Hayatta bazı şeyleri öylesine kolay yapıyoruz ki arkasındaki emeği, bilgiyi ve yılların birikimini düşünmüyoruz bile. Bir iş gözümüzün önünde kolayca yapıldığında hemen, “Ne kadar basitmiş!” deriz.
Hani bir söz vardır ya, “Fan fini fon!” Sanki sihirli bir sözcük. Söyledin mi her şey kendiliğinden oluverecek!
Şimdilerde bir de fon meselesi var. Fon al, fon sat, paradan para kazan! Kimileri parasını çalıştırırken kimileri de sabahın köründe işe yetişmeye çalışıyor. Elbette yatırım yapmak da bilgi ister, risk taşır. Biz kimsenin fonuna, parasına karışmayalım. Fincancı katırlarını ürkütmeye niyetimiz yok!
Gelelim hayatın diğer kolaylıklarına...
Akşam eve geliyoruz. Anahtarı kilide sokup çeviriyoruz. Çıt! Kapı açılıyor. Fan fini fon! O küçücük anahtarın yapılması için kim bilir kaç insan kafa yordu? Bizim yaptığımız yalnızca çevirmek. Tabii anahtarı içeride unutmadıysak!
Elektrik düğmesine basıyoruz, her yer aydınlanıyor. O ışığın arkasındaki mühendisleri, işçileri, santralleri düşünmüyoruz. Ama elektrik kesildi mi hepimiz birer elektrik uzmanı kesiliyoruz!
Çocukluğumuzun radyolarını hatırlıyorum. Düğmesini çevirirdik, dünyanın sesi odamıza dolardı. Cızırtı yaptığında iki tokat atardık, çoğu zaman düzelirdi. Demek ki o yıllarda teknik servisimiz avuç içimizmiş!
Şimdi telefonun ekranına dokunuyoruz, dünyanın öbür ucuyla konuşuyoruz. Bir zamanlar mektup beklerken günler geçerdi. Bugün mesajımıza iki dakika cevap gelmeyince alınıyoruz!
Bir ekmek alıyoruz. Çiftçinin, değirmencinin, fırıncının emeğini düşünmeden soframıza koyuyoruz. Bazen de kabuğu fazla kızarmış diye beğenmiyoruz.
Bir de sanatın kolay görünen tarafı var. Seyirci gelir, koltuğuna oturur, perde açılır. Sanatçı sahnede birkaç dakikalık bir arya söyler, alkışlar yükselir. Ne kadar kolay değil mi? Oysa o birkaç dakikanın arkasında yılların eğitimi, emeği ve alın teri vardır.
Galiba asıl mesele hayatın kolaylaşması değil, bizim kolaylığa fazlasıyla alışmamız.
Birine günaydın demek, bir çocuğun başını okşamak, yaşlı bir insanın elini tutmak, kırdığımız birinden özür dilemek...
Bunlar için ne teknolojiye ne sermayeye ne de yatırım fonuna ihtiyaç var. Ama nedense en çok bunları yapmakta zorlanıyoruz.
Kapıları açacak anahtarlar bulduk ama gönülleri açacak anahtarı zaman zaman kaybediyoruz. Dünyanın öbür ucundaki insanla konuşabiliyoruz ama aynı evin içindeki insanla iki çift laf etmeye vakit bulamıyoruz.
Teknoloji hayatımızı kolaylaştırdı, para kazanmanın yolları çeşitlendi. Ama hayatı güzelleştirmek hâlâ bizim elimizde.
Unutmayalım, para parayı kazanabilir ama sevgi olmadan gönül kazanılmaz.
Her şey fan fini fon olabilir ama insan olmak öyle fan fini fon değil!
