Bugün dünyayı istediğin bir renge boya
Rengârenk batan günü al karşına
Bir renk de kendinden kat
Çocuklar gibi saf, temiz ve berrak
Kapat gözlerini bir hikâye yarat
Vazgeçme hissedilir biraz da sıcaklığını kat
Kalbindeki elleri bırakma sıkıca tut
Çünkü varlıktır sevgiye en güzel kanıt
Yalnızlığın saltanatını sür, sür ama
Birikmiş sevginden, herkese bir parça ver
Bir tebrik, bir arama bin umuttur insana
Mutlu yıllar, mutlu yıllar sana.
Can Yücel’in bu dizeleriyle başlamak istedim yazıma. Çünkü geride bırakmaya hazırlandığımız yıl, hepimizi ekonomik, sosyal ve psikolojik olarak derinden yordu. Kimi zaman umudumuzu kaybettik, kimi zaman çaresizlikle baş başa kaldık. Kadına yönelik şiddet, cinayetler, çocuk istismarı, intihar haberleri, derinleşen ekonomik sorunlar ve gelecek kaygısı; hepimizin vicdanında derin yaralar açtı.
Böylesi bir yılın sonunda, belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, Can Yücel’in dediği gibi; “saf”, “temiz, “berrak “bir renk de kendimizden katmak” ve dünyayı yeniden boyamak.
Yeni yıla girerken ben de ülkemizi ve dünyayı dileklerimle yeniden boyayıp, sizinle paylaşmak istedim.
Bu yeni yılda çocuklar ve gençler geleceğe umutla bakıyor. Bağımlılıklardan uzak, üreten, empati ve merhamet duygusu gelişmiş bireyler olarak hem ülkemize hem de dünyaya fayda sağlamak için çaba gösteriyorlar. Bilim insanlarımız, dünyanın karşı karşıya olduğu amansız hastalıklara ve iklim krizi gibi küresel tehditlere çözüm üretiyor. Ülkemiz dünya gündeminde cinayetlerle, krizlerle ya da umutsuzluklarla değil; bilimiyle, sanatıyla ve insanî değerleriyle yer alıyor.
Bu dünyada başta çocuklar olmak üzere hiç kimse açlığın ve yoksulluğun ne demek olduğunu bilmiyor. Yetkililerimiz, yalnızca kendi ülkeleri için değil, dünya genelinde açlık ve yoksullukla mücadelede öncü rol üstleniyor. Uluslararası platformlarda somut adımlar atılıyor, dayanışma büyüyor.
Sokakta insanlar birbirine tebessümle bakıyor, selam veriyor. Bu pozitiflik iş yaşamına da yansıyor. İşverenler, çalışanlarını yalnızca birer üretim aracı olarak değil; birlikte kazanılacak, birlikte yaşanacak bir hayatın paydaşları olarak görüyor.
Kadınlar ve çocuklar toplumun baş tacı. Anneler, gördükleri değer ve saygıyı ailelerine ve çocuklarına katlayarak sunuyor. Böyle bir ortamda yetişen çocuklar da daha adil, daha şefkatli bir toplum için çalışıyor.
Emekliler, yıllarca verdikleri emeğin karşılığını kaygı duymadan alabiliyor. Geçim derdi yaşamadan; torunlarıyla kaliteli zaman geçiriyor, sosyal bir hayat sürüp, kültür ve sanatla ilgileniyorlar. Sağlık hizmetlerine kolayca erişebiliyor, kimseye muhtaç olmadan, onurlu ve huzurlu bir yaşam sürdürüyorlar. Emekliler, dışlanan değil baş tacı edilen ve deneyimlerinden yararlanılan bir kuşak olarak hayatın içinde yer alıyorlar.
Ve dünyada savaşlar sona ermiş… İnsanlık, kaynakların aslında herkese yeteceğinin farkına varmış. Dil, din, ırk ayrımı olmadan herkesin eşit olduğu; insanların tek derdinin üretmek ve dünyanın geleceğini nasıl daha iyi hâle getirebileceğini düşünmek olduğu bir düzen kurulmuş.
Aslında bakıldığında, bütün bunları başarmanın çok da zor olmadığı aşikâr. Yeter ki gerçekten istensin ve gerçeğe dönüştürmek için adım atılsın. Öyle değil mi?
Yeni yılın; umudu çoğalttığı, sevgiyi görünür kıldığı, dayanışmayı büyüttüğü bir yıl olması dileğiyle…
Herkese mutlu yıllar.
