Geçen haftaki yazımda dünyayı renklere boyamıştık; saf, temiz, berrak renklere…
2025 yılının zorluklarını, acılarını, yorgunluklarını tamamen geçmişte bırakıp; yeni yıla umutla, güzel dileklerle, iyi niyetlerle bakmıştık.
Ama ne yazık ki bazı gerçekler, bazı insanlar var ki, ölümcül ve karanlıklar. Umut yerine acı saçıyorlar.
Onların saçtıkları acıları da, hangi renkle örtmeye çalışırsak çalışalım, alttan karanlıkları sızıyor.
2026’ya girmeye sayılı günler kala; şehit haberlerinin acısı düştü yine memleketimize.
Hele bu acıyı yaşayan ocaklar…
O evlerden bir nefes eksildi, sofralardan bir sandalye boş kaldı, umutlar söndü.
O ocaklardaki annelerin, babaların, evlatların yüreği takvim yapraklarından önce parçalandı.
Ve aynı günlerde, iki kadın; yeni yılı görmeden, yeni bir sabaha uyanmadan öldürüldüler. Katilleri yine bir yabancı değil, “hayat arkadaşı” denilen kişiler… Yani yine kendi hayatlarının içinde ve kendi hayatlarının ortasında katledildiler.
Geriye kalanlarsa; yüreğindeki yangın sönmeyecek aileler ve çocuklar…
Bir anda hem annesiz hem babasız kalan, sevgiyle korkuyu aynı yüzlerde öğrenen çocuklar. Bu çocuklar sadece ebeveynlerini değil; güven duygusunu, aile kavramını ve dünyaya dair inançlarını kaybediyor.
Şehitler, bir ülkenin bağımsızlığı ve onuru için verilen en büyük bedelin simgesiyken; katledilen kadınlar, korunamayan hayatların, görmezden gelinen şiddetin ve ihmallerin utancını temsil ediyor.
Her şehit haberinde “vatan sağ olsun” diyerek acıyı paylaşıp, birlik olabiliyoruz. Zira bu söz, kaybın büyüklüğü karşısında gösterilen ortak bir saygının yansımasıdır. Kadın cinayetlerinde çoğu zaman vah vah demekten öteye pek gidemiyoruz. Genellikle bir sessizlik hakim. Bu sessizlik, zamanla şiddetin kanıksanmasına ve normalleşmesine neden oluyor. Şiddetin normalleşmesi de bir sonrakine zemin hazırlar.
Bu yüzden mesele sadece, “kader” deyip yas tutmak, ah vah etmek değil; yüzleşmek, sorgulamak ve değiştirmek için kalıcı çözümler üretmektir. Acıya alışmak yerine, acıların önemli ölçüde önüne geçilecek çözümler üretmektir. Zira; her hayat değerlidir ve her kayıp, üzerinde durulması gereken ciddi bir toplumsal sorumluluktur.
2026 geldi, takvim değişti. Fakat zihniyet değişmedikçe, tedbir alınmadıkça sayılar değişecek sadece. İsimler farklı olacak, ancak acı hep aynı kalacak ve düştüğü yeri yakacak.
Bu yazı bir suçlama değil; unutmamak, normalleştirmemek için, “bir kişi daha eksilmesin” demek için yazıldı.
Zira; korkmadan, şiddete maruz kalmadan, eşit ve güvende yaşamak herkesin hakkı ve bu hak, ancak unutulmadıkça ve sahip çıkıldıkça korunabilir.
