65 yaşındayım.
Yani tam 65 yaz gördüm,
65 kış,
65 ilkbahar,
65 sonbahar…
Ama bir de şunu gördüm:
Her mevsim aynı kalıyor, hükümetler değişiyor; hükümetler aynı kalıyor, hayat pahalanıyor.
65 yılda çok şey gördüm.
Doğan gördüm.
Giden gördüm.
Ağlayan gördüm.
Gülen gördüm.
Bir de sürekli konuşanlar gördüm.
Sorulunca susanlar.
Gençken dünyayı değiştireceğimi sandım.
Orta yaşta kendimi değiştirmeye çalıştım.
Şimdi anlıyorum ki ülkede en zor değişen şey alışkanlıklar.
Mesela:
Eskiden kuyrukta ekmek beklerdik.
Şimdi dijitalden zam bekliyoruz.
Eskiden seçim vaadi vardı.
Şimdi “sabır” var.
Eskiden “yarın daha iyi olacak” denirdi.
Şimdi “şükret” deniyor.
65 yılda iktidar gördüm, muhalefet gördüm.
Sağ gördüm, sol gördüm.
Merkez gördüm, kenar gördüm.
Ama halk hep ortada kaldı.
Bir dönem özgürlük moda oldu, bir dönem güvenlik.
Bir dönem demokrasi dendi, bir dönem ekonomi.
Ekonomi dediler, kemer sıktık.
Kemer sıktıkça pantolon düştü.
Sanat gördüm, sanatsızlık gördüm.
Bir zamanlar şairler konuşurdu, şimdi danışmanlar.
Bir zamanlar tiyatro vardı, şimdi meclis yeterince oynuyor zaten.
Eskiden çocuklar sokakta oynardı.
Şimdi ebeveynler “gelecek kaygısı” oynuyor.
Eskiden gazeteler vardı.
Şimdi manşetler var ama haber yok.
Eskiden fikirler tartışılırdı.
Şimdi insanlar.
65 yılda şunu öğrendim:
Memlekette herkes uzman.
Futbolu herkes bilir.
Ekonomiyi herkes çözer.
Dış politikayı taksiden yöneten var.
Ama kimse kendi vicdanına danışmıyor.
Bir de çok enteresan bir şey fark ettim:
Her gelen “ben düzelteceğim” dedi.
Her giden “benden öncekiler bozmuştu” dedi.
Ortada düzelmiş bir şey gören var mı?
Ben göremedim.
Ama hâlâ umut satılıyor.
Taksitle.
65 yılda şunu da öğrendim: Bazı insanlar hayatına şiir gibi girer, bazıları yasa tasarısı gibi.
Bazıları seni büyütür, bazıları bütçeyi.
Ve insan yaş aldıkça anlıyor: En pahalı şey benzin değil, ekmek değil, kiralar hiç değil…
En pahalı şey huzur.
65 yaşındayım.
Ve artık şunu net biliyorum: Bu ülkede gençlik geçer, iktidar geçer, kriz geçer, modalar geçer…
Ama bizim sabır hiç bitmez.
Çünkü biz alıştık.
Alışmak bazen hayatta kalmaktır, bazen de yavaş yavaş yok olmak.
Yine de…
Bir çay koyabiliyorsak, bir dosta sarılabiliyorsak, bir şarkı mırıldanabiliyorsak…
Demek ki hâlâ buradayız.
65 yaşındayım.
Ve hâlâ öğreniyorum: Susmanın bazen oy verdiğini, konuşmanın bazen suç sayıldığını ve en büyük devrimin iyi kalabilmek olduğunu.
