Bu konu gerçekten opera dünyasının en sevimli ve komik yanlarından biridir. Sahneye plansız çıkan bir kedi, bazen aylarca çalışılan dramatik atmosferi birkaç saniyede dağıtabilir.
Opera tarihini incelediğimizde besteciler, tenorlar, sopranolar ve şefler üzerine sayısız kitap bulursunuz. Ancak nedense kimse sahne sanatlarının gerçek kahramanlarından söz etmez: Kedilerden!
Kedilerin opera sahnesine çıkış tarihi tam olarak bilinmiyor. Ancak uzmanlar, ilk kedinin muhtemelen bir trajedinin en hüzünlü anında sahneye çıkıp kuyruğunu sallayarak tüm ciddiyeti bozduğunu tahmin ediyor.
Rivayete göre bir temsil sırasında tenor, sevgilisinin tabutu başında gözyaşları içinde aryasını söylerken sahneye çıkan sarı bir kedi, sanatçının ayaklarına sürtünmeye başlamış. Seyircinin yarısı gözyaşlarını silerken diğer yarısı kahkahalarını tutamamış.
yüzyılda açık hava tiyatrolarında kediler adeta sanat eleştirmeni gibi dolaşırlarmış. Özellikle İtalya'da bazı kedilerin yüksek notalara tepki vererek miyavladığı, bazılarının ise uzun aryalar sırasında uyuyakaldığı söylenir. Bu davranışlar opera çevrelerinde "kedi eleştirisi" olarak anılmıştır.
Günümüze gelindiğinde kediler artık daha cesur hale gelmişti. Birçok temsil sırasında dekorların arasından çıkıp başrol sanatçılarından rol çalmayı başardılar. Özellikle ölüm sahnelerinde ortaya çıkmaları, dramatik etkiyi birkaç saniye içinde komediye dönüştürüyordu.
Bir soprano sahnede son nefesini verirken yanına gelip oturan bir kedinin, seyirciden sanatçıdan daha fazla alkış aldığı bile anlatılır.
Bugün opera evleri gelişmiş teknoloji, ışık sistemleri ve güvenlik önlemleri kullanıyor. Ama yine de bir kedi fırsatını buldu mu sahneye çıkabiliyor. Çünkü opera dünyasında herkes bilir ki:
Besteci notaları yazar.
Şef orkestrayı yönetir.
Sanatçılar aryaları söyler.
Ama son sözü her zaman kedi söyleyebilir.
Ve genellikle o söz: "Miyav!"dır.
Geçen hafta İzmir Opera sahnesinde, tarihinin en büyük aşk hikâyelerinden biri sahneleniyor...
Romeo ve Juliet.
Sahnedeki atmosfer öylesine yoğun ki seyirciler nefeslerini tutmuş. Juliet cansız yatıyor, Romeo onun başında. Trajedinin doruk noktası...
Tam o sırada sahneye bir kedi giriyor.
Ne aryayla ilgileniyor, ne Shakespeare'le, ne de iki âşığın hazin sonuyla.
Kedinin bütün derdi yerde yatan sanatçının saçları.
Sanki "Bu insan neden burada yatıyor?" der gibi önce dikkatlice yaklaşıyor, sonra kokluyor, ardından patisiyle dürtüyor.
Seyirci gözyaşlarıyla kahkahalar arasında kalıyor.
Romeo'nun acısı, Juliet'in ölümü, orkestranın dramatik yükselişi...
Hepsi bir anda ikinci plana düşüyor.
Çünkü artık herkes aynı soruyu soruyor:
"Acaba kedi birazdan Juliet'i uyandıracak mı?"
Belki de opera tarihinin en gerçekçi yorumu buydu. Shakespeare iki genci öldürmüş olabilir ama bir sokak kedisi buna ikna olmamıştı.
Sonuçta kediler için dünyanın en büyük trajedisi bile ancak mama saatine kadar önemlidir.
Perde kapanırken alkışların bir kısmının sanatçılara, bir kısmının orkestraya, ama en coşkulularının o turuncu tüylü eleştirmene gittiği söylenir.
Bence bu olay için en uygun başlık:
"Romeo ve Juliet: Beş Perde Trajedi, Bir Kedi Komedisi"
Anasayfa
Yazarlar
Ali YILMAZ - Yazar - Program Yapımcı
Yazı Detayı
Bu yazı 89 kez okundu.
BAŞROLÜ ÇALAN KEDİ ve ROMEO, JULİET
Bu konu gerçekten opera dünyasının en sevimli ve komik yanlarından biridir. Sahneye plansız çıkan bir kedi, bazen aylarca çalışılan dramatik atmosferi birkaç saniyede dağıtabilir.
Opera tarihini incelediğimizde besteciler, tenorlar, sopranolar ve şefler üzerine sayısız kitap bulursunuz. Ancak nedense kimse sahne sanatlarının gerçek kahramanlarından söz etmez: Kedilerden!
Kedilerin opera sahnesine çıkış tarihi tam olarak bilinmiyor. Ancak uzmanlar, ilk kedinin muhtemelen bir trajedinin en hüzünlü anında sahneye çıkıp kuyruğunu sallayarak tüm ciddiyeti bozduğunu tahmin ediyor.
Rivayete göre bir temsil sırasında tenor, sevgilisinin tabutu başında gözyaşları içinde aryasını söylerken sahneye çıkan sarı bir kedi, sanatçının ayaklarına sürtünmeye başlamış. Seyircinin yarısı gözyaşlarını silerken diğer yarısı kahkahalarını tutamamış.
yüzyılda açık hava tiyatrolarında kediler adeta sanat eleştirmeni gibi dolaşırlarmış. Özellikle İtalya'da bazı kedilerin yüksek notalara tepki vererek miyavladığı, bazılarının ise uzun aryalar sırasında uyuyakaldığı söylenir. Bu davranışlar opera çevrelerinde "kedi eleştirisi" olarak anılmıştır.
Günümüze gelindiğinde kediler artık daha cesur hale gelmişti. Birçok temsil sırasında dekorların arasından çıkıp başrol sanatçılarından rol çalmayı başardılar. Özellikle ölüm sahnelerinde ortaya çıkmaları, dramatik etkiyi birkaç saniye içinde komediye dönüştürüyordu.
Bir soprano sahnede son nefesini verirken yanına gelip oturan bir kedinin, seyirciden sanatçıdan daha fazla alkış aldığı bile anlatılır.
Bugün opera evleri gelişmiş teknoloji, ışık sistemleri ve güvenlik önlemleri kullanıyor. Ama yine de bir kedi fırsatını buldu mu sahneye çıkabiliyor. Çünkü opera dünyasında herkes bilir ki:
Besteci notaları yazar.
Şef orkestrayı yönetir.
Sanatçılar aryaları söyler.
Ama son sözü her zaman kedi söyleyebilir.
Ve genellikle o söz: "Miyav!"dır.
Geçen hafta İzmir Opera sahnesinde, tarihinin en büyük aşk hikâyelerinden biri sahneleniyor...
Romeo ve Juliet.
Sahnedeki atmosfer öylesine yoğun ki seyirciler nefeslerini tutmuş. Juliet cansız yatıyor, Romeo onun başında. Trajedinin doruk noktası...
Tam o sırada sahneye bir kedi giriyor.
Ne aryayla ilgileniyor, ne Shakespeare'le, ne de iki âşığın hazin sonuyla.
Kedinin bütün derdi yerde yatan sanatçının saçları.
Sanki "Bu insan neden burada yatıyor?" der gibi önce dikkatlice yaklaşıyor, sonra kokluyor, ardından patisiyle dürtüyor.
Seyirci gözyaşlarıyla kahkahalar arasında kalıyor.
Romeo'nun acısı, Juliet'in ölümü, orkestranın dramatik yükselişi...
Hepsi bir anda ikinci plana düşüyor.
Çünkü artık herkes aynı soruyu soruyor:
"Acaba kedi birazdan Juliet'i uyandıracak mı?"
Belki de opera tarihinin en gerçekçi yorumu buydu. Shakespeare iki genci öldürmüş olabilir ama bir sokak kedisi buna ikna olmamıştı.
Sonuçta kediler için dünyanın en büyük trajedisi bile ancak mama saatine kadar önemlidir.
Perde kapanırken alkışların bir kısmının sanatçılara, bir kısmının orkestraya, ama en coşkulularının o turuncu tüylü eleştirmene gittiği söylenir.
Bence bu olay için en uygun başlık:
"Romeo ve Juliet: Beş Perde Trajedi, Bir Kedi Komedisi"
Ekleme
Tarihi: 11 Ağustos 2026 -Salı
BAŞROLÜ ÇALAN KEDİ ve ROMEO, JULİET
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
