Düşünsenize… Bir sabah uyanıyoruz ve Beethoven, Mozart, Dostoyevski ve Jack London bir şekilde günümüze ışınlanmışlar. Üstlerinde dönem giysileri, yüzlerinde hafif bir şaşkınlık, yanaklarında tarihin soğuk rüzgârı… Ve biz onlara “Buyrun efendim, sizi teknolojiyle tanıştıralım” diyoruz.
Önce Beethoven’la başlıyoruz. Adam sağır olduğu dönemlerde bile kalbinin ritmini duyup beste yapmış; şimdi onun eline küçük bir müzik çalar tutuşturduğumuzu düşünün.
“Hocam, bakın eseriniz burada çalıyor,” diyoruz.
Beethoven ise elindeki küçücük kutuyu çevirip çevirip bakıyor: “İçine orkestrayı nasıl sıkıştırdınız? Bir de benim şeflik batonum nereye sığdı?”
Muhtemelen ilk sorusu bu olurdu. Ardından klasik Beethoven kızgınlığıyla eklerdi: “Ben bunca yıl dev orkestralarla uğraştım, siz her şeyi avuç içine sığdırmışsınız. Bu haksız rekabet!”
Mozart ise daha eğlenceli bir yaklaşım sergilerdi. Her zamanki yaramaz gülümsemesiyle müzik çaları kulağına koyar, bir anda kendi bestelerini duyunca gözleri parlar: “Aaa bu ben! Ama… bu kadar küçüğe nasıl sığdım? İçeride kemancılar kavga etmiyor mu?”
Hatta biraz ileri gider, müzik çaları açmaya çalışıp içinden fagotçuyu çıkarmaya uğraşırdı.
Müziği bir kenara bırakalım, edebiyata geçelim. Dostoyevski’ye bir sesli kitap açtığımızı düşünün. Adam zaten hayatı boyunca insan ruhunun karanlık koridorlarını dolaşmış; şimdi bir de kendi kitabının “konuştuğunu” görse kesin paniklerdi.
“Ben yazdım… ama bu ses kim?” derdi büyük ihtimalle.
Sonra yavaş yavaş modern dünyanın garipliklerine alışır, bir süre sonra Rusya’nın soğuk caddelerinde değil, Spotify listelerinde dolaşmaya başlardı.
Jack London’a gelirsek… Sesli kitap fikrini beş dakikada benimserdi.
“Demek benim romanı birisi okuyor, öbürleri dinliyor… Güzel! Ben kurtlarla uğraştım, siz kulaklıklarla.”
Hatta belki şöyle bir tespitte bile bulunurdu: “Benim donarak yazdığım hikâyeleri siz, kalorifer peteğine yaslanıp kulaklıktan dinliyorsunuz. Dünya çok hızlı değişmiş ama hiç fena değil doğrusu.”
Müzik ve edebiyatın devleri bugün yaşasaydı, küçücük kutulara sığmış orkestralara, konuşan kitaplara, kendi adlarıyla gezen çalma listelerine çok şaşırırlardı. Ama bir süre sonra içten içe memnuniyet duyardı hepsi:
Çünkü sesleri, sözleri, notaları… artık daha çok insana ulaşıyor.
Belki de çağımızın en güzel tarafı bu: Devler artık yalnız sahnede değil; ceplerimizde, kulaklarımızda, yolda yürürken yanımızda.
Ve belki de Mozart şöyle bir cümle kurardı: “Beni küçük düşürdünüz ama iyi ki küçültmüşsünüz!”
