Bazen insanın aklına olmadık sorular geliyor.
Mesela...
Siyah önlüğü kim kaldırdı?
Hayır, gerçekten merak ediyorum.
Bir kumaş parçasıydı belki ama, meğer ne çok şeyi örtüyormuş.
Biz ilkokula başladığımızda herkes aynıydı.
Siyah önlük...
Beyaz yaka...
Sırtımızda çoğu zaman annemizin diktiği ya da ağabeyimizden, ablamızdan kalan okul çantası...
O yıllarda okul bahçesinde kimsenin montunun markası konuşulmazdı. Çünkü montlar teneffüste zaten kale direği olurdu. Çantalar moda ürünü değil, seksek taşı ve misket taşıma aracıydı.
Çocuk, çocuktu.
Bugün ise daha okulun ilk günü bazı çocuklar birbirini ayakkabısından, çantasından, kalem kutusundan tanımaya başlıyor.
"Benimki şu marka."
"Benim çantam ışıklı."
"Benim suluk konuşuyor."
Bizim suluğumuz konuşmazdı ama düşerse bütün okul duyardı!
Siyah önlük, işte bütün bu farkları biraz olsun gizliyordu.
Zengini de aynı görünüyordu.
Yoksulu da...
Köyden gelen de...
Şehrin göbeğinde oturan da...
Belki evlerimiz farklıydı ama okulun kapısından girince hepimiz aynı hikâyenin kahramanı oluyorduk.
Sonra birileri çıktı.
Her gelen yönetim, eğitimi biraz kendi zevkine göre şekillendirdi.
Önlük değişti...
Sistem değişti...
Kitaplar değişti...
Sınavlar değişti...
Ama değişmeyen tek şey, çocukların masumiyeti oldu.
Asıl korunması gereken de oydu.
Elbette zaman değişir.
Teknoloji değişir.
Kıyafetler değişir.
Kimse yıllar öncesine birebir dönelim demiyor.
Ama eşitlik duygusunu kaybetmeyelim diyor.
Çünkü okul, çocukların ilk kez "Ben kimim?" sorusunu sorduğu yerdir.
O sorunun cevabı hiçbir zaman ayakkabı numarası, mont markası ya da çanta fiyatı olmamalıdır.
Biz siyah önlükle büyüdük.
Öğretmenimizi görünce ayağa kalkmayı öğrendik.
Arkadaşımızın kalemi kırıldığında kendi kalemimizi ikiye bölmeyi öğrendik.
Beslenme çantasını evde unutan arkadaşımıza simidimizi paylaşmayı öğrendik.
Bunların hiçbirini siyah önlük öğretmedi.
Ama siyah önlük, bunları öğrenmemize sessizce eşlik etti.
Belki de bu yüzden onu özlüyoruz.
Önlüğü değil...
Onun temsil ettiği eşitliği...
Paylaşmayı...
Ve çocukların birbirini cebindeki paraya göre değil, oyun arkadaşlığına göre seçtiği o güzel günleri...
Bugün eski okul fotoğraflarına baktığımda onlarca siyah önlük görüyorum.
Ama dikkat edince hepsinin içinden farklı bir umut gülümsüyor.
Demek ki mesele önlüğün rengi değilmiş.
Mesele, çocukların geleceğini aynı renkte hayal edebilmekmiş.
Belki yeniden siyah önlük giyilir, belki hiç giyilmez.
Ama keşke hiçbir çocuk, daha ilkokul sırasındayken "Benimkisi daha pahalı." ya da "Benimki daha ucuz." demeyi öğrenmese.
Çünkü eğitimin ilk dersi matematik ya da Türkçe değil...
"Siyah önlüğün rengi karaydı ama çocukların geleceğini aydınlatan en beyaz fikirlerden biriydi: Hepimiz aynı sıranın öğrencisiydik.”
