Ali YILMAZ - Yazar - Program Yapımcı
Köşe Yazarı
Ali YILMAZ - Yazar - Program Yapımcı
 

ANKARA GRİ DEĞİL

06.06.2026 Bu tarih Ankara'nın plaka numarasını kıskandıracak kadar Ankaralı olmuş. Kim bilir, böyle bir günü bir daha ne zaman görürüz? Madem tarih 06'lara teslim olmuş, gelin biraz da Ankara'dan söz edelim. Ne zaman Ankara'dan söz açılsa, mutlaka birileri çıkar ve aynı cümleyi kurar: "Ankara mı? Çok gri bir şehir..." Ben de her seferinde içimden şunu söylerim: "Arkadaş, sen Ankara'ya mı geldin, yoksa kışın sisli bir pazartesi sabahı AŞTİ'ye inip geri mi döndün?" Ömrümün büyük bir bölümü Ankara'da geçti. Sokaklarında yürüdüm, parklarında oturdum, dolmuşlarına bindim, belediye otobüslerinin peşinden koştum, Kızılay'da kayboldum, Ulus'ta yön buldum. Bir insan bir şehri ancak bu kadar yaşayabilir. Ankara'yı ilk kez görenlerin çoğu hata yapıyor. Geldikleri şehirle kıyaslıyorlar. İstanbul'un boğazına bakıyorlar... İzmir'in denizine bakıyorlar... Antalya'nın palmiyelerine bakıyorlar... Sonra dönüp Ankara'ya bakıyorlar ve hükmü veriyorlar: "Burada deniz yok." Evet, yok. Ama deniz olmayınca şehir de olmuyor mu? Ankara'nın denizi yok ama tarihi var. Ankara'nın martıları yok ama Kurtuluş Savaşı'nın izleri var. Ankara'nın vapurları yok ama Cumhuriyet'e giden yolun ilk adımları var. Düşünebiliyor musunuz? 23 Nisan 1920'de umut burada yeşeriyor. Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları başka şehirleri de başkent yapabilirdi. Ama onlar Ankara'yı seçti. Çünkü Ankara bir şehirden çok daha fazlasıydı. Bir direniş merkeziydi. Bir karargâhtı. Bir umuttu. Cumhuriyet'in kalbinin atacağı yerdi. Bugün Ankara'nın her sokağında biraz Cumhuriyet, biraz mücadele, biraz da Atatürk'ün ileri görüşlülüğü dolaşır. Bugün çocuk sesleriyle dolu olan o alan bir zamanlar bataklıktı. Bakın opera binasına... Bakın konservatuvarlara... Bakın üniversitelere... Cumhuriyet daha yeni kurulmuş, ülke savaşlardan çıkmış ama Atatürk bir yandan sanayi, bir yandan bilim, bir yandan sanat diyor. İşte Ankara'nın rengi burada başlıyor. Kim ne derse desin, bir opera binası olan şehir gri olamaz. Bir konservatuvardan aryalar yükseliyorsa o şehir gri olamaz. Üniversitelerinde gençler hayal kuruyorsa o şehir gri olamaz. Bugün OSTİM'den geçen biri, savunma sanayisinin geldiği noktayı görünce şaşırır. Teknokentlerde çalışan genç mühendisleri görünce gururlanır. Bakanlıklarıyla, üniversiteleriyle, sanayisiyle Ankara yalnızca Türkiye'nin başkenti değil, aynı zamanda aklının da merkezidir. Bir de Ankara'nın insanları vardır. Dışarıdan biraz mesafeli görünürler. Ama tanıyınca sıcacık insanlardır. Ankaralı dostlukları ağır ağır demlenen çay gibidir. Hemen olmaz. Ama olunca da kolay kolay bitmez. Bir de şu meşhur söz vardır: "İstanbul'un neyini seversin?" "Ankara'ya dönüşünü." Şairler söylemiş, yazarlar yazmış. Ben bu sözü yıllardır tersinden okuyorum. Ben başka şehirlerden Ankara'ya dönüşü seviyorum. Otobüs terminaline yaklaşırken içimde garip bir huzur oluşur. Uzaktan Anıtkabir'i gördüğümde "Tamam," derim, "eve geldim." Çünkü Ankara yalnızca yaşadığım şehir değil. Hatıralarımın şehridir. Gençliğimin şehridir. Dostluklarımın şehridir. Cumhuriyet'in şehridir. O yüzden biri bana Ankara'nın gri olduğunu söylediğinde gülümseyip cevap veriyorum: "Ankara gri değil kardeşim. Sen sadece yanlış mevsimde bakmışsın." Çünkü Ankara'nın rengi betonun gri tonu değildir. Ankara'nın rengi Cumhuriyet'in mavisidir. Gençliğin yeşilidir. Dostluğun sarısıdır. Umudun beyazıdır. Ve Anıtkabir'in önünde dalgalanan bayrağın kırmızısıdır. Kısacası Ankara, gökkuşağının bütün renklerini içinde taşıyan bir başkenttir. Yeter ki bakmasını bilin.
Ekleme Tarihi: 09 Haziran 2026 -Salı

ANKARA GRİ DEĞİL

06.06.2026

Bu tarih Ankara'nın plaka numarasını kıskandıracak kadar Ankaralı olmuş. Kim bilir, böyle bir günü bir daha ne zaman görürüz? Madem tarih 06'lara teslim olmuş, gelin biraz da Ankara'dan söz edelim.

Ne zaman Ankara'dan söz açılsa, mutlaka birileri çıkar ve aynı cümleyi kurar:

"Ankara mı? Çok gri bir şehir..."

Ben de her seferinde içimden şunu söylerim:

"Arkadaş, sen Ankara'ya mı geldin, yoksa kışın sisli bir pazartesi sabahı AŞTİ'ye inip geri mi döndün?"

Ömrümün büyük bir bölümü Ankara'da geçti. Sokaklarında yürüdüm, parklarında oturdum, dolmuşlarına bindim, belediye otobüslerinin peşinden koştum, Kızılay'da kayboldum, Ulus'ta yön buldum. Bir insan bir şehri ancak bu kadar yaşayabilir.

Ankara'yı ilk kez görenlerin çoğu hata yapıyor. Geldikleri şehirle kıyaslıyorlar.

İstanbul'un boğazına bakıyorlar... İzmir'in denizine bakıyorlar... Antalya'nın palmiyelerine bakıyorlar...

Sonra dönüp Ankara'ya bakıyorlar ve hükmü veriyorlar: "Burada deniz yok."

Evet, yok.

Ama deniz olmayınca şehir de olmuyor mu?

Ankara'nın denizi yok ama tarihi var. Ankara'nın martıları yok ama Kurtuluş Savaşı'nın izleri var. Ankara'nın vapurları yok ama Cumhuriyet'e giden yolun ilk adımları var.

Düşünebiliyor musunuz?

23 Nisan 1920'de umut burada yeşeriyor.

Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları başka şehirleri de başkent yapabilirdi. Ama onlar Ankara'yı seçti.

Çünkü Ankara bir şehirden çok daha fazlasıydı.

Bir direniş merkeziydi.

Bir karargâhtı.

Bir umuttu.

Cumhuriyet'in kalbinin atacağı yerdi.

Bugün Ankara'nın her sokağında biraz Cumhuriyet, biraz mücadele, biraz da Atatürk'ün ileri görüşlülüğü dolaşır.

Bugün çocuk sesleriyle dolu olan o alan bir zamanlar bataklıktı.

Bakın opera binasına...

Bakın konservatuvarlara...

Bakın üniversitelere...

Cumhuriyet daha yeni kurulmuş, ülke savaşlardan çıkmış ama Atatürk bir yandan sanayi, bir yandan bilim, bir yandan sanat diyor.

İşte Ankara'nın rengi burada başlıyor.

Kim ne derse desin, bir opera binası olan şehir gri olamaz.

Bir konservatuvardan aryalar yükseliyorsa o şehir gri olamaz.

Üniversitelerinde gençler hayal kuruyorsa o şehir gri olamaz.

Bugün OSTİM'den geçen biri, savunma sanayisinin geldiği noktayı görünce şaşırır.

Teknokentlerde çalışan genç mühendisleri görünce gururlanır.

Bakanlıklarıyla, üniversiteleriyle, sanayisiyle Ankara yalnızca Türkiye'nin başkenti değil, aynı zamanda aklının da merkezidir.

Bir de Ankara'nın insanları vardır.

Dışarıdan biraz mesafeli görünürler.

Ama tanıyınca sıcacık insanlardır.

Ankaralı dostlukları ağır ağır demlenen çay gibidir.

Hemen olmaz.

Ama olunca da kolay kolay bitmez.

Bir de şu meşhur söz vardır:

"İstanbul'un neyini seversin?"

"Ankara'ya dönüşünü."

Şairler söylemiş, yazarlar yazmış.

Ben bu sözü yıllardır tersinden okuyorum.

Ben başka şehirlerden Ankara'ya dönüşü seviyorum.

Otobüs terminaline yaklaşırken içimde garip bir huzur oluşur.

Uzaktan Anıtkabir'i gördüğümde "Tamam," derim, "eve geldim."

Çünkü Ankara yalnızca yaşadığım şehir değil.

Hatıralarımın şehridir.

Gençliğimin şehridir.

Dostluklarımın şehridir.

Cumhuriyet'in şehridir.

O yüzden biri bana Ankara'nın gri olduğunu söylediğinde gülümseyip cevap veriyorum: "Ankara gri değil kardeşim. Sen sadece yanlış mevsimde bakmışsın."

Çünkü Ankara'nın rengi betonun gri tonu değildir.

Ankara'nın rengi Cumhuriyet'in mavisidir.

Gençliğin yeşilidir.

Dostluğun sarısıdır.

Umudun beyazıdır.

Ve Anıtkabir'in önünde dalgalanan bayrağın kırmızısıdır.

Kısacası Ankara, gökkuşağının bütün renklerini içinde taşıyan bir başkenttir.

Yeter ki bakmasını bilin.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (2)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Nevzat
(09.06.2026 08:03 - #5790)
Bir Ankaralı olarak bu kadar güzel Ankarali olmamışım şimdiye kadar. Şimdi daha çok Ankaraliyim .Teşekkürler
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
İnci Güçlüer
(09.06.2026 15:43 - #5793)
Şehrine sahip çıkmak diye buna derim. Çok içten yazmış, şiir gibi anlatmışsınız. Ankaralı olasım geldi. Elinize sağlık.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.