Ankara: Sessizliğin Başkent İlan Edildiği Şehir
Ankara sessizdir.
Öyle İstanbul gibi insanın yakasına yapışan, “hadi acele et” diye ensesinden dürten bir şehir değildir. Burada ne vapur kaçırma telaşı vardır ne de “iki durak sonra inerim” deyip üç durak fazla gitme hali. Ankara, acele etmeyi unutmuş gibidir. Sanki bir gün oturmuş, “Yoruldum artık” demiş ve bütün sinir uçlarını usulca aldırmıştır.
İstanbul’da insanlar koşar; Ankara’da insanlar yürür.
İstanbul’da zaman kovalar seni; Ankara’da zaman seninle aynı bankta oturur, çayını yudumlar.
Semtleri de bu sükûnete dahildir.
Ben 1980’li yıllara kadar Ankara’yı sadece Ulus sanırdım. Ulus varsa Ankara vardı, yoksa yoktu. Meğer şehir, biz fark etmeden büyümüş, çoğalmış, dallanmış. Öyle ki bugün neredeyse çevre illerle göz göze gelmiş durumda. Ama ne kadar büyürse büyüsün, Ankara hâlâ “fazla ses yapmamaya” özen gösterir.
Ulus’tan başlarsın;
Kaleye çıkarsın,
Kaleden Keçiören’e süzülürsün,
İncirli, Aydınlıkevler derken
bir bakmışsın Kızılay’a düşmüşsün.
Maltepe, Bahçelievler, Emek, Gaziosmanpaşa…
Bu şehir seni yormaz, aksine kollar.
“Dur bir soluklan,” der gibi bir hâli vardır.
Her ne kadar büyümüş olsa da Ankara hâlâ memur disipliniyle yaşayan, öğrenci sabrıyla bekleyen bir şehirdir. Saatinde açılır, saatinde kapanır. Fazla duygusallık yapmaz ama seni yarı yolda da bırakmaz.
Eee bir de Abidinpaşa Köşkü…
Abidinpaşa’nın adının fısıltıyla anıldığı o köşk.
Akdere tarafları, Nato Yolu, Elmadağ…
Gezilecek yer listesi yapmaz Ankara;
“İstersen gel, istemezsen de canın sağ olsun” der.
Kayaş’ta Atatürk’ün bağ evlerinde geçen sohbetler dolaşır havada hâlâ.
Keçiören’de eski pikniklerin sesi duyulur.
Atatürk Orman Çiftliği ise ailelerin bir araya geldiği, çocukların gazozla mutlu olduğu, büyüklerin “Eskiden buralar hep bağdı” cümlesini hiç değiştirmeden kullandığı yerdir.
Ankara bir şiir gibidir aslında.
Kafiyesi yoktur ama ritmi vardır.
Abartısı yoktur ama ağırlığı vardır.
Her tarafı merkez olan bir şehir değildir.
Merkezleri bellidir: Kızılay ve Ulus.
Geri kalan hayat, usul usul buralara akar.
Belki de bu yüzden Ankara, insanı yormaz.
Çok şey vaat etmez ama verdiğini de geri almaz.
Sessizdir, sakinidir…
Ve garip bir şekilde, hep yanındadır.
