Ali YILMAZ - Yazar - Program Yapımcı
Köşe Yazarı
Ali YILMAZ - Yazar - Program Yapımcı
 

KİMSEYE ALIŞMAYIN

Bir kitap karıştırıyordum geçen gün… Öyle kalın ciltli, akademik laflarla insanı uyutan türden değil. İçinde kısa kısa cümleler vardı. Ama bazı kısa cümleler vardır ya… insanın ömrünü anlatır. Bir tanesinde şöyle diyordu: “Sırf sonunda ne olacak diye meraktan yaşıyorum.” Galiba memleketin ortak ruh hali tam da bu artık. Sabah kalkıyoruz, zam mı gelmiş diye telefona bakıyoruz. Akşam yatıyoruz, birileri yine birbirine bağırmış mı diye televizyona… Ama televizyonu açınca da insanın içinden “ben haber izlemiyorum artık” diyesi geliyor. Zaten ülkede en sağlam haber ajansı hâlâ emekli öğretmenler ile taksiciler. Bir emekli öğretmen anlatıyor: “Evladım bu işin sonu iyi değil…” Taksici dikiz aynasından ekliyor: “Abi bunlar fragman daha…” Sonra sen kafanda bütün ülkeyi kuruyorsun. Çünkü bu ülkede herkes siyaset bilimci doğuyor zaten. Çay ocağında anayasa değiştiriliyor, minibüste ekonomi düzeltiliyor, berber koltuğunda dış politika çözülüyor. Bir başka cümleye denk geldim: “Virüs Çin’den bu, aşı Çin’den… Gel de çık işin içinden.” İşte bizim memleket tam olarak budur. Sorunla çözüm aynı yerden gelir. Kavgayı çıkaranla barış çağrısı yapan aynı kürsüde konuşur. Vatandaş da ortada kalır: “Zararın neresinden dönersek dönelim hep zarardayız.” Ama yine de umut etmeyi bırakmayız. Çünkü bu toplumun en büyük özelliği; enkazın altında bile çay demleyebilmesidir. Çocukken astronot olup aya gitmek isterdik. Şimdi markete gitmeye üşeniyoruz. Eskiden resim dersinde çizdiğimiz evlerin bacasından yaz kış duman çıkardı. Çünkü o evlerde umut vardı. Şimdi doğalgaz faturası yüzünden insanlar kombiye düşman olmuş durumda. Bir de şu söz var ki… Memleket özeti gibi: “Mide beyinden daha zekidir. Boş olduğunda sahibine haber verir. Beyin aynı şeyi yapamaz.” İşte tam burada duruyoruz. Çünkü bazı insanların vicdanı da boş… Ama haber vermiyor. Ekonomiyi anlatmaya gerek yok aslında. Gençken fakirdik, yıllarca çalıştık… Şimdi hâlâ zenginiz diyemiyoruz ama artık genç de değiliz. Memlekette öyle bir düzen kuruldu ki; insan çalışırken yoruluyor, dinlenirken suçluluk hissediyor. Sonra dönüp hayata bakıyorsun. Birileri hâlâ “iş yerine sağ ayakla girince kazancım artıyor” diye umut arıyor. TÜBİTAK kabul etmese de mahalle kabul etmiş bunu. Kimisi İngilizce öğrenmeye çalışıyor: “Derdimi anlatacak kadar öğreneyim yeter…” Ama ülkede dert bitmediği için kurs da bitmiyor. Bir gün bir öğretmen şöyle demişti: “Ben notunu verdiğim insanı bir daha sözlüye kaldırmam.” Ah hocam… Keşke hayat da öyle olsa. Ama hayat her gün yeniden sözlü yapıyor insana. Hem de hazırlıksız. Ve galiba bütün bu karmaşanın ortasında en doğru cümle hâlâ şu: “Gidenin ardından nokta koyun ki, gelecek olan insanın ismi büyük olsun.” Çünkü bazen bir virgül kadar bile yer bırakmıyoruz yeni gelen umutlara. Eski kırgınlıkları, eski siyasetleri, eski kavgaları sırtımızda taşıyoruz. Sonra da “neden mutlu değiliz” diye düşünüyoruz. Belki de bu yüzden kitabın kapağındaki o uyarı çok haklıydı: “Kimseye alışmayın.” Çünkü bu ülkede insan; bir sabah uyandığında ekmeğin fiyatına, akşam olduğunda insanların değişmesine şaşırıyor artık. Ama yine de… Denizde kum kadar hayal kırıklığımız olsa da bir bardak çayın buharında yeniden toparlanmayı başarıyoruz. “19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun’
Ekleme Tarihi: 19 Mayıs 2026 -Salı

KİMSEYE ALIŞMAYIN

Bir kitap karıştırıyordum geçen gün…

Öyle kalın ciltli, akademik laflarla insanı uyutan türden değil.

İçinde kısa kısa cümleler vardı. Ama bazı kısa cümleler vardır ya… insanın ömrünü anlatır.

Bir tanesinde şöyle diyordu: “Sırf sonunda ne olacak diye meraktan yaşıyorum.”

Galiba memleketin ortak ruh hali tam da bu artık.

Sabah kalkıyoruz, zam mı gelmiş diye telefona bakıyoruz.

Akşam yatıyoruz, birileri yine birbirine bağırmış mı diye televizyona…

Ama televizyonu açınca da insanın içinden “ben haber izlemiyorum artık” diyesi geliyor.

Zaten ülkede en sağlam haber ajansı hâlâ emekli öğretmenler ile taksiciler.

Bir emekli öğretmen anlatıyor: “Evladım bu işin sonu iyi değil…”

Taksici dikiz aynasından ekliyor: “Abi bunlar fragman daha…”

Sonra sen kafanda bütün ülkeyi kuruyorsun.

Çünkü bu ülkede herkes siyaset bilimci doğuyor zaten.

Çay ocağında anayasa değiştiriliyor, minibüste ekonomi düzeltiliyor, berber koltuğunda dış politika çözülüyor.

Bir başka cümleye denk geldim: “Virüs Çin’den bu, aşı Çin’den… Gel de çık işin içinden.”

İşte bizim memleket tam olarak budur.

Sorunla çözüm aynı yerden gelir.

Kavgayı çıkaranla barış çağrısı yapan aynı kürsüde konuşur.

Vatandaş da ortada kalır: “Zararın neresinden dönersek dönelim hep zarardayız.”

Ama yine de umut etmeyi bırakmayız.

Çünkü bu toplumun en büyük özelliği; enkazın altında bile çay demleyebilmesidir.

Çocukken astronot olup aya gitmek isterdik.

Şimdi markete gitmeye üşeniyoruz.

Eskiden resim dersinde çizdiğimiz evlerin bacasından yaz kış duman çıkardı.

Çünkü o evlerde umut vardı.

Şimdi doğalgaz faturası yüzünden insanlar kombiye düşman olmuş durumda.

Bir de şu söz var ki…

Memleket özeti gibi: “Mide beyinden daha zekidir. Boş olduğunda sahibine haber verir. Beyin aynı şeyi yapamaz.”

İşte tam burada duruyoruz.

Çünkü bazı insanların vicdanı da boş…

Ama haber vermiyor.

Ekonomiyi anlatmaya gerek yok aslında.

Gençken fakirdik, yıllarca çalıştık…

Şimdi hâlâ zenginiz diyemiyoruz ama artık genç de değiliz.

Memlekette öyle bir düzen kuruldu ki; insan çalışırken yoruluyor, dinlenirken suçluluk hissediyor.

Sonra dönüp hayata bakıyorsun.

Birileri hâlâ “iş yerine sağ ayakla girince kazancım artıyor” diye umut arıyor.

TÜBİTAK kabul etmese de mahalle kabul etmiş bunu.

Kimisi İngilizce öğrenmeye çalışıyor: “Derdimi anlatacak kadar öğreneyim yeter…”

Ama ülkede dert bitmediği için kurs da bitmiyor.

Bir gün bir öğretmen şöyle demişti: “Ben notunu verdiğim insanı bir daha sözlüye kaldırmam.”

Ah hocam…

Keşke hayat da öyle olsa.

Ama hayat her gün yeniden sözlü yapıyor insana.

Hem de hazırlıksız.

Ve galiba bütün bu karmaşanın ortasında en doğru cümle hâlâ şu: “Gidenin ardından nokta koyun ki, gelecek olan insanın ismi büyük olsun.”

Çünkü bazen bir virgül kadar bile yer bırakmıyoruz yeni gelen umutlara.

Eski kırgınlıkları, eski siyasetleri, eski kavgaları sırtımızda taşıyoruz.

Sonra da “neden mutlu değiliz” diye düşünüyoruz.

Belki de bu yüzden kitabın kapağındaki o uyarı çok haklıydı: “Kimseye alışmayın.”

Çünkü bu ülkede insan; bir sabah uyandığında ekmeğin fiyatına, akşam olduğunda insanların değişmesine şaşırıyor artık.

Ama yine de…

Denizde kum kadar hayal kırıklığımız olsa da bir bardak çayın buharında yeniden toparlanmayı başarıyoruz.

“19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun’

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.