…

YORKSHIRE

Brontëkardeşlerin yaşadıkları yerler, evleri, babalarının, görev yaptığı kilise, romanlarında anlattıkları harabeler halen ayakta, moore denilen yeşil çalılık alanlar o kayalık, rüzgârlı tepeler, aynen değişmeden kalmış. Otlaklarda gene koyunlar otluyor. Buraları gösteren belgeseller, onların hayatlarını anlatan programlar da var.

Yorkshire yünleri meşhur bir bölge. Orta çağdan beri Avrupa ülkelerine satılıyormuş.

Brontë kardeşlerin yaşadığı dönemde tifüs, kolera ve verem gibi salgın hastalıklar varmış. Çocuk ölümleri, genç ölümleri çok oluyormuş. Onlar da zor bir çocukluk geçirmiş, kardeşleri ölmüş, salgın hastalık yüzünden okullar sık sık kapatıldığı için düzenli bir okul hayatları olmamış ama babalarının kütüphanesinde kendilerini iyi yetiştirip, her üç kızkardeş de şiirler ve romanlar yazmışlar.

Emily, Wuthering Heights, Charlotte,Jane Eyre ve Anne,Agnes Grey adlı romanlarıyla tanınıyor.

Yeni yılınızı kutlar, sağlıklı mutlu yıllar dilerim.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.