24 yıldır bu ülke yaşamadıklarını yaşadı.
Görmediklerini gördü.
Duymadıklarını duydu.
Şu geldiğimiz günlere bir bakın hele. İnsanlar birbirlerini boğazlıyorlar. Kadınlar sokaklarda öldürülüyorlar.
14 yaşında bir genç çocuk5 adet silahla okula dalıyor, onlarca arkadaşını tarıyor. Kurşun yağmuruna tutuyor ve 9 ölü… Azrail olup, canlarını alıyor.
Ormanları zararlılara, yangınlara, hırsızlara karşı koruması gereken iktidar; kurdu kuşu,börtüsü böceği ile onu yok ediyor. Maden çıkarma uğruna yandaşları ile birlikte yeşilliklerimizi, soluk aldığımız havayı tüketiyorlar...
Bacak kadar çocuklara tecavüz ediliyor…
Sonra da bu adamlar ellerini kollarını sallayarak ortalıkta dolaşıyorlar.
Bu türden olayları önceleri yaşamazdık. Bilmezdik, duymazdık biz.Bu türden pis olaylara tanık olmazdık.
Evet, yoksulluktan söz ederdik, haksızlıktan, işsizlikten, sömürüden şikâyet ederdik. Bunun için eylemler, direnişler yapardık. Mitingler düzenlerdik.
Ama çocuklarımızı, kadınlarımızı, kızlarımızı sokağa korkusuzca salardık.
Onlar, can korkusu, taciz, tecavüz korkusu olmadan yollarda özgürce yürürlerdi.
Amcalar, teyzeler, babalar, dedeler, abiler çocuklarımızın saçını okşardı… Akıllarına asla bir kötülük gelmezdi.
Nereden çıktı bu kadar sapık? Nereden çıktı bu kadar hırsız, katil, düzenbaz, dolandırıcı?
Gülmeyi unuttuk, bayramları unuttuk. Dostluğu, kardeşliği unuttuk…
İnsanlar yokluk, yoksulluk, açlıkla boğuşuyorlar sadece. Ve içlerinde çoluğuna çocuğuna ekmek götüremediği için intihar edenler var.
Bütün bunlar yaşanırken, bir taraftan da yazlık, kışlık saraylar, köşkler, villalar yaptırılıyor durmadan… Milyarlık arabalara biniliyor. Milyarlık kol saatleri takılıyor, hem de gözümüzün içine baka baka...
Şu anda haklarını, maaşlarını alamadıkları için binlerce işçi yollarda… Bir işçinin maaşının verilmediği nerede görülmüştür?Seslerini duyurabilmek, haksızlıkları protesto etmek için yürüyorlar şimdi.
Emekliler aç, sefil. Köylüler ormanlarını, tarlalarını, evlerini barklarını korumak, kurtarabilmek için direniyorlar. Gazı, copu, yerlerde sürüklenmeyi, zindanları göze alıyorlar…
Akbelen ormanları için mücadele eden Muğla İkizköy muhtarının kızı Esra Işık hâlâ içeride…
Analarının ak sütü gibi helal oy almış CHP’li belediye başkanları şafak operasyonları ile zindanlara atılıyor. Ama bir tek iktidar belediye başkanının şafak operasyonu ile götürüldüğünü duymadık, görmedik.
Gazeteler, gazeteciler, televizyonlar, televizyoncular görmüyor bu olayları. Görmezlikten, duymazlıktan geliyorlar. Üç maymunları oynuyorlar.
Eleştirmiyorlar. Yazmıyorlar.
Çünkü basın, yandaş basın oldu. Gazetecilerin, yazarların büyük çoğunluğu, yandaş gazeteci, yandaş yazar, kurşun asker oldu.
Yargı yandaş yargı oldu. Onlar sadece bağlı oldukları, emir aldıkları makamların dediklerine uyuyorlar. Onların dediklerini yapıyorlar. Şimdiye dek görülmemiş bir şey bu…
İşin daha kötü yanı; bazı politikacılarda, görevlilerde, ve hatta bazı ülkeyi yönetenlerde utanma, sıkılma duygusu da kalmadı.
Ekmek yer, su içer gibi yalan söylüyorlar. Kimse halkın başına gelen felaketleri sahiplenmiyor. Kimse sorumlu oldukları felaketler karşısında istifa etmiyor. İstifa kurumu ülkemizde yok edildi.
Yalanları ortaya çıkınca da kendilerini haklı çıkarmak için bin dereden su getiriyorlar… Sanki o suçu onlar değil de ben işlemişim gibi. Ben utanıyorum yaptıklarından, söylediklerinden, onlar utanmıyorlar.
Çünkü adamlarda utanma, sıkılma kalmamış. Ar damarları çatlamış… Yazıları, turaları silinmiş, dümdüz olmuş…
Bir tek hedefleri var şimdi onların: Mal mülk, para, servet sahibi olmak ya da mevcut zenginliklerini daha da artırmak ve koltuklarını, makamlarını korumak…
“Ölen ölsün, kalan sağlar bizimdir” diyorlar… Bir tek felsefeye hizmet ediyor onlar şimdi: “Devlet malı deniz, yemeyen domuz…”
