Bir zamanlar dilimle karpuz alanlara gülerdik; şimdi taneyle domates alıyoruz. Ekonomi tıkırında diyenlere inat, halk “vitrin seyri” ile yetiniyor. Peki, bu nereye kadar böyle gidecek?
“Yetim sırtından doyan doyana
Gönül bu oyuna nasıl dayana?
Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana
Bilmem söylesem mi, söylemesem mi?”
(Mahsuni Şerif)
Yıllar önce yurt dışında marketlerde dilimlenmiş karpuz, tane ile alınan elmalar, üç salatalık, iki domates gözüme tuhaf görünmüştü. “Bu kadar da olmaz,” deyip geçmiş, biraz da alay etmiştim.
Yıllar geçti, o sahneleri şimdi kendi mahalle marketimizde görünce, anladım: Bu artık özentilik değil, geçim savaşı.
Her gün yeni bir fiyat etiketiyle karşılaşmak, evlerde buz gibi bir gerçeklik yaratıyor.
Marketler vitrin seyri alanına döndü. Alışveriş arabası değil, umut taşıyoruz.
İnsanlar “En ucuz nerede?” sorusunun peşine düşmüş, bir alışveriş göçü başladı.
Benzin zammı haberi çıkar çıkmaz gece kuyrukları başlıyor. “Ben hep 100 liralık alıyorum” devri tarih oldu.
Bazıları hâlâ “Kuyruk zamdan değil, araç fazlalığından” diyor. Sağ olsunlar, Aziz Nesin’in ruhu şad olsun.
Yarım simit satılır mı? Evet.
İstanbul’da röportaj veren biri diyor ki: “Kapalıçarşı’yı sadece geziyoruz, alışverişi turistler yapıyor.”
Ekonomik özet bu kadar net olabilir mi?
Çürümüş meyveler bile pazarda para ile satılıyor.
Etiketlere bakmak cesaret işi oldu.
Zeytin-ekmek artık fakirin değil, orta sınıfın bile ulaşamadığı bir kahvaltı.
Doğalgaz faturasından korkan vatandaş tek göz ocakta ısınıyor.
Bir zamanlar kasaptan bedava alınan tavuk kemiği şimdi etiketiyle satılıyor.
Ekonomi tıkırında evet, ama sadece parası olana.
Yoksul kesim yavaş yavaş buharlaşıyor.
Poşet taşıyan komşular artık diğerlerine görünmemeye çalışıyor.
“Alışveriş yaptım” demek neredeyse utanılacak hale geldi.
Uçurum derin. Ne köprü yeter ne viyadük.
Çözüm üretmek zorundayız.
Tarımı güçlendirmeli, üretime dönmeliyiz.
İthalata mecbur kalmamalı, yeniden kendi kendine yetebilen bir toplum olmalıyız.
Yerli malı haftalarının heyecanını çocuklarımıza yaşatmak istiyoruz.
Ve evet, artık ekmek arası simit değil, ekmek arası balık yemek istiyoruz.
“Yetim sırtından doyan doyana
Gönül bu oyuna nasıl dayana?
Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana
Bilmem söylesem mi, söylemesem mi?” Mahzuni Şerif.
