Bazı insanlar vardır; öldükten sonra bile adlarını duyduğunuzda içinizde hafif bir tebessüm belirir. Çünkü onlar sadece makamlarıyla değil, kişilikleriyle de iz bırakmışlardır.
Erdal İnönü benim için böyle insanlardan biridir.
Aslında onu hiçbir zaman tam anlamıyla bir siyasetçi olarak göremedim. Benim gözümde o, öncelikle bir fizikçiydi. Bilimin soğukkanlı laboratuvarlarından çıkıp siyasetin sıcak ve çoğu zaman kirli koridorlarına girmek zorunda kalmış bir bilim insanı...
Belki de şartlar bazen insanlara kendi seçmedikleri görevler yükler.
Türkiye'nin yetiştirdiği önemli fizikçilerden biri olan Erdal İnönü, yıllarca üniversitede bilimle uğraştı. ODTÜ'de öğretim üyeliği yaptı, dekanlık görevinde bulundu. Akademik dünyanın saygın isimlerinden biri olarak yaşayabilirdi. Ama ülkenin şartları onu siyasetin içine çekti.
Siyasette bulunduğu yıllarda da rakiplerinin bile saygı duyduğu ender isimlerden biri oldu.
Bugün siyaset sahnesine baktığımızda, aslında onun ne kadar farklı bir yerde durduğunu daha iyi anlıyoruz.
Benim Erdal İnönü ile ilgili unutamadığım bir anım vardır.
Yanılmıyorsam 1990'lı yılların ortalarıydı.
İstanbul Kitap Fuarı'nda Erdal İnönü'nün, İlhan Selçuk'un, Mustafa Ekmekçi'nin, Cevat Çapan'ın ve daha birçok değerli Cumhuriyet yazarının imza günü olduğunu duymuştum.
O yıllarda iki şiir kitabım yayımlanmıştı.
Gençlik cesareti mi dersiniz, cahil cesareti mi dersiniz bilmem...
İki kitabımı koltuğumun altına sıkıştırıp fuarın içinde dolaşmaya başladım.
Niyetim, kitaplarımı imzalatmak değil; kendi kitaplarımı bu değerli insanlara armağan etmekti.
Bugün dönüp bakınca, insanın gençken ne kadar korkusuz olduğunu daha iyi anlıyor insan.
Sıra Erdal İnönü'ye geldi.
Önünde uzun bir kuyruk vardı.
Nihayet bana sıra ulaştığında gülümseyerek baktı.
"Nerede kitabın?" dedi.
"Efendim," dedim, "ben size kendi şiir kitaplarımı getirdim."
İki kitabı uzattım.
Birinin adı Dudaklarım Çözer Kalbinin Düğmelerini idi.
Diğerinin adı ise biraz daha iddialıydı:
Takma Dişli Sevgilim.
Doğrusu nezaket gösterdiğimi düşünüyordum.
Takma Dişli Sevgilim'i alta koymuş, üstüne diğer kitabı yerleştirmiştim.
Sonuçta belli bir yaştan sonra hepimizin kaderinde biraz takma diş, biraz gözlük, biraz da nostalji vardır.
Ama Erdal Bey hiç beklemediğim bir şey yaptı.
Alttaki kitabı çekip çıkardı.
Kapaktaki isme baktı.
Sonra bana...
Sonra tekrar kitaba...
Ve yüzünde o kendine özgü yarı muzip, yarı bilge tebessüm belirdi.
"Ooo..." dedi.
"Değişik..."
O tek kelimenin içinde hem şaşkınlık vardı hem mizah vardı hem de insanı yargılamadan kabul eden bir sıcaklık...
Birkaç dakika sohbet ettik.
Kitaplarımı kendisine armağan ettim.
Ve ayrıldım.
Aradan yıllar geçti.
Bugün o günü hatırladığımda aklımda ne siyaset tartışmaları kalıyor ne seçim meydanları...
Aklımda kalan şey; bir bilim insanının zarafeti, bir aydının nezaketi ve bir insanın gülümsemesi.
Belki de Erdal İnönü'yü farklı yapan buydu.
Siyasetçi olmak zorunda kaldı ama siyaset onu tam anlamıyla değiştiremedi.
İçindeki bilim insanını, akademisyeni ve ince mizah duygusunu son nefesine kadar korudu.
Bugün ülkemizde hem bilim insanlarına hem de dürüst siyasetçilere duyulan özlem büyürken, Erdal İnönü'nün değeri daha iyi anlaşılıyor.
Ben onu bir parti genel başkanı olarak değil;
Bir fizikçi,
Bir üniversite hocası,
Ve "Takma Dişli Sevgilim" adını görünce gözlerinin içi gülümseyen zarif bir insan olarak hatırlıyorum.
Işıklar içinde uyusun.
