Her yıl ormanlarımız ya bilinçli ya da bilinçsiz şekilde hızla yok edilmeye devam ediyor.
Yangın söndürme uçağımız yok ama yangın izleme uçağımız var! Yani alevleri söndüremiyoruz ama en azından yanarken seyretme lüksümüz var (!).
Yaşam kaynaklarımız, ciğerlerimiz büyük darbeler alıyor. “Yangınlarda can kaybı yoktur” deniliyor. Sanki ağaç, börtü-böcek, kuş, sincap, kaplumbağa canlı değilmiş gibi…
Doymadınız ormanları yakmaya!
Canlısıyla, cansız ile her şeyi yok ettiniz.
Bir avuç daha toprak, bir metrekare daha arazi için ormanı ateşe verdiniz.
Gözünüzü toprak doyursun diyeceğim ama…
O toprak artık kül içinde boğuldu!
Ve bilin ki, bizim nefesimizi kesmeye hakkınız yok!
Bir gün gelecek, yaktığınız ormanların ağaçları bitecek.
O zaman tabutunuz için bile kereste bulamayacaksınız.
Ama rahat olun, ithalat serbest: belki ithal tabut bulursunuz (!).
Yine de o gün geldiğinde çok geç olacak.
Oysa yangınları önlemek mümkün.
Yeter ki doğayı düşman değil, dost görün.
Yapılması Gerekenler Basit:
Yangın koridorları açılmalı; alevler ormanda maraton koşmasın diye.
Kurak sezonlarda ormana girişler kısıtlanmalı; tedbir, pişmanlıktan iyidir.
Tarım için çıkarılan yangınlara son verilmeli; bir karış ekin, bin yıllık ormanı feda ettirmesin.
Ormanlık alanda ateş yakılmamalı; piknik kömürünüz uğruna binlerce can yanmasın.
Ateş izni varsa bile güvenlik tedbiri alınmalı; rüzgârın küçük bir esintisi koca ormanı tutuşturabilir.
Ateş tamamen söndürülmeli; “sönmüştür” demek yetmez, suyla, toprakla boğulmalı.
Ormana yakın tarlalarda anız ve çöp yakarken önlem alınmalı; küçük kıvılcım, büyük felaket getirir.
Cam kırığı, plastik, sigara izmariti ormana atılmamalı; küçücük bir izmarit, koca bir vadiyi yok eder.
Orman sadece ağaç değildir.
Orman, kuşun yuvası, kurdun barınağı, çiçeğin nefesi, bizim ise geleceğimizdir. Orman giderse biz de gideriz!
