Dr. Serpil GÜRER - Yazar - Edebiyat Doktoru
Köşe Yazarı
Dr. Serpil GÜRER - Yazar - Edebiyat Doktoru
 

Suça Karışmış “Çocuk” mu, Kaybettiğimiz Gelecek mi?

“Dünyayı çocuklara verelim Kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi Hiç değilse bir günlüğüne doysunlar Bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı…” Nazım Hikmet bu dizelerinde, “dünya arkadaşlığı çocuktan öğrensin” derken, çocuğun saflığını, temizliğini ve insanlığa rehber olabilecek masumiyetini ne de güzel anlatmış. Çocuk, şiddetin değil merhametin; düşmanlığın değil paylaşmanın dilidir. Ama ne yazık ki ülkemiz bir kez daha tarifsiz bir acının içinde. Bu dizelerin anlattığı “çocuk” ile bugün haberlerde gördüğümüz gerçeklik arasında ürkütücü bir uçurum var. Mattia Ahmet Minguzzi’nin acısı daha dinmeden, Atlas Çağlayan’ın ölümüyle yüreğimiz bir kez daha paramparça oldu. Bin bir emekle büyütülmüş, umutları, hayalleri olan, ailelerinin dünyası olan bu çocuklar artık yok. Daha da sarsıcı olan ise bu cinayetlerin failleri de çocuk.  Yani masumiyetin simgesi olması gereken çocuklar, ya şiddetin kurbanı ya da faili olarak karşımıza çıkıyor maalesef. Haberlerde soğukkanlı bir ifadeyle “suça karışmış çocuk” deniliyor. Peki, bu tanım gerçekten ne anlatıyor? Suça karışmış çocuk ne demek? “Çocuk”, kelime anlamıyla korunması gereken, henüz bedensel, ruhsal ve sosyal gelişimini tamamlamamış bireydir. O halde durduk yere, tanımadığı, tesadüfen karşılaştığı başka bir çocuğu gözünü kırpmadan öldürebilen birini yalnızca “çocuk” olarak mı tanımlamalıyız? Yoksa burada çok daha büyük, çok daha derin bir toplumsal çöküşle mi yüz yüzeyiz? Bir çocuk neden suça karışır? Şiddeti nerede öğrenir? Öfkeyi, merhametsizliği nasıl öğrenir? Bence bu soruların cevabını tek bir yerde arayamayız.   Ailede, sokakta, okulda, dijital dünyada, toplumda, …   “Suça karışmış çocuk” ifadesiyle gerçeğin ağırlığını hafifletmemeliyiz. Zira işlenen vahşet ve kaybedilen masumiyeti perdelemek demek, yenilerine kapı aralamaktır.  Bir yanda hayatının henüz başında toprağa verdiğimiz çocuklar, diğer yanda insanlığını kaybetmiş başka çocuklar var. Mattia Ahmet Minguzzi ve Atlas Çağlayan’ın isimleri yalnızca birer istatistik değil,  aynı zamanda toplumsal bir uyarıdır. Eğer bu acılardan ders çıkarılıp, önlem alınmazsa, yarın başka çocuk isimlerini ana haber bültenlerinde seyretmeye devam edeceğiz.   Bu noktada meseleyi yalnızca bireysel suç olarak değerlendiremeyiz.  Ben ne siyasetçiyim ne de psikolog ancak bu toplumun bir bireyi ve bir anne olarak, çocukları korumayı önceleyen güçlü sosyal politikalara,  psikolojik destek mekanizmalarının daha erişilebilir hale getirilmesine ve eğitim sisteminde insani değerleri önceleyen yaklaşımlara daha fazla ihtiyaç var. Şiddeti besleyen değil, merhameti çoğaltan bir toplum yaratmak mümkün. Yeter ki çocuklar için sorumluluk almayı, onlara güvenli bir toplum yaratmayı başaralım.  Aksi halde kaybettiğimiz, çocuklarımızla birlikte elimizden kayan geleceğimiz ve yarınlara dair umudumuz olacaktır.
Ekleme Tarihi: 24 Ocak 2026 -Cumartesi

Suça Karışmış “Çocuk” mu, Kaybettiğimiz Gelecek mi?

“Dünyayı çocuklara verelim

Kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi

Hiç değilse bir günlüğüne doysunlar

Bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı…”

Nazım Hikmet bu dizelerinde, “dünya arkadaşlığı çocuktan öğrensin” derken, çocuğun saflığını, temizliğini ve insanlığa rehber olabilecek masumiyetini ne de güzel anlatmış. Çocuk, şiddetin değil merhametin; düşmanlığın değil paylaşmanın dilidir.

Ama ne yazık ki ülkemiz bir kez daha tarifsiz bir acının içinde. Bu dizelerin anlattığı “çocuk” ile bugün haberlerde gördüğümüz gerçeklik arasında ürkütücü bir uçurum var.

Mattia Ahmet Minguzzi’nin acısı daha dinmeden, Atlas Çağlayan’ın ölümüyle yüreğimiz bir kez daha paramparça oldu. Bin bir emekle büyütülmüş, umutları, hayalleri olan, ailelerinin dünyası olan bu çocuklar artık yok. Daha da sarsıcı olan ise bu cinayetlerin failleri de çocuk.  Yani masumiyetin simgesi olması gereken çocuklar, ya şiddetin kurbanı ya da faili olarak karşımıza çıkıyor maalesef.

Haberlerde soğukkanlı bir ifadeyle “suça karışmış çocuk” deniliyor. Peki, bu tanım gerçekten ne anlatıyor? Suça karışmış çocuk ne demek?

“Çocuk”, kelime anlamıyla korunması gereken, henüz bedensel, ruhsal ve sosyal gelişimini tamamlamamış bireydir. O halde durduk yere, tanımadığı, tesadüfen karşılaştığı başka bir çocuğu gözünü kırpmadan öldürebilen birini yalnızca “çocuk” olarak mı tanımlamalıyız? Yoksa burada çok daha büyük, çok daha derin bir toplumsal çöküşle mi yüz yüzeyiz?

Bir çocuk neden suça karışır?
Şiddeti nerede öğrenir?
Öfkeyi, merhametsizliği nasıl öğrenir?

Bence bu soruların cevabını tek bir yerde arayamayız.   Ailede, sokakta, okulda, dijital dünyada, toplumda, …  

“Suça karışmış çocuk” ifadesiyle gerçeğin ağırlığını hafifletmemeliyiz. Zira işlenen vahşet ve kaybedilen masumiyeti perdelemek demek, yenilerine kapı aralamaktır.  Bir yanda hayatının henüz başında toprağa verdiğimiz çocuklar, diğer yanda insanlığını kaybetmiş başka çocuklar var.

Mattia Ahmet Minguzzi ve Atlas Çağlayan’ın isimleri yalnızca birer istatistik değil,  aynı zamanda toplumsal bir uyarıdır. Eğer bu acılardan ders çıkarılıp, önlem alınmazsa, yarın başka çocuk isimlerini ana haber bültenlerinde seyretmeye devam edeceğiz.  

Bu noktada meseleyi yalnızca bireysel suç olarak değerlendiremeyiz.  Ben ne siyasetçiyim ne de psikolog ancak bu toplumun bir bireyi ve bir anne olarak, çocukları korumayı önceleyen güçlü sosyal politikalara,  psikolojik destek mekanizmalarının daha erişilebilir hale getirilmesine ve eğitim sisteminde insani değerleri önceleyen yaklaşımlara daha fazla ihtiyaç var.

Şiddeti besleyen değil, merhameti çoğaltan bir toplum yaratmak mümkün. Yeter ki çocuklar için sorumluluk almayı, onlara güvenli bir toplum yaratmayı başaralım.  Aksi halde kaybettiğimiz, çocuklarımızla birlikte elimizden kayan geleceğimiz ve yarınlara dair umudumuz olacaktır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (11)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
BULUT
(24.01.2026 10:06 - #4720)
Bu derin, duyarlı ve içten kalemi için sevgili hocamız Dr.Serpil Gürer i yürekten kutluyorum.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Mavi
(24.01.2026 10:53 - #4734)
Sayın yazar, çocukların masumiyeti ile toplumun karanlık gerçekleri arasındaki uçurumu son derece etkileyici bir dille ortaya koymuşsunuz. “Suça karışmış çocuk” ifadesinin arkasındaki ağır toplumsal sorumluluğu hatırlatmanız çok kıymetli. Duyarlılığınız ve güçlü anlatımınız için teşekkür ederim.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Ada
(24.01.2026 10:54 - #4735)
Çocukların hem fail hem mağdur olduğu kırılgan yapıyı derin bir farkındalıkla ele almışsınız. Toplumu ve karar vericileri düşünmeye sevk eden bu güçlü yazınız Oldukça başarılı ..
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Özgür
(24.01.2026 10:58 - #4736)
Sayın Dr. Serpil Gürer, değerli katkınız ve duyarlılığınız için teşekkür ederim.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Asya
(24.01.2026 11:23 - #4758)
Sayın Dr. Serpil Gürer, kalbinizden dökülen her cümle bizde derin bir iz bıraktı. Bu değerli duyarlılığınız ve samimi yaklaşımınız için gönülden teşekkür ederim.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Nara
(24.01.2026 11:44 - #4763)
Sayın Dr. Serpil Gürer, kaleme aldığınız satırlar içimde derin bir yere dokundu. Duyarlılığınız ve güçlü anlatımınız gerçekten çok kıymetli.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Aren
(24.01.2026 13:03 - #4806)
Sayın Dr. Serpil Gürer, yazınız derin bir etki bıraktı. Duyarlılığınızı takdir ediyorum.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Kaya
(24.01.2026 15:27 - #4822)
Sayın Dr. Serpil Gürer, ele aldığınız konu çok değerli olsa da anlatımınızda duygusal tonun yer yer baskın kaldığını hissettim. Biraz daha somut örneklerle desteklense metnin etkisi daha da artabilir.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Nevzat Ersoy
(24.01.2026 16:16 - #4825)
Emeğinize sağlık yüreğinize sağlık Serpil hocam olanları ve olacakları çok güzel anlatmışsınız .Geleceğimiz çocuklarımız bu bozuk düzenin ortasında nasıl heba oluyorlar.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
ELİRA
(24.01.2026 18:46 - #4852)
Çocuk suçu doğuştan öğrenmez, içinde büyüdüğü çevreden öğrenir, Şiddet, çocuğun gördüğü ve yaşadığı davranışların bir yansıması aslında, Çocuğun suça karışması, toplumsal bir sorundur, evet sevgi, çocuğu şiddetten uzak tutar. Lütfen sevgimizi belli edelim. Serpil hanım ele eldığınız konular başarılı….
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Kaya
(25.01.2026 14:04 - #4866)
Sevgi çocuğu şiddetten uzak tutar ifadesi önemli ama yeterli değil. Sevginin yanında eğitim, ekonomik koşullar, sosyal destek, psikolojik danışmanlık gibi yapısal unsurların da altı çizilebilir.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.