Ben eski pazarlardan geliyorum.
Domatesin kokusunu uzaktan tanıdığımız günlerden…
Çekirdeği avucumuza alıp kabuğunu yere serptiğimiz, ceviz kırarken çocukluğumuzu hatırladığımız zamanlardan.
Bu memleketin toprağıyla büyüdüm ben.
Karadeniz’in fındığı, Antep’in fıstığı, Çorum’un leblebisi vardı hayatımda.
Domates güneşte kızarırdı.
Biber dalında ağırlaşırdı.
Ceviz, sabırla olgunlaşırdı.
Biz sadece tüketmez, üretirdik.
Sadece yemezdik, gönderirdik.
Bir zamanlar dünyanın sayılı tarım ülkelerinden biriydik.
Bugün pazarda ürün seçerken artık menşe ülkesine bakıyoruz.
Bir gün Trakya taraflarına yolum düşmüştü. Çekirdek yerli üretim mi, yabancımı diye sordum.
Satıcı sakin bir sesle söyledi: “Çin’den geliyor.”
O an içimde bir şey eksildi.
Ayçiçeğinin simgesi olmuş bir coğrafyada, çekirdeğin bile yabancılaşması…
İnsan buna alışamıyor.
Eskiden fındık ihraç ederdik.
Bugün fındık ithal ediyoruz.
Eskiden domates kamyonları Avrupa yollarına düşerdi.
Bugün domatesin etiketine uzun uzun bakıyoruz.
Bir zamanlar Barış Manço çıkmış,
Domates Biber Patlıcan diye bir şarkı söylemişti.
Biz onu neşeli bir şehir hikâyesi sandık.
Meğer o şarkı, mutfaktan sokağa uzanan bir memleket aynasıymış.
Domates…
Biber…
Patlıcan…
Bugün dinlediğimde, notaların arasından geçim derdi geçiyor.
Eskiden köy vardı.
Tarla vardı.
Ahır vardı.
Üreten insanlar vardı.
Şimdi siteler var.
Rezidanslar var.
Projeler var.
Tarım arazileri beton oldu.
Köyler yaşlandı.
Gençler toprağı değil şehri seçti.
Çiftçi mazotu hesaplıyor.
Hayvancılık maliyetle boğuşuyor.
Bir zamanlar harman vardı.
Bugün imar sınırı var.
Bir zamanlar köylü vardı.
Bugün “organik pazar” var.
Köylüyü kaybettik, sonra organik domatesi pahalıdan almaya başladık.
Bu ülkenin müzisyenleri yıllar önce çok şey söylemişti aslında.
Cem Karaca emekçinin sesini taşıdı.
Moğollar Anadolu’yu gitarla anlattı.
Erkin Koray yalnızlığı ve isyanı notalara yükledi.
Onlar “toprak” diyordu.
Biz bugün “ithalat rakamları” konuşuyoruz.
Eskiden fındık fıstık sohbeti keyifti.
Şimdi dış ticaret konusu.
Eskiden domates salçaydı.
Şimdi grafik.
Eskiden leblebi çerezdi.
Şimdi tablo.
Bir dönem tarım ülkesiydik.
Bugün tarımı anlatan ülkeyiz.
Çiftçi mahsul hesabı yerine borç hesabı yapıyor.
Köylü ürün değil dilekçe ekiyor.
Gençler tarlaya değil başka ülkelere bakıyor.
Ve sonra soruyoruz: Nerede kırıldı bu bağ?
Belki toprağı dinlemeyi bıraktığımız yerde.
Belki üretimi değil tüketimi büyüttüğümüzde.
Belki betonu bereketten üstün tuttuğumuz günlerde.
Ben hâlâ Barış Manço dinlerken şunu düşünüyorum: Domates Biber Patlıcan bir şarkı değilmiş. Bir uyarıymış.
Biz melodisini sevdik, mesajını geç duyduk.
Bu ülkenin toprağı hâlâ güçlü.
Güneşi hâlâ cömert.
İnsanı hâlâ çalışkan.
Ama yönümüzü biraz kaybettik.
Bir gün yeniden üretime döner miyiz?
İnanıyorum döneriz.
Çünkü Anadolu sabırlıdır.
Çünkü bu topraklar küsmeyi uzun süre bilmez.
Ama önce yeniden hatırlamamız gerekiyor: Domatesin kokusu vardı bu ülkede.
Çekirdeğin memleketi belliydi.
Fındık dalından düşerdi.
Toprakla yeniden barışmadan, sofraya da geleceğe de huzur gelmez.
