Ali Eralp - Eğitimci-Araştırmacı-Yazar
Köşe Yazarı
Ali Eralp - Eğitimci-Araştırmacı-Yazar
 

İHANETİN ADINI “ARINMA” OLARAK DEĞİŞTİRDİLER…

Kötü insanların, kötü durumlara düşmesini anlatmak için anam, derdi ki; “Allah kimseyi bu hallere düşürmesin…” Birkaç gün önce, Sözcü TV’de konuşan Kılıçdaroğlu’nu görünce bu söz aklıma geldi. KK konuşurken yüzüne baktım. Çok perişandı. Çökmüştü… Anamın dediği hallere düşmüştü. 5-6 ay gibi kısa bir zamanda 7 - 8 yaş ihtiyarlamıştı. Belli ki çok sıkıntılı anlar yaşıyordu. Çileler girdabına düşmüştü. Konuşmalarından anladığım kadarı ile o, CHP’yi değil, AKP’yi arındırma, düzlüğe çıkarma, yeniden iktidar yapma konusunda büyük çabalar sarf ediyor. Yani ihanetin adını “Arınma” koymuş. 2010’dan 2013’e kadar yaptığı bu özel görevi bu kez de “Ahlak üstünlüğü” ile perdelemek, taçlandırmak istiyor… Ama bu kez Tarzan zorda. 2010’larda, 15’lerdeki koşullar Bay Kemal’den yanaydı, bugün değil. Çünkü Halkın gözü açıldı. Sağcısı, solcusu onun hedefinin, büyüyen CHP’yi parçalamak, bir takım boş iddialarla partinin itibarını sarsmak, 13 yıldan beri yaptığı yandaşlık görevini yerine getirmek olduğunu biliyor şimdi… KK, her zaman olduğu gibi bugün de Recep Tayyip Erdoğan’ın yedek lastiği, bastonu durumunda. Başkanın zora girdiği dönemlerde hemen Hızır gibi onun yardımına koşuyor. Ama o kurultay yenilgisinden sonraki 2 – 2.5 yıllık dönemde bazı yeteneklerini daha da geliştirmiş. Arkadan dolanma, gerçekleri gizleme, karşısındakinin düşüncesini görmezden gelip, kendi düşüncesini öne çıkarma ve kıvırtma yeteneğini zirveye çıkarmış. Her zaman yaptığı gibi yine “Namuslu, dürüst politikacı” rolünü oynamaya devam ediyor. Sözcü TV gazetecileri ona, aslanlar gibi, tam 12’den vuran,  nitelikli sorular sordular. Ama o bu soruları duymuyordu bile. Durmadan “CHP’yi arındıracağız” diyordu. İki cümlesinin birisinde, arındırma, temizleme, aklama, ahlaki üstünlük sözcüklerini kullanıyordu. Sorulan sorular karşısında bocalıyordu. Tekliyordu. Duraksıyordu. Çelişkili yanıtlar veriyordu. Çok sıkışınca da hemen papağan gibi “Arındırma, aklama, temizleme” sözcüklerini tekrarlıyordu. Gazeteci sordu: “Siz adaletin bağımsız olduğuna inanıyor musunuz?” Kemal Bey yanıt verdi: “Hayır, inanmıyorum.” Bunu söyleyen adam, bir taraftan da ihraç etmek istediği milletvekillerinin, iktidar yargısında “Arınıp” gelmesini tavsiye ediyordu. Hepsinden önemlisi bugünkü yargının bağımsız olmadığına inanıyordu ama kendisini CHP’nin başına mutlak butlan olarak onun atadığını bilmezden geliyordu. Muhabir soruyordu. “Bazı partilileri suçluyorsunuz. Peki, elinizde belge var mı?” KK yanıt veriyordu: “Tanık para verdiğini söylüyor.” Muhabir bu kez tekrar uyarıyordu: “Ama suçladığı kişi de ‘Almadım’ diyor. O, bu itirazı duymuyor, yine bildiğini okumaya devam ediyor, partiyi kısa zamanda arındıracağını ileri sürüyordu. Bu arada mutlak butlanla ilgili olduğu için bir konuya da değinmeden geçemeyeceğim. İzmir belediye başkanı ve bazı CHP’liler partiden istifa ettiklerini ilan ettiler. Neymiş efendim? “Üst üste alınan ihraç kararları çok endişe vericidir. Bir gün geri dönebilmek umuduyla CHP üyeliğimden istifa ediyorum.” Diyor. Bana göre ise asıl endişe verici olan Cemil Tugay’ın bu davranışıdır…  Yani partisinden istifa etmesidir. Mustafa Kemal için saltanat iktidarı, “Katli vaciptir, idam edilmelidir” diye bir ferman çıkarmıştı. Bu durum karşısında, Atatürk, “Bu karar çok endişe vericidir. Ben şimdilik bağımsızlık mücadelesinden ayrılıyorum. Geri dönebilmek umuduyla” deyip, böyle bir davranış sergileseydi Kurtuluş Savaşını kazanabilir miydik? Sözün özü, politikacılık, bir köşe kapmaca oyunu değildir. Her koşulda ve durumda zorlukları, hainleri yenmek için Atatürkçünün görevi, partide kalıp mücadeleye devam etmektir.
Ekleme Tarihi: 22 Haziran 2026 -Pazartesi

İHANETİN ADINI “ARINMA” OLARAK DEĞİŞTİRDİLER…

Kötü insanların, kötü durumlara düşmesini anlatmak için anam, derdi ki; “Allah kimseyi bu hallere düşürmesin…”

Birkaç gün önce, Sözcü TV’de konuşan Kılıçdaroğlu’nu görünce bu söz aklıma geldi.

KK konuşurken yüzüne baktım. Çok perişandı. Çökmüştü… Anamın dediği hallere düşmüştü.

5-6 ay gibi kısa bir zamanda 7 - 8 yaş ihtiyarlamıştı. Belli ki çok sıkıntılı anlar yaşıyordu. Çileler girdabına düşmüştü.

Konuşmalarından anladığım kadarı ile o, CHP’yi değil, AKP’yi arındırma, düzlüğe çıkarma, yeniden iktidar yapma konusunda büyük çabalar sarf ediyor.

Yani ihanetin adını “Arınma” koymuş. 2010’dan 2013’e kadar yaptığı bu özel görevi bu kez de “Ahlak üstünlüğü” ile perdelemek, taçlandırmak istiyor…

Ama bu kez Tarzan zorda. 2010’larda, 15’lerdeki koşullar Bay Kemal’den yanaydı, bugün değil.

Çünkü Halkın gözü açıldı. Sağcısı, solcusu onun hedefinin, büyüyen CHP’yi parçalamak, bir takım boş iddialarla partinin itibarını sarsmak, 13 yıldan beri yaptığı yandaşlık görevini yerine getirmek olduğunu biliyor şimdi…

KK, her zaman olduğu gibi bugün de Recep Tayyip Erdoğan’ın yedek lastiği, bastonu durumunda. Başkanın zora girdiği dönemlerde hemen Hızır gibi onun yardımına koşuyor.

Ama o kurultay yenilgisinden sonraki 2 – 2.5 yıllık dönemde bazı yeteneklerini daha da geliştirmiş.

Arkadan dolanma, gerçekleri gizleme, karşısındakinin düşüncesini görmezden gelip, kendi düşüncesini öne çıkarma ve kıvırtma yeteneğini zirveye çıkarmış. Her zaman yaptığı gibi yine “Namuslu, dürüst politikacı” rolünü oynamaya devam ediyor.

Sözcü TV gazetecileri ona, aslanlar gibi, tam 12’den vuran,  nitelikli sorular sordular.

Ama o bu soruları duymuyordu bile. Durmadan “CHP’yi arındıracağız” diyordu. İki cümlesinin birisinde, arındırma, temizleme, aklama, ahlaki üstünlük sözcüklerini kullanıyordu.

Sorulan sorular karşısında bocalıyordu. Tekliyordu. Duraksıyordu. Çelişkili yanıtlar veriyordu.

Çok sıkışınca da hemen papağan gibi “Arındırma, aklama, temizleme” sözcüklerini tekrarlıyordu.

Gazeteci sordu: “Siz adaletin bağımsız olduğuna inanıyor musunuz?” Kemal Bey yanıt verdi: “Hayır, inanmıyorum.” Bunu söyleyen adam, bir taraftan da ihraç etmek istediği milletvekillerinin, iktidar yargısında “Arınıp” gelmesini tavsiye ediyordu.

Hepsinden önemlisi bugünkü yargının bağımsız olmadığına inanıyordu ama kendisini CHP’nin başına mutlak butlan olarak onun atadığını bilmezden geliyordu.

Muhabir soruyordu. “Bazı partilileri suçluyorsunuz. Peki, elinizde belge var mı?” KK yanıt veriyordu: “Tanık para verdiğini söylüyor.” Muhabir bu kez tekrar uyarıyordu: “Ama suçladığı kişi de ‘Almadım’ diyor. O, bu itirazı duymuyor, yine bildiğini okumaya devam ediyor, partiyi kısa zamanda arındıracağını ileri sürüyordu.

Bu arada mutlak butlanla ilgili olduğu için bir konuya da değinmeden geçemeyeceğim. İzmir belediye başkanı ve bazı CHP’liler partiden istifa ettiklerini ilan ettiler.

Neymiş efendim? “Üst üste alınan ihraç kararları çok endişe vericidir. Bir gün geri dönebilmek umuduyla CHP üyeliğimden istifa ediyorum.” Diyor. Bana göre ise asıl endişe verici olan Cemil Tugay’ın bu davranışıdır…  Yani partisinden istifa etmesidir.

Mustafa Kemal için saltanat iktidarı, “Katli vaciptir, idam edilmelidir” diye bir ferman çıkarmıştı. Bu durum karşısında, Atatürk, “Bu karar çok endişe vericidir. Ben şimdilik bağımsızlık mücadelesinden ayrılıyorum. Geri dönebilmek umuduyla” deyip, böyle bir davranış sergileseydi Kurtuluş Savaşını kazanabilir miydik?

Sözün özü, politikacılık, bir köşe kapmaca oyunu değildir. Her koşulda ve durumda zorlukları, hainleri yenmek için Atatürkçünün görevi, partide kalıp mücadeleye devam etmektir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.