Ali YILMAZ - Yazar - Program Yapımcı
Köşe Yazarı
Ali YILMAZ - Yazar - Program Yapımcı
 

KIBRIS FACİASI

267 – 8 – 514 Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü. Dünyanın dört bir yanında barıştan söz edilecek. Savaşlar dursun, silahlar sussun, insanlar ölmesin denilecek. Ne güzel bir dilek… Ama insanın aklına ister istemez şu geliyor: Barış yalnızca savaşta ölmemek midir? İnsanların ihmallerden, tedbirsizliklerden, göz göre göre gelen facialardan ölmediği bir dünya da barışın bir parçası değil midir? Tam bunları düşünürken önüme üç sayı düştü: 267 – 8 – 514 Yan yana yazınca üç sayı. Bir matematik sorusunun verileri gibi duruyor. Oysa bazen rakamlar insanın boğazına düğümlenir. 267… Dün Kıbrıs’tan çıkıp Taşucu’na doğru yola çıkan feribotta bulunan insanların sayısı. 8… Denizin aldığı canlar. 514… Batan feribotun denizin dibinde ulaştığı metreler. Üç rakamın arasına koca bir hayat sığmış. Kim bilir o insanlar Kıbrıs’a giderken ne kadar neşeliydi. Kimi tatilden dönüyordu, kimi ailesine, kimi işine… Belki bir çocuk annesine aldığı hediyeyi çantasına sıkıştırmıştı. Belki biri sevgilisine kavuşacağı saati hesaplıyordu. Belki bir başkası güvertede denize bakıp birkaç saat sonra evinde olacağını düşünüyordu. Hiçbiri ertesi gün bir haberin içinde rakama dönüşeceğini bilmiyordu. Sonra deniz kabardı. Ve insanın aklına aynı soru geliyor: Bu yüzyılda hâlâ mı? Titanic’in üzerinden yüz yılı aşkın zaman geçti. Teknoloji değişti. Radarlar, uydular, meteoroloji sistemleri, haberleşme cihazları gelişti. Feribotlar, gemiler gelişti, kurallar gelişti. Ama belli ki insan hayatını korumak için yalnızca teknoloji yetmiyor. Şimdi cevaplanması gereken sorular var. Denizin bu kadar dalgalı olduğu biliniyor muydu? Sefer yapılmalı mıydı? Feribot denize çıkmaya uygun muydu? Gerekli kontroller eksiksiz yapılmış mıydı? Yolcuların güvenliği için bütün önlemler alınmış mıydı? Bunların cevabını soruşturma verecek. Ama bazı faciaların ardından hep aynı cümleyi duymaktan yorulduk: “Araştırılıyor.” Çünkü kaybedilen insan araştırmanın sonucunu beklemiyor. Bir evde sandalye boş kalıyor. Bir telefon artık çalmıyor. Bir anne, bir baba, bir eş, bir çocuk kapıya bakıyor. İhmal varsa bunun adı “kader” değildir. Deniz dalgalanabilir. Fırtına çıkabilir. Doğa sertleşebilir. Bunları engelleyemeyiz. Ama tehlikeyi bile bile yola çıkmamak, doğru denetimi yapmak, gerekli tedbiri almak insanın elindedir. Belki de bu facianın bize bıraktığı en ağır ders budur: İnsan hayatı, alınmayan bir tedbirden daha ucuz olmamalı. Bugün Dünya Barış Günü. Barışı yalnızca savaş meydanlarında aramayalım. Barış; insanın evinden çıkıp sağ salim evine dönebilmesidir. Barış; bir annenin telefon başında kötü haber beklememesidir. Barış; insan hayatına gerçekten değer vermektir. Bugün 267, 8 ve 514 artık benim için sayı değil. 267 insan… 8 yarım kalan hayat… 514 metre derinliğinde ise cevabını bekleyen kocaman bir soru: Bu gerçekten bir kaza mıydı, yoksa önlenebilecek bir facia mı? Ve belki Dünya Barış Günü’nde söylememiz gereken en sade söz de budur: İnsanı yaşatmadan, dünyaya barış getiremezsiniz. (Kayıp 18 kişi hakkında net bir bilgi yok henüz)
Ekleme Tarihi: 01 Eylül 2026 -Salı

KIBRIS FACİASI

267 – 8 – 514

Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü.

Dünyanın dört bir yanında barıştan söz edilecek. Savaşlar dursun, silahlar sussun, insanlar ölmesin denilecek.

Ne güzel bir dilek…

Ama insanın aklına ister istemez şu geliyor: Barış yalnızca savaşta ölmemek midir?

İnsanların ihmallerden, tedbirsizliklerden, göz göre göre gelen facialardan ölmediği bir dünya da barışın bir parçası değil midir?

Tam bunları düşünürken önüme üç sayı düştü:

267 – 8 – 514

Yan yana yazınca üç sayı.

Bir matematik sorusunun verileri gibi duruyor.

Oysa bazen rakamlar insanın boğazına düğümlenir.

267…

Dün Kıbrıs’tan çıkıp Taşucu’na doğru yola çıkan feribotta bulunan insanların sayısı.

8…

Denizin aldığı canlar.

514…

Batan feribotun denizin dibinde ulaştığı metreler.

Üç rakamın arasına koca bir hayat sığmış.

Kim bilir o insanlar Kıbrıs’a giderken ne kadar neşeliydi. Kimi tatilden dönüyordu, kimi ailesine, kimi işine… Belki bir çocuk annesine aldığı hediyeyi çantasına sıkıştırmıştı. Belki biri sevgilisine kavuşacağı saati hesaplıyordu. Belki bir başkası güvertede denize bakıp birkaç saat sonra evinde olacağını düşünüyordu.

Hiçbiri ertesi gün bir haberin içinde rakama dönüşeceğini bilmiyordu.

Sonra deniz kabardı.

Ve insanın aklına aynı soru geliyor: Bu yüzyılda hâlâ mı?

Titanic’in üzerinden yüz yılı aşkın zaman geçti. Teknoloji değişti. Radarlar, uydular, meteoroloji sistemleri, haberleşme cihazları gelişti. Feribotlar, gemiler gelişti, kurallar gelişti.

Ama belli ki insan hayatını korumak için yalnızca teknoloji yetmiyor.

Şimdi cevaplanması gereken sorular var.

Denizin bu kadar dalgalı olduğu biliniyor muydu? Sefer yapılmalı mıydı? Feribot denize çıkmaya uygun muydu? Gerekli kontroller eksiksiz yapılmış mıydı? Yolcuların güvenliği için bütün önlemler alınmış mıydı?

Bunların cevabını soruşturma verecek.

Ama bazı faciaların ardından hep aynı cümleyi duymaktan yorulduk: “Araştırılıyor.”

Çünkü kaybedilen insan araştırmanın sonucunu beklemiyor.

Bir evde sandalye boş kalıyor.

Bir telefon artık çalmıyor.

Bir anne, bir baba, bir eş, bir çocuk kapıya bakıyor.

İhmal varsa bunun adı “kader” değildir.

Deniz dalgalanabilir. Fırtına çıkabilir. Doğa sertleşebilir. Bunları engelleyemeyiz.

Ama tehlikeyi bile bile yola çıkmamak, doğru denetimi yapmak, gerekli tedbiri almak insanın elindedir.

Belki de bu facianın bize bıraktığı en ağır ders budur:

İnsan hayatı, alınmayan bir tedbirden daha ucuz olmamalı.

Bugün Dünya Barış Günü.

Barışı yalnızca savaş meydanlarında aramayalım.

Barış; insanın evinden çıkıp sağ salim evine dönebilmesidir.

Barış; bir annenin telefon başında kötü haber beklememesidir.

Barış; insan hayatına gerçekten değer vermektir.

Bugün 267, 8 ve 514 artık benim için sayı değil.

267 insan…

8 yarım kalan hayat…

514 metre derinliğinde ise cevabını bekleyen kocaman bir soru:

Bu gerçekten bir kaza mıydı, yoksa önlenebilecek bir facia mı?

Ve belki Dünya Barış Günü’nde söylememiz gereken en sade söz de budur:

İnsanı yaşatmadan, dünyaya barış getiremezsiniz.

(Kayıp 18 kişi hakkında net bir bilgi yok henüz)

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.