Bazı evler vardır; kapıyı açar açmaz “hoş geldin” der.
Bazı evler de vardır; “otur, anlatayım” der.
İkincisi genelde kütüphaneli evlerdir.
Gece uyku tutmaz… Saat üç. Salonun ışığını yakarsın. Karşında kütüphane.
Kimse yok sanırsın ama aslında herkes oradadır.
Bir rafta Ruslar ciddi ciddi bakar, bir rafta Latin Amerikalılar kahkahayı patlatır,
Türk şairler zaten her zamanki gibi duygusal, biraz da alıngan.
Kütüphanesi olan evlerde yalnızlık olmaz.
Sessizlik olur ama yalnızlık olmaz.
Çünkü raflar doludur;
– “Gel, iki laf edelim” diyen romanlar,
– “Bir çay koy da anlatayım” diyen öyküler,
– “Sakın ciddiye alma hayatı” diyen şairlerle…
Bazı geceler Dostoyevski’yle dertleşirsin, bazı geceler Orhan Veli sigaranı ister, bazı geceler bir Latin yazar omzuna dokunur:
“Abartma, hayat bu.”
Evinde kütüphane olan insanlar biraz tuhaftır.
Misafir gelince kitaplardan bahseder, misafir gidince kitaplardan özür diler.
Kitap alır ama okuyacak vakti yoktur, okumaya başlar ama bir cümlede durup düşünür.
Çünkü kütüphane sadece okunmaz; yaşanır.
Ve evet…
Kütüphanesi olan evler biraz dağınıktır.
Çünkü fikirler düzgün dizilmez.
Hayat, alfabetik sıraya girmez.
Ama şunu bilelim ki,
O evde gece ışık yanıyorsa, biri uykusuzdur, biri düşünüyordur, biri hayata kafa tutuyordur.
Ve büyük ihtimalle…
Kütüphaneyle sohbet ediyordur.
Bazı insanlar salonda televizyon izler.
Bazıları hayata bakar.
Kütüphaneli evlerde ikisi de yapılır.
