Dr. Serpil GÜRER - Yazar - Edebiyat Doktoru
Köşe Yazarı
Dr. Serpil GÜRER - Yazar - Edebiyat Doktoru
 

Mafya Dizileri ve Normalleşen Şiddet

Geçen hafta “çocukların” gözünü kırpmadan tanımadıkları başka çocukları öldürdüklerini yazmıştım. Toplumun bu yarası gün gibi ortadayken, bir de bu olguyu besleyen, dizilerden söz etmek istiyorum. Son yıllarda televizyon ekranlarında mafya dizilerinin sayısı dikkat çekici biçimde arttı. Lüks arabalar, ihtişamlı evler, gösterişli yaşamlar, gizli odalar, karizmatik duruş ve haklı gösterilen şiddet… “Aile” vurgusu yapılarak, doktorların mesleklerini bırakıp mafya liderliğine soyunduğu, iyi ve kötü mafya liderlerinin ellerinde silahlarla adalet dağıtma bahanesiyle cinayet işlediği bu yapımlar, yalnızca birer dizi olmanın ötesine geçerek toplumsal algıyı şekillendiren güçlü araçlara dönüşmüş durumda. Özellikle gençler üzerindeki etkileri ise artık görmezden gelinemeyecek kadar belirgin. Suçu ve şiddeti sıradanlaştıran hatta zaman zaman da yücelten bu dizilerin, “esas oğlanı” çoğunlukla “karizmatik”, işlediği suçlara rağmen etrafına sadık, “adil”, ailesine düşkün, kendi içlerinde kurdukları adalet anlayışıyla izleyiciye sempatik gösteriliyor.  Böylece suç, ahlaki bir sorun olmaktan çıkıyor; bir adalet mekanizmasına, hayatta kalma yöntemine, hatta güç ve erkeklik göstergesine dönüşüyor.   Bu durum, hukuk ve adalet kavramlarının aşınmasına da yol açıyor. Dizilerde çoğu zaman adalet geç tecelli etmektedir ya da işlevsizdir. Sorunlar ise silahla, tehditle veya yeraltı ilişkileriyle çözülüyor. Bu anlatım şekli tekrarlandıkça, “hak aramayı” gayri hukuki yollarda arama ve “güçlü olanın kazanması” fikrini besliyor. Bu da, toplumda güven duygusunu zedeleyen tehlikeli bir tablo yaratıyor. Özellikle kimlik arayışının yoğun olduğu ergenlik döneminde, güçlü, zengin ve korkulan karakterler kolayca rol modele dönüşebilir. Sosyal medyada gençler tarafından paylaşılan replikler, taklit edilen tavır ve “abi-kardeş” gibi söylemler bunun en somut göstergeleridir. İşsizlik, maddi kaygılar, fırsat eşitsizliği, gelecek kaygısı gibi sorunlar da gençlerin bu hikâyelere ilgisini artırmaktadır. Bu hikâyelerdeki en büyük sorun ise “iyi mafyanın” yaptığı her şeyin sorgulanmadan doğru ve meşru yansıtılması ve romantize edilmesidir. Burada hem yapımcılara hem de izleyiciye sorumluluk düşüyor. Yapımcılar, kendi adaletini uygulayan “kahramanların” her türlü şiddeti haklı göstermek yerine, yaptıklarının sonuçlarıyla yüzleşen hikâyeler anlatabilirler. İzleyiciler de izlediklerini; toplumsal normlar, suç-ceza, vb. bakış açısıyla sorgulayarak izleseler, bu karakterler bu denli ilgi görmeyecektir. Hannah Arendt, Şiddet Üzerine adlı eserinde “Şiddet güç yaratmaz; yalnızca gücün yokluğunu açığa çıkarır” diyerek, şiddetin bir çözüm değil, bir çöküş göstergesi olduğunu vurgular. Güç ve saygınlık yaratıyor gibi görünen bu yöntem, uzun vadede korku, güvensizlik ve daha fazla yıkım üretir. Dizilerde “haklı” gerekçelerle sunulan, silahla dağıtılan adalet anlatıları da tam olarak bu yanılsamayı beslemektedir: gücün şiddetle karıştırıldığı, hukukun yerini korkunun aldığı tehlikeli bir algıyı. Mafya dizileri bir aynadır; ama çoğu zaman gerçeği çarpıtan bir aynadır. O aynada gördüğümüz şeyleri normalleştirmenin sonuçları maalesef tehlikeli ve üzücü sonuçlar doğurmaktadır.  Evet, ekrandaki mafya hikâyeleri kurgu olabilir, ancak etkileri ve sonuçları ne yazık ki gerçektir.  Bunu da artık maalesef yalnızca dizilerde değil, haber bültenlerinde de sıkça görüyoruz.
Ekleme Tarihi: 31 Ocak 2026 -Cumartesi

Mafya Dizileri ve Normalleşen Şiddet

Geçen hafta “çocukların” gözünü kırpmadan tanımadıkları başka çocukları öldürdüklerini yazmıştım. Toplumun bu yarası gün gibi ortadayken, bir de bu olguyu besleyen, dizilerden söz etmek istiyorum.

Son yıllarda televizyon ekranlarında mafya dizilerinin sayısı dikkat çekici biçimde arttı. Lüks arabalar, ihtişamlı evler, gösterişli yaşamlar, gizli odalar, karizmatik duruş ve haklı gösterilen şiddet… “Aile” vurgusu yapılarak, doktorların mesleklerini bırakıp mafya liderliğine soyunduğu, iyi ve kötü mafya liderlerinin ellerinde silahlarla adalet dağıtma bahanesiyle cinayet işlediği bu yapımlar, yalnızca birer dizi olmanın ötesine geçerek toplumsal algıyı şekillendiren güçlü araçlara dönüşmüş durumda. Özellikle gençler üzerindeki etkileri ise artık görmezden gelinemeyecek kadar belirgin.

Suçu ve şiddeti sıradanlaştıran hatta zaman zaman da yücelten bu dizilerin, “esas oğlanı” çoğunlukla “karizmatik”, işlediği suçlara rağmen etrafına sadık, “adil”, ailesine düşkün, kendi içlerinde kurdukları adalet anlayışıyla izleyiciye sempatik gösteriliyor.  Böylece suç, ahlaki bir sorun olmaktan çıkıyor; bir adalet mekanizmasına, hayatta kalma yöntemine, hatta güç ve erkeklik göstergesine dönüşüyor.  

Bu durum, hukuk ve adalet kavramlarının aşınmasına da yol açıyor. Dizilerde çoğu zaman adalet geç tecelli etmektedir ya da işlevsizdir. Sorunlar ise silahla, tehditle veya yeraltı ilişkileriyle çözülüyor. Bu anlatım şekli tekrarlandıkça, “hak aramayı” gayri hukuki yollarda arama ve “güçlü olanın kazanması” fikrini besliyor. Bu da, toplumda güven duygusunu zedeleyen tehlikeli bir tablo yaratıyor.

Özellikle kimlik arayışının yoğun olduğu ergenlik döneminde, güçlü, zengin ve korkulan karakterler kolayca rol modele dönüşebilir. Sosyal medyada gençler tarafından paylaşılan replikler, taklit edilen tavır ve “abi-kardeş” gibi söylemler bunun en somut göstergeleridir.

İşsizlik, maddi kaygılar, fırsat eşitsizliği, gelecek kaygısı gibi sorunlar da gençlerin bu hikâyelere ilgisini artırmaktadır. Bu hikâyelerdeki en büyük sorun ise “iyi mafyanın” yaptığı her şeyin sorgulanmadan doğru ve meşru yansıtılması ve romantize edilmesidir.

Burada hem yapımcılara hem de izleyiciye sorumluluk düşüyor. Yapımcılar, kendi adaletini uygulayan “kahramanların” her türlü şiddeti haklı göstermek yerine, yaptıklarının sonuçlarıyla yüzleşen hikâyeler anlatabilirler. İzleyiciler de izlediklerini; toplumsal normlar, suç-ceza, vb. bakış açısıyla sorgulayarak izleseler, bu karakterler bu denli ilgi görmeyecektir.

Hannah Arendt, Şiddet Üzerine adlı eserinde “Şiddet güç yaratmaz; yalnızca gücün yokluğunu açığa çıkarır” diyerek, şiddetin bir çözüm değil, bir çöküş göstergesi olduğunu vurgular. Güç ve saygınlık yaratıyor gibi görünen bu yöntem, uzun vadede korku, güvensizlik ve daha fazla yıkım üretir. Dizilerde “haklı” gerekçelerle sunulan, silahla dağıtılan adalet anlatıları da tam olarak bu yanılsamayı beslemektedir: gücün şiddetle karıştırıldığı, hukukun yerini korkunun aldığı tehlikeli bir algıyı.

Mafya dizileri bir aynadır; ama çoğu zaman gerçeği çarpıtan bir aynadır. O aynada gördüğümüz şeyleri normalleştirmenin sonuçları maalesef tehlikeli ve üzücü sonuçlar doğurmaktadır.  Evet, ekrandaki mafya hikâyeleri kurgu olabilir, ancak etkileri ve sonuçları ne yazık ki gerçektir.  Bunu da artık maalesef yalnızca dizilerde değil, haber bültenlerinde de sıkça görüyoruz.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (11)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Mavi
(31.01.2026 08:41 - #4926)
Dr. Serpil Gürer, mafya dizilerinin şiddeti nasıl normalleştirdiğini ve gençlerin adalet algısını nasıl etkilediğini çok yerinde tespitlerle anlatmış. Kurgu gibi görünen hikâyelerin toplumdaki davranışları şekillendirdiğini hatırlatan güçlü bir değerlendirme.Emeğinize sağlık
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Nevzat
(31.01.2026 09:23 - #4927)
Serpil Hanım en büyük açmazimiza, bizi bugünkü duruma getiren sorunumuza o berrak Turkcenizle neşter vurmuşsunuz. Bu dizilerin.senaristleri, film yapımcıları adeta bzguncu eşinci kol gibi bir durumdalar açıkçası. Elinize saglik. Sagolun varolun.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Yağmur
(31.01.2026 09:25 - #4928)
Dr. Serpil Gürer, mafya dizilerinin şiddeti nasıl normalleştirdiğini sade ve anlaşılır bir şekilde açıklamış. Toplum üzerindeki etkilerini hatırlatan önemli bir değerlendirme.Teşekkürler
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Nara
(31.01.2026 10:58 - #4929)
Mafya dizilerinin şiddeti nasıl sıradanlaştırdığı ve gençlerin algısını nasıl etkilediği çok net bir şekilde ortaya konmuş. Toplum açısından önemli bir hatırlatma olmuş. Teşekkür ederim.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Kaya
(31.01.2026 11:01 - #4930)
Mafya dizilerinin etkileri anlatılmış olsa da bazı noktalar daha derin örneklerle desteklenebilirdi. Konu önemli ama değerlendirme yer yer yüzeysel kalmış gibi hissettirdi. Yine de tartışma yaratması açısından değerli bir yazı. Teşekkür ederim.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Yeliz gözbulut koşak
(31.01.2026 11:51 - #4932)
herşey normalleştirdiler kadının halleri cocukluğun yaşı bazı kültürel yaşantılarımız hepsi birer birer kayboluyor ne özelimizi kaldı ne saygı sevgi herşey menfaate dönüştü
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
BULUT
(31.01.2026 12:08 - #4933)
Elinize sağlık. Dr. Serpil Gürer, mafya dizilerinin şiddeti ve suçu nasıl sıradanlaştırıp meşrulaştırdığını açık ve güçlü bir dille ortaya koymuş. “İyi mafya” miti üzerinden gençler başta olmak üzere toplumda adalet, güç ve erkeklik algısının nasıl çarpıtıldığını hatırlatan bu yazı, Hannah Arendt göndermesiyle de derinlik kazanıyor. Rahatsız edici ama tam da bu yüzden gerekli; izlediğimiz kurguların gerçek hayattaki sonuçlarını yeniden düşünmeye çağıran önemli bir uyarı.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Asya
(31.01.2026 12:31 - #4935)
yazının farkındalık oluşturma açısından değer taşıdığı da görülüyor. Teşekkür ederim.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Özgür
(31.01.2026 13:01 - #4936)
Yazı bazı noktalarda güçlü tespitler içeriyor ama yer yer yüzeysel kalan bölümleri de var. Yine de konuya dikkat çekmesi, farklı bakış açıları sunması açısından değerli. Hem düşündürüyor hem tartışma alanı açıyor.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Can
(31.01.2026 13:38 - #4937)
Konuya net bir bakış kazandıran, sade ama etkili bir değerlendirme olmuş. Emeğinize sağlık hocam
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Dergi
(31.01.2026 20:20 - #4940)
Ülkemiz şartlarında eğlence araçlarının başında tv geliyor, bu da uzun vadede izlediklerimize benzememize yol açıyor. Şiddet dizileri, gündüz kuşağındaki "çok enteresan" hayat hikayeleri, reklamlardaki aşırı tüketim tetiklemesi.... gibi sinyaller toplumu da yönlendirmiş oluyor. Eğitilmiş toplumlarda bu gibi içerikler tüketilmiyor, nitelik aranıyor. Sorunun kaynağı bence doğru işlenmemiş zihinlerimiz.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.