Dr. Serpil GÜRER - Yazar - Edebiyat Doktoru
Köşe Yazarı
Dr. Serpil GÜRER - Yazar - Edebiyat Doktoru
 

Renkler Solarken…

Geçen haftaki yazımda dünyayı renklere boyamıştık; saf, temiz, berrak renklere… 2025 yılının zorluklarını, acılarını, yorgunluklarını tamamen geçmişte bırakıp; yeni yıla umutla, güzel dileklerle, iyi niyetlerle bakmıştık. Ama ne yazık ki bazı gerçekler, bazı insanlar var ki, ölümcül ve karanlıklar. Umut yerine acı saçıyorlar. Onların saçtıkları acıları da, hangi renkle örtmeye çalışırsak çalışalım, alttan karanlıkları sızıyor. 2026’ya girmeye sayılı günler kala; şehit haberlerinin acısı düştü yine memleketimize. Hele bu acıyı yaşayan ocaklar… O evlerden bir nefes eksildi, sofralardan bir sandalye boş kaldı, umutlar söndü. O ocaklardaki annelerin, babaların, evlatların yüreği takvim yapraklarından önce parçalandı. Ve aynı günlerde, iki kadın; yeni yılı görmeden, yeni bir sabaha uyanmadan öldürüldüler. Katilleri yine bir yabancı değil,  “hayat arkadaşı” denilen kişiler…  Yani yine kendi hayatlarının içinde ve kendi hayatlarının ortasında katledildiler. Geriye kalanlarsa; yüreğindeki yangın sönmeyecek aileler ve çocuklar… Bir anda hem annesiz hem babasız kalan, sevgiyle korkuyu aynı yüzlerde öğrenen çocuklar. Bu çocuklar sadece ebeveynlerini değil; güven duygusunu, aile kavramını ve dünyaya dair inançlarını kaybediyor. Şehitler, bir ülkenin bağımsızlığı ve onuru için verilen en büyük bedelin simgesiyken; katledilen kadınlar, korunamayan hayatların, görmezden gelinen şiddetin ve ihmallerin utancını temsil ediyor. Her şehit haberinde “vatan sağ olsun” diyerek acıyı paylaşıp, birlik olabiliyoruz. Zira bu söz, kaybın büyüklüğü karşısında gösterilen ortak bir saygının yansımasıdır. Kadın cinayetlerinde çoğu zaman vah vah demekten öteye pek gidemiyoruz. Genellikle bir sessizlik hakim. Bu sessizlik, zamanla şiddetin kanıksanmasına ve normalleşmesine neden oluyor. Şiddetin normalleşmesi de bir sonrakine zemin hazırlar. Bu yüzden mesele sadece, “kader” deyip yas tutmak, ah vah etmek değil; yüzleşmek, sorgulamak ve değiştirmek için kalıcı çözümler üretmektir. Acıya alışmak yerine, acıların önemli ölçüde önüne geçilecek çözümler üretmektir. Zira; her hayat değerlidir ve her kayıp, üzerinde durulması gereken ciddi bir toplumsal sorumluluktur. 2026 geldi, takvim değişti. Fakat zihniyet değişmedikçe, tedbir alınmadıkça sayılar değişecek sadece. İsimler farklı olacak, ancak acı hep aynı kalacak ve düştüğü yeri yakacak. Bu yazı bir suçlama değil; unutmamak, normalleştirmemek için, “bir kişi daha eksilmesin” demek için yazıldı. Zira; korkmadan, şiddete maruz kalmadan, eşit ve güvende yaşamak herkesin hakkı ve bu hak, ancak unutulmadıkça ve sahip çıkıldıkça korunabilir.
Ekleme Tarihi: 03 Ocak 2026 -Cumartesi

Renkler Solarken…

Geçen haftaki yazımda dünyayı renklere boyamıştık; saf, temiz, berrak renklere…

2025 yılının zorluklarını, acılarını, yorgunluklarını tamamen geçmişte bırakıp; yeni yıla umutla, güzel dileklerle, iyi niyetlerle bakmıştık.

Ama ne yazık ki bazı gerçekler, bazı insanlar var ki, ölümcül ve karanlıklar. Umut yerine acı saçıyorlar.
Onların saçtıkları acıları da, hangi renkle örtmeye çalışırsak çalışalım, alttan karanlıkları sızıyor.

2026’ya girmeye sayılı günler kala; şehit haberlerinin acısı düştü yine memleketimize.

Hele bu acıyı yaşayan ocaklar…
O evlerden bir nefes eksildi, sofralardan bir sandalye boş kaldı, umutlar söndü.
O ocaklardaki annelerin, babaların, evlatların yüreği takvim yapraklarından önce parçalandı.

Ve aynı günlerde, iki kadın; yeni yılı görmeden, yeni bir sabaha uyanmadan öldürüldüler. Katilleri yine bir yabancı değil,  “hayat arkadaşı” denilen kişiler…  Yani yine kendi hayatlarının içinde ve kendi hayatlarının ortasında katledildiler.

Geriye kalanlarsa; yüreğindeki yangın sönmeyecek aileler ve çocuklar…

Bir anda hem annesiz hem babasız kalan, sevgiyle korkuyu aynı yüzlerde öğrenen çocuklar. Bu çocuklar sadece ebeveynlerini değil; güven duygusunu, aile kavramını ve dünyaya dair inançlarını kaybediyor.

Şehitler, bir ülkenin bağımsızlığı ve onuru için verilen en büyük bedelin simgesiyken; katledilen kadınlar, korunamayan hayatların, görmezden gelinen şiddetin ve ihmallerin utancını temsil ediyor.

Her şehit haberinde “vatan sağ olsun” diyerek acıyı paylaşıp, birlik olabiliyoruz. Zira bu söz, kaybın büyüklüğü karşısında gösterilen ortak bir saygının yansımasıdır. Kadın cinayetlerinde çoğu zaman vah vah demekten öteye pek gidemiyoruz. Genellikle bir sessizlik hakim. Bu sessizlik, zamanla şiddetin kanıksanmasına ve normalleşmesine neden oluyor. Şiddetin normalleşmesi de bir sonrakine zemin hazırlar.

Bu yüzden mesele sadece, “kader” deyip yas tutmak, ah vah etmek değil; yüzleşmek, sorgulamak ve değiştirmek için kalıcı çözümler üretmektir. Acıya alışmak yerine, acıların önemli ölçüde önüne geçilecek çözümler üretmektir. Zira; her hayat değerlidir ve her kayıp, üzerinde durulması gereken ciddi bir toplumsal sorumluluktur.

2026 geldi, takvim değişti. Fakat zihniyet değişmedikçe, tedbir alınmadıkça sayılar değişecek sadece. İsimler farklı olacak, ancak acı hep aynı kalacak ve düştüğü yeri yakacak.

Bu yazı bir suçlama değil; unutmamak, normalleştirmemek için, “bir kişi daha eksilmesin” demek için yazıldı.

Zira; korkmadan, şiddete maruz kalmadan, eşit ve güvende yaşamak herkesin hakkı ve bu hak, ancak unutulmadıkça ve sahip çıkıldıkça korunabilir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (8)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
BULUT
(03.01.2026 10:51 - #4449)
Dr. SERPİL GÜRER 'in bu yazısı, bağırmadan ama derinden sarsan bir vicdan çağrısı. Acıyı yarıştırmadan, ayrıştırmadan ele alışı; sessizliğin ve alışmanın ne kadar tehlikeli olduğunu güçlü bir dille hatırlatıyor. Okuyana hem hüzün hem sorumluluk yüklüyor. “Bir kişi daha eksilmesin” demenin ne kadar hayati olduğunu sade ama etkili biçimde anlatan çok değerli bir yazı. Ellerinize gönlünüze sağlık hocam.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Mavi
(03.01.2026 12:19 - #4451)
Dr. Serpil Gürer Bir önceki yazınızda dünyayı umutla, berrak renklerle boyamıştınız. Bu yazıda ise o renklerin neden solduğunu, hangi acıların hâlâ üzerimize gölge düşürdüğünü cesaretle hatırlattınız. Unutmamaya, normalleştirmemeye ve “bir kişi daha eksilmesin” demeye vesile olduğunuz için teşekkür ederim. Kaleminize, vicdanınıza sağlık.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Alisa
(03.01.2026 12:23 - #4452)
Emeğinize sağlık..
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Ünsal yendi
(03.01.2026 12:44 - #4453)
Yüreği ne kalemine sağlık serpil hocam
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Ceyhun
(03.01.2026 13:02 - #4454)
Hocam bu yazı suçlamak değil cümlesini yazmasaydınız. Evet suçlayın toplumu suçlayın. Unutmayı unutmayan bu toplumu suçlayın. Arap kültürünü benimseyen toplumu suçlayın. Kadıni sadece bel altından ibaret sayan insanları suçlayın...
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Can
(03.01.2026 23:07 - #4455)
Herzamanki güzel bir yazı emeğinize sağlık hocM
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Dergi
(03.01.2026 23:41 - #4456)
Korkmadan, şiddete maruz kalmadan, eşit ve güvende yaşamak herkesin hakkı ve bu hak, ancak unutulmadıkça ve sahip çıkıldıkça korunabilir
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
SG
(04.01.2026 13:46 - #4457)
Bir kadın olarak; “Çok güçlü ve anlamlı bir hatırlatma… İnsan onuruna yakışır bir yaşamın korkusuz, eşit ve güvende olabilmekten geçtiğini sade ama etkileyici bir dille anlatmışsınız Bu hakların ancak hatırlandıkça ve birlikte sahip çıkıldıkça korunabileceğini vurgulamanız çok kıymetli. Kaleminize sağlık.”
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.