“Çok şikâyetçiyim Hâkim Bey…”
Sebeplerini ve nedenlerini de söyleyeyim.
Şehirlerimiz…
Bir zamanlar nefes alınan, insanın yürürken selam verdiği, kaldırımında çocuk seslerinin yankılandığı o şehirler…
Şimdi ya beton cenneti ya da düpedüz beton cehennemi.
Karar sizin.
Kaldırımlar artık yürümek için değil, sabır ve denge sınavı için yapılmış gibi. Bir ayağımız kaldırımda, diğerimiz yolda; arada geçen arabaya “Buyurun efendim, önce siz geçin” der gibi kenara çekiliyoruz.
Yani hâkim bey, biz vatandaşlıktan cambazlığa terfi ettik.
Ama maaş aynı…
Araçların üzerimizdeki hâkimiyeti öyle bir noktaya geldi ki, neredeyse kimliklerimizi “yaya” değil, “araç arası canlı türü” olarak güncelleyeceğiz. Kaldırım dediğin şey, artık ya park yeri ya da bir esnafın genişletilmiş vitrini.
Bir de o yollar…
Yamalı bohça gibi asfaltlar…
Sanki memleketin yolları değil de aceleyle kapatılmış bir vicdan meselesi.
Her çukurdan geçtiğimizde sadece amortisörler değil, ekonomimiz de zangır zangır titriyor.
Arabayı tamirciye götürüyorsun, usta sana bakıyor:
“Yol mu kullandın abi, yoksa mayın tarlası mı?”
Cevap veremiyorsun.
Gelelim çöplere…
Ah o çöpler…
Çöp dediğin şeyin bile bir gururu vardır hâkim bey. Ama bizde o bile yok. Gelişigüzel atılmış poşetler, kaldırım köşelerinde birikmiş atıklar, yanında da gururla tüten izmaritler…
Sanki biri demiş ki:
“Bırak, ben geleceği de yakarım.”
O küçücük izmaritler var ya…
Sadece yere düşmüyor.
Ormanlara düşüyor, vicdanlara düşüyor, yarınlarımıza düşüyor.
Sonra diyoruz ki “yangın çıktı.”
Çıkmaz mı?
Kuruyan ağaçların yerinde beton yükseliyor.
Bir zamanlar gölge veren dalların yerinde gri bir suskunluk…
Ağaçların açtığı çukurlar bile betonla kapatılıyor.
Sanki doğa hata yapmış da biz düzeltiyoruz!
Ne tuhaf değil mi hâkim bey?
Ağacı kesen insan, sonra gölge arıyor.
Belediyelere de bir çift sözüm var, izninizle…
Bu şehir sadece araçların değil, insanların da.
Kaldırımlar yürümek içindir, park etmek için değil.
Yürüyen merdivenler süs eşyası değildir, çalışmak içindir.
Engelli bir vatandaşın metro çıkışında yaşadığı o çaresizliği bir gün yaşasak, emin olun bütçe planları başka yapılır.
Tasarruf dedikleri şey, insan hayatından olmaz hâkim bey.
Olmamalı.
Bir de şu toplu taşıma kartı meselesi…
Bir şehirden diğerine gidince kartın yabancı, sen yabancı…
Sanki aynı ülkenin değil de ayrı ayrı cumhuriyetlerin vatandaşıyız.
Oysa yol aynı, insan aynı, dert aynı.
Bakın hâkim bey, ben çok şey istemiyorum.
Temiz bir kaldırım, düzgün bir yol, saygılı bir insan ve biraz yeşil…
Hepsi bu.
Ülkemde tertemiz bir ortamı düşlemek benim de hakkım.
Avrupa’yı, Asya’yı gezip “Adamlar yapmış” demek değil derdim.
“Biz neden yapmayalım?” diye sormak istiyorum sadece.
Son sözüm şu olsun:
Şehir dediğin betonla değil, vicdanla kurulur hâkim bey.
Biz betonu çoğalttık…
Ama galiba biraz insanı eksilttik.
