Ali YILMAZ - Yazar - Program Yapımcı
Köşe Yazarı
Ali YILMAZ - Yazar - Program Yapımcı
 

AŞIK VEYSEL ŞATIROĞLU: Sazın Sesi, Kapının Bekçisi

Hayat bazen insanın önüne öyle küçük tesadüfler koyar ki, sonradan dönüp bakınca insan gülümser. Hatta biraz da düşünür. Benim ilk radyo programımın açılışı mesela… Heyecanım diz boyu. Mikrofonun başına oturmuşum. İçimde bir telaş, bir sevinç. “İlk program nasıl başlayacak?” diye düşünürken dedim ki: “En iyisi bir ustayla başlayalım.” Ve programı Aşık Veysel’in türküleriyle açtım. Sazın o tok sesi radyodan yayılmaya başladı. Hani insanın içine doğru yürüyen bir ses vardır ya… İşte öyle bir ses. Daha programın başında içimden “Ne güzel yaptın” diye kendi kendimi tebrik ediyorum. Derken telefon çaldı. Canlı yayın telefonu. “Bağlayalım mı?” dediler. “Bağlayın” dedim. Telefonda bir hanımefendi… Nazik, sakin bir ses. “Ben Aşık Veysel’in kızıyım” dedi. Bir an sustum. Mikrofonun başında insanın dili tutulur ya, aynen öyle. O an düşündüm: Demek ki sazın sesi bazen sadece radyodan değil, kaderden de geçiyor. Programın ilk gününde, açılışı yaptığım ozanın kızı canlı yayına bağlanıyor… Hayat bazen böyle küçük sürprizlerle insanın omzuna dokunuyor. Sonra aklıma yıllar önce duyduğum o hikâye geldi. Hani derler ya… Aşık Veysel bir zamanlar Ankara’ya girmek istemiş ama kıyafeti yüzünden içeri alınmamış. O yılların Ankara Valisi Nevzat Tandoğan… Başkent düzenli olsun diye köylü kılığındaki insanları şehre sokmak istemezmiş. Şimdi düşünün. Bir tarafta gözleri görmeyen, elinde sazı olan bir ozan… Öbür tarafta Ankara’nın kapısında duran bir bürokrasi. Kapıda sormuşlar: “Sen kimsin?” Veysel’in cevabı aslında çok basit: “Ben saz çalarım.” Ama bazen sazın değeri kapıda anlaşılmaz. Bazen sazın değeri yıllar sonra anlaşılır. Çünkü bugün o sazın sesi bütün Türkiye’nin hafızasında. Kapıyı tutan memurların isimlerini ise tarih zar zor hatırlıyor. İşte hayatın küçük ironisi burada. Bir zamanlar başkente girmekte zorlanan bir ozanın türküsü, yıllar sonra bir radyonun açılışını yapıyor. Üstelik kızının sesi de o yayına katılıyor. Demek ki sazın yolu uzun. Kapılar bazen kapanıyor ama türkülerin yolu kapanmıyor. Ben o gün mikrofonda şunu düşündüm: Ankara’nın kapısında bir zamanlar içeri alınmayan o adamın sesi, yıllar sonra bütün memleketin evlerine giriyor. Kapıyı bekleyenler değişiyor. Ama türkü nöbeti hiç bitmiyor. Ve galiba hayatın en güzel esprisi de bu. … … .. “Kadın susturulursa gelecek susar. Kadınsız devrim olmaz.” 8 Mart Dünya emekçi kadınlar gününüz sağlık mutluluk getirsin.
Ekleme Tarihi: 10 Mart 2026 -Salı

AŞIK VEYSEL ŞATIROĞLU: Sazın Sesi, Kapının Bekçisi

Hayat bazen insanın önüne öyle küçük tesadüfler koyar ki, sonradan dönüp bakınca insan gülümser. Hatta biraz da düşünür.

Benim ilk radyo programımın açılışı mesela…

Heyecanım diz boyu. Mikrofonun başına oturmuşum. İçimde bir telaş, bir sevinç. “İlk program nasıl başlayacak?” diye düşünürken dedim ki:

“En iyisi bir ustayla başlayalım.”

Ve programı Aşık Veysel’in türküleriyle açtım.

Sazın o tok sesi radyodan yayılmaya başladı. Hani insanın içine doğru yürüyen bir ses vardır ya… İşte öyle bir ses. Daha programın başında içimden “Ne güzel yaptın” diye kendi kendimi tebrik ediyorum.

Derken telefon çaldı.

Canlı yayın telefonu.

“Bağlayalım mı?” dediler.

“Bağlayın” dedim.

Telefonda bir hanımefendi…

Nazik, sakin bir ses.

“Ben Aşık Veysel’in kızıyım” dedi.

Bir an sustum. Mikrofonun başında insanın dili tutulur ya, aynen öyle. O an düşündüm:

Demek ki sazın sesi bazen sadece radyodan değil, kaderden de geçiyor.

Programın ilk gününde, açılışı yaptığım ozanın kızı canlı yayına bağlanıyor…

Hayat bazen böyle küçük sürprizlerle insanın omzuna dokunuyor.

Sonra aklıma yıllar önce duyduğum o hikâye geldi.

Hani derler ya…

Aşık Veysel bir zamanlar Ankara’ya girmek istemiş ama kıyafeti yüzünden içeri alınmamış.

O yılların Ankara Valisi Nevzat Tandoğan… Başkent düzenli olsun diye köylü kılığındaki insanları şehre sokmak istemezmiş.

Şimdi düşünün.

Bir tarafta gözleri görmeyen, elinde sazı olan bir ozan…

Öbür tarafta Ankara’nın kapısında duran bir bürokrasi.

Kapıda sormuşlar:

“Sen kimsin?”

Veysel’in cevabı aslında çok basit:

“Ben saz çalarım.”

Ama bazen sazın değeri kapıda anlaşılmaz.

Bazen sazın değeri yıllar sonra anlaşılır.

Çünkü bugün o sazın sesi bütün Türkiye’nin hafızasında.

Kapıyı tutan memurların isimlerini ise tarih zar zor hatırlıyor.

İşte hayatın küçük ironisi burada.

Bir zamanlar başkente girmekte zorlanan bir ozanın türküsü, yıllar sonra bir radyonun açılışını yapıyor.

Üstelik kızının sesi de o yayına katılıyor.

Demek ki sazın yolu uzun.

Kapılar bazen kapanıyor ama türkülerin yolu kapanmıyor.

Ben o gün mikrofonda şunu düşündüm:

Ankara’nın kapısında bir zamanlar içeri alınmayan o adamın sesi, yıllar sonra bütün memleketin evlerine giriyor.

Kapıyı bekleyenler değişiyor.

Ama türkü nöbeti hiç bitmiyor.

Ve galiba hayatın en güzel esprisi de bu.

… … ..

“Kadın susturulursa gelecek susar. Kadınsız devrim olmaz.”

8 Mart Dünya emekçi kadınlar gününüz sağlık mutluluk getirsin.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (2)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Zekiye
(11.03.2026 07:55 - #5203)
Kaleminize sağlık. Ne güzel bir paylaşım. Aşık Veysel bu gün dünya sanatlçıları arasına girdi. 2009 yılında UNESCO "İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsilî Listesi"ne kaydedilen Âşıklık Geleneği'nin en güçlü temsilcilerinden biri kabul edimektedir.
Ali Yılmaz Çok teşekkür ederim
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Kemal Duruhan
(14.03.2026 09:56 - #5216)
Telin tınısı bir olay perdesini hatırlattı: Hanımın dedesi Hasan Çevik o yıllarda Ankara'da polis şefi. Gençlik Parkında gece bir genci biraz uygunsuz yakalar. İki tane tokat nakşeder. Nakşeder nakşetmesine de, ertesi günü kendini vali Tandoğan'ın huzurunda bulur. Meğer tokat attığı genç vali Tandoğan'ın oğluymüş. Vali polis şefine sorar: -O genci niye tokatladın? Polis şefi gayet rahat: -Uygunsuz yakaladım efendim. Vali: -İyi yapmışsın, eline sağlık.
Ali Yılmaz Teşekkürler
Ali Yılmaz Çok teşekkür ederim
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.