Ali YILMAZ - Yazar - Program Yapımcı
Köşe Yazarı
Ali YILMAZ - Yazar - Program Yapımcı
 

DAĞILAN SOFRALAR, DAĞILAN DÜNYA

Eskiden evin en büyük odası salon değildi; sofraydı. Çünkü sofrada sadece yemek yenmezdi. Dert paylaşılır, çocuk terbiye edilir, büyükler dinlenir, aile olmanın ne demek olduğu sessizce öğrenilirdi. Kaşığın sesi bile güven verirdi. Bugün ise dünyanın en pahalı mobilyası yemek masası hâline geldi. Var ama etrafında oturan yok. Anne başka şehirde... Baba başka ülkede... Çocuk başka kıtada... Aynı soyadı taşıyorlar ama aynı çorbanın buharı artık yüzlerine vurmuyor. Küreselleşme bize sınırları kaldıracağını söylemişti. Kaldırdı da... Önce evlerin sınırlarını kaldırdı. İş bulmak için memleketini terk edenler, savaş yüzünden yurdunu bırakanlar, daha iyi bir gelecek uğruna bavulunu kapanlar... Derken aile fotoğrafları duvarlarda kaldı, ailelerin kendisi havaalanlarında dağıldı. Birleşmiş Milletler verilerine göre dünya genelinde ülkesi dışında yaşayan insanların sayısı yüz milyonlarla ifade ediliyor. Bu insanlar tek bir ülkede toplansaydı, dünyanın en kalabalık ülkeleri arasında yer alacak bir nüfus ortaya çıkardı. İşin acı tarafı şu: Göç eden yalnız insanlar değil, sofralar da göç ediyor. Eskiden "Ekmek elden, su gölden." derdik. Şimdi "Görüntülü konuşma aç da seni görelim." devri başladı. Bayramlar ekranlardan kutlanıyor, torunlar dedelerinin sesini telefondan tanıyor. Üstelik mesele sadece ekonomi de değil. Siyaset, savaşlar, gelir adaletsizliği ve fırsat eşitsizliği; insanları doğdukları topraklardan koparıyor. Zengin ülkeler işgücü ararken, yoksul ülkeler evlatlarını uğurluyor. Kazanan ekonomi olabilir ama kaybeden çoğu zaman aile oluyor. Bir de şu var... Eskiden "Evde misafir var." denince çocuklar sesini kısardı. Şimdi "Evde kim var?" diye soruyoruz. Çünkü aynı çatı altında yaşamak bile lüks hâline geldi. Oysa araştırmalar, birlikte yenilen aile yemeklerinin çocukların hem fiziksel hem ruhsal gelişimine olumlu katkı sağladığını; aile bağlarını güçlendirdiğini gösteriyor. Demek ki mesele yalnızca aynı evde oturmak değil; aynı sofrada buluşabilmek. Çünkü bir toplum, önce aileyi kaybeder. Sonra birbirini. En sonunda da kendini... Belki de dünyanın bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey yeni gökdelenler değil; yeniden kurulacak aile sofralarıdır. Orada yenilen bir tabak çorba, bazen dünyanın en pahalı yatırımından daha değerlidir.
Ekleme Tarihi: 21 Temmuz 2026 -Salı

DAĞILAN SOFRALAR, DAĞILAN DÜNYA

Eskiden evin en büyük odası salon değildi; sofraydı.

Çünkü sofrada sadece yemek yenmezdi. Dert paylaşılır, çocuk terbiye edilir, büyükler dinlenir, aile olmanın ne demek olduğu sessizce öğrenilirdi. Kaşığın sesi bile güven verirdi.

Bugün ise dünyanın en pahalı mobilyası yemek masası hâline geldi. Var ama etrafında oturan yok.

Anne başka şehirde... Baba başka ülkede... Çocuk başka kıtada... Aynı soyadı taşıyorlar ama aynı çorbanın buharı artık yüzlerine vurmuyor.

Küreselleşme bize sınırları kaldıracağını söylemişti. Kaldırdı da... Önce evlerin sınırlarını kaldırdı. İş bulmak için memleketini terk edenler, savaş yüzünden yurdunu bırakanlar, daha iyi bir gelecek uğruna bavulunu kapanlar... Derken aile fotoğrafları duvarlarda kaldı, ailelerin kendisi havaalanlarında dağıldı.

Birleşmiş Milletler verilerine göre dünya genelinde ülkesi dışında yaşayan insanların sayısı yüz milyonlarla ifade ediliyor. Bu insanlar tek bir ülkede toplansaydı, dünyanın en kalabalık ülkeleri arasında yer alacak bir nüfus ortaya çıkardı.

İşin acı tarafı şu: Göç eden yalnız insanlar değil, sofralar da göç ediyor.

Eskiden "Ekmek elden, su gölden." derdik. Şimdi "Görüntülü konuşma aç da seni görelim." devri başladı. Bayramlar ekranlardan kutlanıyor, torunlar dedelerinin sesini telefondan tanıyor.

Üstelik mesele sadece ekonomi de değil. Siyaset, savaşlar, gelir adaletsizliği ve fırsat eşitsizliği; insanları doğdukları topraklardan koparıyor. Zengin ülkeler işgücü ararken, yoksul ülkeler evlatlarını uğurluyor. Kazanan ekonomi olabilir ama kaybeden çoğu zaman aile oluyor.

Bir de şu var...

Eskiden "Evde misafir var." denince çocuklar sesini kısardı. Şimdi "Evde kim var?" diye soruyoruz. Çünkü aynı çatı altında yaşamak bile lüks hâline geldi.

Oysa araştırmalar, birlikte yenilen aile yemeklerinin çocukların hem fiziksel hem ruhsal gelişimine olumlu katkı sağladığını; aile bağlarını güçlendirdiğini gösteriyor.

Demek ki mesele yalnızca aynı evde oturmak değil; aynı sofrada buluşabilmek.

Çünkü bir toplum, önce aileyi kaybeder. Sonra birbirini. En sonunda da kendini...

Belki de dünyanın bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey yeni gökdelenler değil; yeniden kurulacak aile sofralarıdır. Orada yenilen bir tabak çorba, bazen dünyanın en pahalı yatırımından daha değerlidir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.