Ali YILMAZ - Yazar - Program Yapımcı
Köşe Yazarı
Ali YILMAZ - Yazar - Program Yapımcı
 

GÜLME KOMŞUNA…

Ben çocukken büyüklerimiz "Gülme komşuna, gelir başına" derlerdi. Meğer bu söz sadece mahalle ilişkileri için değil, mizah için de söylenmiş olabilir. Bizim memlekette bazı insanlar çocukken doktor, mühendis, öğretmen olmak ister. Bazıları da galiba büyüyünce "yasak koyucu" olmak istiyor. Çünkü tarihimize şöyle bir dönüp baktığımızda, yasak koyma konusunda gerçekten büyük bir birikimimiz olduğunu görüyoruz. Mesela Osmanlı döneminde kahve yasaklanmış. Evet, yanlış duymadınız. Hani şu "bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır" dediğimiz kahve... Kahvehanelerde insanlar toplanıp konuşuyor, tartışıyor, memleket meselelerini değerlendiriyor diye zaman zaman yasaklanmış. Şimdi düşünün; sabah kalkmışsınız, canınız kahve çekmiş. Kapıyı kilitleyip, perdeyi çekip, mutfakta fısıltıyla kahve pişiriyorsunuz: — Şşş! Komşular duymasın, bugün orta şekerli suç işliyoruz! Aradan yüzlerce yıl geçmiş. Bu kez kitaplar yasaklanmış, filmler yasaklanmış, şarkılar yasaklanmış, tiyatrolar yasaklanmış. Hatta bazı dönemlerde insanın aklına şu soru geliyor: "Acaba yasaklanmayan bir şey kaldı mı?" Sonra rahatlıyoruz. Çünkü nefes almak henüz yasak değil. Tabii bazen onun da çok rahat yapıldığını söylemek zor. Geçtiğimiz günlerde stand-up sanatçısı Deniz Göktaş'ın yaptığı gösteri nedeniyle gözaltına alınması ve ardından tutuklanması, ülkede mizahın sınırlarının yeniden tartışılmasına neden oldu. Şimdi burada durup düşünelim. Bir komedyenin görevi nedir? İnsanları güldürmek. Peki bir komedyeni dinleyip sinirlenmek kimin sorunudur? İşte bu sorunun cevabı, sanırım henüz yasalarımızda net olarak tanımlanmadı. Yine de umutluyum. Çünkü bu topraklarda Karagöz ile Hacivat yaşamış, Nasreddin Hoca yaşamış, Aziz Nesin yaşamış. Bu memleket, en zor zamanlarda bile kendi kendine gülmeyi başarabilmiş. Belki de yöneticilerin en çok korktuğu şey budur. Çünkü gülen insan, düşünen insandır. Düşünen insan ise bazen soru sorar. Soru soran insan da bazen tehlikeli bulunur. Ben yine de tedbirli davranıyorum. Bu yazıyı bitirirken etrafıma bakıyorum, kapıyı kilitliyorum, perdeleri çekiyorum ve kendi kendime sessizce gülüyorum. Çünkü insanın başına ne geleceği belli olmaz. Ama, en azından şimdilik, içinden gülmek hâlâ serbest.
Ekleme Tarihi: 07 Temmuz 2026 -Salı

GÜLME KOMŞUNA…

Ben çocukken büyüklerimiz "Gülme komşuna, gelir başına" derlerdi. Meğer bu söz sadece mahalle ilişkileri için değil, mizah için de söylenmiş olabilir.

Bizim memlekette bazı insanlar çocukken doktor, mühendis, öğretmen olmak ister. Bazıları da galiba büyüyünce "yasak koyucu" olmak istiyor.

Çünkü tarihimize şöyle bir dönüp baktığımızda, yasak koyma konusunda gerçekten büyük bir birikimimiz olduğunu görüyoruz.

Mesela Osmanlı döneminde kahve yasaklanmış. Evet, yanlış duymadınız. Hani şu "bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır" dediğimiz kahve... Kahvehanelerde insanlar toplanıp konuşuyor, tartışıyor, memleket meselelerini değerlendiriyor diye zaman zaman yasaklanmış.

Şimdi düşünün; sabah kalkmışsınız, canınız kahve çekmiş. Kapıyı kilitleyip, perdeyi çekip, mutfakta fısıltıyla kahve pişiriyorsunuz: — Şşş! Komşular duymasın, bugün orta şekerli suç işliyoruz!

Aradan yüzlerce yıl geçmiş.

Bu kez kitaplar yasaklanmış, filmler yasaklanmış, şarkılar yasaklanmış, tiyatrolar yasaklanmış. Hatta bazı dönemlerde insanın aklına şu soru geliyor: "Acaba yasaklanmayan bir şey kaldı mı?"

Sonra rahatlıyoruz.

Çünkü nefes almak henüz yasak değil.

Tabii bazen onun da çok rahat yapıldığını söylemek zor.

Geçtiğimiz günlerde stand-up sanatçısı Deniz Göktaş'ın yaptığı gösteri nedeniyle gözaltına alınması ve ardından tutuklanması, ülkede mizahın sınırlarının yeniden tartışılmasına neden oldu.

Şimdi burada durup düşünelim.

Bir komedyenin görevi nedir?

İnsanları güldürmek.

Peki bir komedyeni dinleyip sinirlenmek kimin sorunudur?

İşte bu sorunun cevabı, sanırım henüz yasalarımızda net olarak tanımlanmadı.

Yine de umutluyum.

Çünkü bu topraklarda Karagöz ile Hacivat yaşamış, Nasreddin Hoca yaşamış, Aziz Nesin yaşamış. Bu memleket, en zor zamanlarda bile kendi kendine gülmeyi başarabilmiş.

Belki de yöneticilerin en çok korktuğu şey budur.

Çünkü gülen insan, düşünen insandır.

Düşünen insan ise bazen soru sorar.

Soru soran insan da bazen tehlikeli bulunur.

Ben yine de tedbirli davranıyorum.

Bu yazıyı bitirirken etrafıma bakıyorum, kapıyı kilitliyorum, perdeleri çekiyorum ve kendi kendime sessizce gülüyorum.

Çünkü insanın başına ne geleceği belli olmaz.

Ama, en azından şimdilik, içinden gülmek hâlâ serbest.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.